İçeriğe geç

Zorunlu Beşli

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Zorunlu Beşli

Bölüm 1

Bölüm 1

Sonbaharın rüzgarı, üniversite kampüsündeki sararmış çınar yapraklarını savururken kafeteryanın içi, dışarıdaki soğuktan kaçan öğrencilerin uğultusuyla dolup taşıyordu. Saat öğleden sonra üçü henüz geçmişti. Ortamda adım atacak yer kalmamış, gürültü düzeyi tavan yapmıştı. Sandalyelerin gıcırtısı ve onlarca farklı sohbetin harmanlandığı o kaosun tam ortasında Meltem, masaya dirseklerini dayamış dertli dertli oturuyordu.

Önündeki karton bardakta duran kahve çoktan buz gibi olmuştu. Normal şartlarda kahvesinin soğumasına tahammül edemeyen Meltem’in gözü şu an o kupayı görmüyordu. Zira hayatı, bir fincan soğuk kahveden çok daha karmaşık bir krizin eşiğindeydi; Barınma krizi.

Yurt ortamı artık çekilir gibi değildi. Dört kişilik odada kimsenin kimseye saygısı kalmamıştı; gece yarısı kahkahalarla son ses ders çalışanlar, sabahın köründe ışığı açıp telefonla konuşanlar ve bitmek bilmeyen temizlik kavgaları Meltem’in sinir sistemini altüst etmişti. Ailesinin yanına, o baskıcı ve sınır tanımayan ev düzenine dönmek ise ihtimaller dahilinde bile yer almıyordu. Tek başına bir ev tutma fikri zihninde belirdiğinde ise, daha ilk ayın kira hesabını yaparken finansal bir intiharın eşiğine geldiğini fark ediyordu.

Telefon ekranına sabitlediği gözlerini kırpmadan emlak sitesindeki ilanları kaydırmaya devam etti. Kaşları çatılmış, dudakları kemirilmekten kanayacak duruma gelmişti.

"On iki bin..." diye fısıldadı kendi kendine. "Sadece bir oda bir salon için mi? Şaka gibi..."

Parmağı ekranda aşağı doğru cansızca kaydı.

"On dört bin..."

Bir başka ilana tıkladı. Görsellerde boyası dökülmüş, rutubetten duvarları kabarmış küf kokulu bir bodrum katı duruyordu.

"On bir bin beş yüz."

Bir an için göğsünde cılız bir umut ışığı belirdi. Fiyat, diğerlerine kıyasla bir tık daha 'insani' görünmüştü. Ancak ilanın açıklama kısmındaki küçük yazıları okuyunca o umut balonu büyük bir gürültüyle patladı.

"Isıtma hariç... Aidat iki bin lira... Depozito iki kira bedeli..."

Meltem derin, tükenmiş bir nefes alarak telefonu masanın üzerine bıraktı. Ekran karardı. Şakaklarını ovarken herhangi bir şehirde bir çatının altına sığınmanın neden bu kadar imkansız olduğunu sorguluyordu. Tam o sırada masanın üzerindeki gölge değişti ve karşısındaki boş sandalyeye birisi paldır küldür oturdu. Meltem irkilerek başını kaldırdı.

Gelen Yaman’dı. Sırtındaki ağır bilgisayar çantasını büyük bir gürültüyle yere bıraktı, derin bir nefes aldı. Meltem’in şaşkın bakışlarını görünce hemen toparlanmaya çalışarak, "Burası boş mu?" diye sordu. "Kusura bakma valla, başka oturacak tek bir yer bile yoktu kafeteryada." Parmağıyla masanın hemen yanındaki duvarda yer alan prizi işaret etti. "Hem burada priz var. Bilgisayarın şarjı bitmek üzere de..."

Meltem şaşkınlığını gizlemeye çalışarak hafifçe yutkundu. "Tabii, oturabilirsin," dedi.

Yaman vakit kaybetmeden masaya yerleşti, laptopunu çıkarıp prize taktı ve kapağını açtı. "Teşekkür ederim," derken gözleri çoktan ekrana kilitlenmişti bile.

Meltem yeniden kendi telefonuna döndü. İkisi arasında yaklaşık iki dakika süren derin, sessiz bir mesafe oluştu. Kafeteryanın gürültüsü aralarındaki bu sessizliği beslerken Yaman, parmakları klavyede donmuş bir şekilde başını bile kaldırmadan konuştu:

"Uygun fiyatlı bir ev biliyor musun acaba?"

Meltem başını hızla telefondan kaldırdı. Şaşkınlıkla gözlerini süzdü. "Nereden anladın?"

Yaman bilgisayar ekranından gözlerini ayırmadan hafifçe gülümsedi. "Neyi anladım?"

