Evi bulmaları tam üç gün sürdü. Üç gün boyunca internet ilanlarında kaybolmuşlar, emlakçıların fahiş komisyon talepleriyle yüzleşmişler ve onlarca site gezmişlerdi. En nihayetinde kurtarıcı ilan, Yaman’ın gece yarısı ekran başında gözleri nerdeyse kapanmak üzereyken karşısına çıktı.
Üç oda. Geniş sayılabilecek bir salon. Sokak lambasına bakan küçük bir balkon. Üniversiteye otobüsle tam yirmi dakika. Ve hepsinden önemlisi... Piyasadaki diğer felaket evlere kıyasla mucizevi bir şekilde ucuzdu.
Beş kişi, Eylül güneşinin altında dökülen sarı yaprakların arasında durup kafalarını yukarı kaldırdı ve binaya baktı. Dış cephesinin sıvaları yer yer dökülmüş, dördüncü kattaki balkonun demirleri paslanmıştı. Bina, mahallenin en yaşlı ve yorgun yapısı gibi duruyordu.
Kenan heyecanla başını kaldırdı, ellerini ceplerine soktu. "Ben bayıldım abi! Çok güzel, tam bir aile yuvası."
Meltem kaşlarını çatarak Kenan’a döndü. "Daha içeri bile girmedik Kenan. Nasıl bayılabiliyorsun?"
"Dışarıdan çok estetik ve vintage duruyor ama," dedi Kenan pişkinlikle.
"Dış görünüş bir kriter değil," diye araya girdi Yaman.
"Benim için gayet büyük bir kriter," dedi Kenan omuz silkerek. "Dışarıdan bakınca 'burada tutunmaya çalışan fakir ama gururlu öğrenciler yaşıyor' havası var. Karizma yani."
Pelinsu çekingen bir tavırla yakasındaki hayali bir tozu temizledi ve sessizce konuştu: "Bence... biraz fazla eski. Yani kapının girişi bile karanlık."
"Eski olması sorun değil," dedi Meltem temkinli bir sesle. "Sağlam olsun, çatısı akmasın yeter."
"Pelinsu haklı," dedi Yaman binanın girişindeki çatlaklara bakarak. "Biraz fazla eski. Deprem yönetmeliğine uygun mu acaba?"
O sırada grubun en neşesiz ama en vurdumduymaz üyesi Mecnun, binanın ahşap dış kapısına doğru bir adım attı. "Bence bu ev bizi istemiyor arkadaşlar. Hissediyorum ben."
Herkes aynı anda ona döndü. Kenan gözlerini devirdi. "Ne diyorsun yine Mecnun? Evin dili mi var?"
Mecnun parmağıyla kapının üzerindeki dökülmüş, soyulmuş yeşil boyayı gösterdi. "Boyasından belli. Baksanıza, 'gelmeyin' diye bağırıyor resmen. Evin enerjisi negatif."
Meltem kendini tutamayarak güldü. "Konuştu yine bizim ev profesörü... Negatif enerjiymiş! Kira ucuza gelsin de ben o negatif enerjiyi tütsü yakar kovalarım."
Meltem adımlarını hızlandırıp merdivenleri tırmandı ve ağır ahşap kapıya sertçe vurdu. Birkaç saniye sonra içeriden ayak sesleri duyuldu ve kapı gıcırtıyla açıldı. Karşılarında esmer, kırlaşmış saçlı, hafif göbekli ve yüzünde yılların verdiği bir bıkkınlık olan ev sahibi duruyordu. Adam gruptakileri tek tek, tepeden tırnağa süzdü.
Beş kişi. Beş sırt çantası. Beş farklı hayat ve beş bambaşka yüz ifadesi.
Adamın yüzünde anında hafif bir tereddüt ve şüphe çizgisi oluştu. "Siz... Beş kişi mi olacaktınız?"
Kenan hemen öne atıldı, yüzüne en masum gülümsemesini yerleştirdi: "Şimdilik amca! Belki ileride bir kedi falan da alırız."
Meltem dirseğiyle Kenan’ın kaburgasına sertçe vurdu. Kenan acıyla gerilerken Meltem profesyonel bir edayla gülümsedi. "Evet, beş kişiyiz. Hepimiz üniversite öğrencisiyiz. Düzenli ve sessiz insanlarız."
Ev sahibi derin bir iç çekti. "İçeri geçin bakalım. Ben aşağıdan kira sözleşmesini getirip geliyorum, siz eve bir bakın."
Adam anahtarı teslim edip merdivenlerden aşağı inerken beşli içeri süzüldü. Evin içi boşluğun getirdiği hafif bir yankı ve eski ahşap kokusuyla doluydu.