Meltem, adını bile bilmediği bu yabancının sezgisi karşısında hafifçe gülümsedi. "Benim de ev aradığımı..."

Yaman’ın parmağı bilgisayar faresinin üzerinde durdu. Başını yavaşça kaldırdı ve doğrudan Meltem’in gözlerinin içine baktı. "Ciddi misin?"

"Evet, sabahtan beri ilanlara bakmaktan gözlerim kanadı."

"Kaç kişi?" diye sordu Yaman, ilgisi bir anda tavan yapmıştı.

"Tek tutmayı düşünüyordum," dedi Meltem dürüstçe. "Ama sanırım bu gidişle bir bankta yatacağım."

Yaman hiç bozuntuya vermeden, oldukça doğal bir tavırla karşılık verdi: "Ben de tek tutmayı düşünüyordum."

İkisi birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden birbirlerine baktılar. O birkaç saniyelik sessizlikte, ikisinin de kafasında aynı matematiksel çarklar dönmeye başladı. Meltem’in zihninde uçuşan kira rakamları, Yaman’ın kafasındaki depozito ve fahiş emlakçı komisyonlarıyla çakıştı. İkisinin de zihninde faturaların, mutfak masraflarının ve giderleri belirdi. Ve en nihayetinde ikisinin de ulaştığı ortak bir gerçek vardı: Bu ekonomik şartlarda tek başına eve çıkmak kesinlikle akıl kârı değildi.

Yaman laptopunun kapağını tek bir hamleyle kapattı. "İstersen beraber ev bakabiliriz."

Meltem kaşlarını çattı. Teklifi bir an değerlendirdi ama temkini elden bırakmak istemiyordu. Hemen cevap vermedi. "İyi olurdu aslında ama... Daha kim olduğunu bile bilmiyorum."

Yaman durumun absürtlüğünü fark etmiş gibi gülümsedi ve sağ elini masanın üzerinden uzattı. Meltem uzatılan eli kısa bir tereddütten sonra sıktı.

"Tanışalım o zaman. Yaman ben. İletişim Fakültesi'ndeyim. Bana güvenmene yardımcı olacak mı bilmem ama... Kızlardan hoşlanmıyorum."

Meltem kaşlarını yukarı kaldırdı. "Ne alaka be?"

"Bilmem," dedi Yaman pişkin bir edayla. "Sana yavşamadığıma, tek amacımın başımı sokacak bir ev bulmak olduğuna seni inandırmak istedim sadece."

Meltem’in yüzündeki gerginlik yerini samimi bir tebessüme bıraktı. "Tamam, kabul. Ben de erkeklerden hoşlanmıyorum zaten. Eşitlendik."

Yaman şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Cidden kabul mü?"

"Evet," dedi Meltem arkasına yaslanarak. "Bence gayet iyi bir ikili olduk."

Böylece ekibin ilk iki halkası tamamlanmış oldu. Henüz birbirlerinin soyadını, memleketini hatta en sevdikleri rengi bile bilmiyorlardı. Sadece aynı ekonomik bataklığın iki farklı ucunda çırpınan iki çaresiz öğrenciydiler. Ancak tam o sırada masaya yaklaşan üçüncü bir kişi, olayların seyrini tamamen değiştirecekti.

"Siz ev mi arıyorsunuz?"

Meltem ve Yaman aynı anda başlarını sesin geldiği yöne doğru çevirdiler. Karşılarında duran çocuk Kenan’dı. Elinde yarısı yenmiş, içinden eritme kaşarın taşmak üzere olduğu, ketçabı kenarlarından sızan ve ekmeğinin bir kısmı fazlasıyla yanmış bir tost tutuyordu.

Kenan, ikisinin cevabını bile beklemeden boş olduğunu düşündüğü masanın kenarından boş bir sandalye çekti ve büyük bir rahatlıkla yanlarına oturdu. Ağzındaki devasa ekmeği çiğnemeye çalışırken konuşmaya devam etti:

"Ben de geleyim mi?"

Meltem tek kaşını kaldırarak Kenan’ı tepeden tırnağa süzdü. "Nereye?"

Kenan tostundan sızan ketçabı tişörtüne damlatmamak için hafifçe öne eğildi. "Ev arkadaşınız olmaya talibim! Üç kişi olursak kira daha ucuza gelir, matematik yalan söylemez."

Yaman şöyle bir düşündü. Zihninde hemen kirayı üçe böldü. "Mantıklı," dedi kestirip atarak.

Meltem hızla Yaman’a döndü, gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. "Buna beraber mi karar verseydik acaba? Yaman, çocuğu daha ilk defa görüyoruz!"

Yaman omuz silkti. "Ama çocuk mantıklı bir şey söyledi Meltem. Bütçemiz ortada."