Hemen keşfe başladılar. Salon, beşinin de rahatça oturabileceği kadar geniş ve ferah görünüyordu. Ancak mutfak iki kişinin aynı anda hareket etmesini imkansız kılacak kadar küçüktü. Balkon deseniz, ancak iki sandalyenin sığabileceği kadardı. Banyoya geçtiklerinde musluğun ritmik bir şekilde damlattığını gördüler: Şıp... Şıp... Şıp... Duvarların bazılarında nemden dolayı boyalar kabarmış, yer yer dökülmüştü.
Ama yine de... Güzeldi. En azından onlar için muazzam bir saraydı. Çünkü ilk defa beşinin de önünde aynı ihtimal vardı: Birlikte yaşamak, kendi düzenlerini kurmak ve sokakta kalmaktan kurtulmak.
Meltem salonun tam ortasında durdu. Etrafına bakarken zihninde mobilyaların yerini hayal etmeye çalışıyordu. Yaman ise hemen mutfak kapısının eşiğine dikilmiş, telefonunun notlar kısmına sayılar yazıyordu.
"Elektrik faturası..." diye fısıldadı Yaman kendi kendine. "Su... İnternet... Aidat... Tüp masrafı... Market..." Kafasında çoktan karmaşık ama disiplinli bir bütçe tablosu oluşturmuştu bile. "Herkes aylık sabit şu kadar koyarsa, mutfak masrafını da eşit bölersek kurtarırız gibi arkadaşlar."
O sırada Kenan balkona çıkmış, ahşap korkuluklara yaslanmıştı. "Ooo! Burası harika! Burada ne mangal yapılır be!"
Meltem salondan balkona doğru bağırdı: "Kenan, balkon topu topu iki metre! Ne mangalı?"
Kenan hiç istifini bozmadan arkasını döndü. "Küçük mangal yapılır o zaman Meltem! İrade olduktan sonra balkonun boyutu önemli değil."
Pelinsu ise koridorun sonundaki küçük odanın kapısında duruyordu. Bakışları boş duvara kilitlenmişti. Derin düşünceler içerisindeydi; acaba bu evde gerçekten mutlu olabilecek miydi? Eski ev sahibinin onu kapı dışarı edişi, ailesinin beklentileri ve bu yabancı insanlarla aynı çatıyı paylaşacak olma fikri zihnini bulandırıyordu.
Mecnun ise kimseden izin almadan, salonda duran tek eşyaya ,eski, sararmış ve çökük bir kanepeye, kendini bıraktı. Yayı gevşemiş kanepe gıcırdarken cebinden telefonunu çıkardı ve hemen o numarayı çevirdi.
"Aşkım! Evi bulduk!"
Diğer dört kişi aynı anda başlarını çevirip salondaki tek kanepeye tünemiş olan Mecnun’a baktı.
Mecnun telefonun diğer ucundaki sevgilisine detay vermeye devam etti: "Evet hayatım, beş kişi kalacağız... Yok yok, arkadaşlar gayet iyi..."
Meltem’in yüzü bir anda düştü. Yaman gözlerini kapatıp sabır diledi. Kenan kendi kendine kıkırdamaya başladı. Pelinsu ise o kasvetli havanın ortasında, Mecnun’un bu umursamaz tavrına ilk kez gülümsedi. O an, grubun üzerindeki o ağır çekingenlik bir nebze olsun kırılmıştı.
Çok geçmeden ev sahibi elinde iki kopya kira sözleşmesi ve bir tükenmez kalemle salona girdi. "Evet gençler," dedi ciddiyetle. "Şartlar belli. Ayın biri geldi mi kira hesabımda olacak. Komşuları rahatsız etmek yok. Parti marti istemem."
Yaman öne çıktı, sözleşmeyi adamın elinden alıp her bir maddesini, ince yazıları dpâhil dikkatle okumaya başladı. Maddeleri tek tek inceledikten sonra onaylarca başını salladı.
İlk imzayı Meltem attı. Kalemin kağıttaki hışırtısı salonda yankılandı. Ardından Pelinsu titrek ellerle imzasını kondurdu. Kenan havalı bir imza atıp kalemi Mecnun’a uzattı.
Mecnun kalemi eline aldı. Tam imza atacak kağıda yaklaştı ki aniden durdu. Başını kaldırıp ev sahibine baktı: "Bir şey soracağım amca."
Ev sahibi gözlerini ona çevirerek baktı. "Buyur evlat?"
"Elektrik faturası nasıl geliyor bu evde? Yani tesisat eski mi, çok yazar mı?"
Adam şaşkınlıkla baktı. "Normal gelir evlat. Kullanımınıza göre değişir tabii. Çok kullanırsanız çok gelir."
Mecnun başını tatmin olmuş bir edayla salladı. "Tamamdır." Ve kağıdın altına imzasını attı.
O anda, o küçük ve boyası dökük salonda, beşinin de hayatındaki en büyük ortak hata resmen tamamlanmış ve imzalanmıştı.
Henüz bilmiyorlardı. Bu evde ilk büyük tartışmaları tezgahta biriken ve kurumuş yemek artıklarıyla kaplı bulaşıklar yüzünden çıkacaktı. İkinci tartışmaları, ay sonu geldiğinde kimin ne kadar eksik verdiği anlaşılan kira parası yüzünden patlayacaktı. Üçüncüsü, Mecnun’un odasındaki bilgisayarın sabahlara kadar açık kalması ve cızırdayan fan sesi yüzünden olacaktı. Dördüncüsü Meltem’in biriken stresi ve ani sinir patlamaları yüzünden, beşincisi ise Pelinsu’nun odasından yükselen ağlama seslerinin gerçekten hangi dertten kaynaklandığı yüzünden çıkacaktı.
Ve bir süre sonra... Her ayın ortasında kapının çalması, "Kira nerede?" diyen ev sahibinin gölgesi, beşinin de kalbini aynı anda yerinden oynatacaktı.
Ama o gün? O gün sadece mutluydular. Çünkü ellerinde bir anahtar vardı. Başlarını sokabilecekleri yeni bir evleri vardı. Birbirlerini çok iyi tanımıyorlardı; kimin neye sinirlendiğini, kimin sabahları çekilmez olduğunu henüz bilmiyorlardı.
"Eşyaları alana kadar biraz daha beklemek zorundayız ama," dedi Yaman canı sıkılmış bir şekilde boş salona bakarak. "Yatak yok, masa yok, buzdolabı bile yok. Bu boş evde yerde mi yatacağız?"
Kenan hemen araya girdi, ellerini çırptı. "Oğlum eşya bulmaktan kolay ne var bu devirde? İkinci el siteleri var, bitpazarı var, mezun olan öğrencilerin bıraktığı eşyalar var. Hallederiz!"
Kenan usulca Pelinsu’ya doğru yanaştı. Yüzüne en sevimli ifadesini takındı. "Pelinsucuğum... Senin eski evin eşyalarını ne yaptın acaba? Belki bize bir katkısı olur?"
Pelinsu mahcup bir şekilde gülümsedi. "Benim evim aldığımda mobilyalıydı zaten Kenan. Yanımda sadece kıyafetlerim, bir de küçük su ısıtıcısıyla ütü falan var..."
"Olsun!" dedi Kenan bozuntuya vermeden. "O da bir şeydir! Çay, kahve içeriz, kırışık gezmeyiz en azından. İlerleme ilerlemedir."
Yaman cebinden telefonunu çıkardı ve küçük notlar almaya başladı.
"Tamam, o zaman şöyle yapıyoruz. Eşya işini küçük küçük bölüşelim. Herkes imkanı dahilinde bir şeyler baksın, sonra topluca eşit şekilde ödemesini yaparız ya da bütçeden düşeriz."
Mecnun oturduğu kanepeden gerindi. "Benim eski evdeki aldığım eşyaları getirmeye çalışırım. Ivır zıvır, küçük eşyalar bende var yani."
Kenan heyecanla atıldı: "Aaa! O zaman ben de mangalı alırım! Döküm mangal bakıyorum şimdi internetten."
Meltem elleriyle yüzünü kapattı. "Hay Allah’ım... Hala mangal diyor ya! Kenan evde buzdolabı yok, sen mangal diyorsun!"
Pelinsu durgun ve hafif mahzun bir sesle araya girdi: "Ben... Ben zaten pek et yiyemem ki."
Yaman Pelinsu’ya dönüp gülümsedi. "Et yiyebileceğimizi düşünmüyorum zaten Pelinsu..."
Meltem derin, tükenmiş ama içinde hafif bir sıcaklık barındıran bir nefes verdi. Boş salonun ortasında duran bu dört garip insana baktı. Yolun başında olduklarını, önlerinde sayısız engel bulunduğunu biliyordu. Ama yine de o an için bu dayanışma hissi değerliydi.
"Yeter ki," dedi Meltem gülümseyerek. "Yeter ki birbirimize yardımcı olalım, dürüst olalım... O bize yeter."
Beş genç, boş ve soğuk salonun ortasında birbirlerine baktılar. Ceplerinde az bir para, omuzlarında büyük sorumluluklar ve ellerinde yeni evin anahtarı vardı. Macera resmen başlıyordu.