Kenan, Yaman’ın bu desteğini görünce yüzünde kocaman bir zafer gülümsemesiyle tostunu tutmadığı elini havaya kaldırdı. "Çak!" dedi Yaman’a doğru. "Seni sevdim adamım. Mantıklı birisin. Hem bakmayın öyle durduğuma, ben gayet düzenli bir insanım."

Meltem şüpheci bakışlarını Kenan’ın üzerine dikti. "Seni tanımıyorum bile. Düzenli olduğunu nereden bileyim?"

Kenan göğsünü kabarttı. "Tanısan ne kadar tertipli ve hijyenik biri olduğumu hemen anlardın."

Meltem parmağıyla masayı işaret etti. "Tostun masaya dökülüyor yalnız."

Kenan panikle aşağı baktı. Gerçekten de tosttan sızan ketçap ve damlayan yağlar masaya damlıyordu. Kenan hiç istifini bozmadan pişkin pişkin sırıttı: "Bir yerde düzen olması için ilk önce orada bir dağınıklık olmalı değil mi? Kaos yoksa düzenin ne anlamı kalır?"

Meltem bu absürt savunma karşısında kendisini tutamayarak hafifçe gülümsedi. Yaman bu detayı gözden kaçırmadı.

"Gördün mü?" dedi Yaman sevinçle.

"Neyi?"

"Gülümsettim seni. Yani Kenan güldürdü. Bence ekip uyumu sağlandı bile."

Meltem gözlerini kıstı, ciddiyetini korumaya çalıştı ama başaramadı. Kenan ise tostun son devasa lokmasını da ağzına atıp, ellerindeki kırıntıları silkelermiş gibi teslim olurcasına havaya kaldırdı. "Peki peki, şaka yaptım. Ben Kenan. Makine Mühendisliği ikinci sınıfım. Tam zamanlı bir dert ortağı, yarı zamanlı bir ev arkadaşıyım."

Kısa bir tanışma seansının ardından üçüncü kişi de resmi olarak gruba dahil oldu. Dördüncü kişi ise onları bulmadı; kadere bakın ki onlar gidip dördüncü kişiyi buldu.

Kafeteryadaki gürültüden ve tost kokusundan bunalan üçlü, ilanlara daha sakin bir ortamda bakmak üzere kampüsün diğer tarafındaki yeşillik alana doğru yürümeye başladılar. Yol kenarındaki ahşap banklardan birinde tek başına oturan bir kız dikkatlerini çekti. Kızın elinde bir telefon vardı, başı öne eğikti ve omuzları sarsılarak ağlıyordu.

Kenan birden adımlarını durdurdu. "O niye ağlıyor yahu?"

Yaman durup o tarafa baktı. "Bilmiyorum, sınavdan falan kalmıştır belki."

"Tanıyor musunuz?" diye sordu Meltem ikisine dönerek.

"Hayır," dedi Yaman.

Kenan aniden atıldı: "Bir dakika, ben tanıyorum!"

İkisi aynı anda şüpheyle Kenan’a döndü. "Nereden tanıyorsun?"

"Geçen hafta kantinde gördüm."

"E?"

"Bir gün simidi yere düşmüştü," dedi Kenan son derece ciddi bir yüz ifadesiyle. "Tam beş dakika boyunca yerdeki simide bakıp durmuştu."

Yaman kaşlarını çattı. "Belki gerçekten çok üzülmüştür."

"Simide mi?" dedi Kenan inanmayarak.

"Belki simit onun için çok önemliydi! Belki de cebindeki son parasıyla almıştı o simidi," Yaman’ın sesi iyice şefkatli bir ton aldı. Kızın o halini görünce acıyan gözlerle baktı. "Çok masum durmuyor mu ama? Baksanıza şuna... O da bizimle gelse ya?"

Kenan hemen araya girdi, ellerini ceplerine soktu. "Saçmalama Yaman. Sokak kedisi mi bu kız? Bizim evde ekstra bir psikolojik destek bütçemiz olmayacak, biliyorsun değil mi?"

Meltem ayıplayan bir tonda bağırdı: "Kenan! Ayıp ama!"

"Tamam tamam, bir şey demedim," diye mırıldandı Kenan.

Üçü birlikte bankta ağlayan kıza doğru yavaş adımlarla yürüdüler. Kızın yanına geldiklerinde Meltem öne çıktı. "Merhaba?"

Kız başını yavaşça kaldırdı. Gözleri kan çanağına dönmüştü, burnu kızarmıştı. "Merhaba..." dedi pürüzlü bir sesle.

"İyi misin? Bir sorun mu var?"

Kız birkaç saniye düşündü. Hıçkırıklarını tutmaya çalışarak, "Hayır," dedi. "Hangi birini sayayım ki?"

Yaman hemen Kenan’ın kulağına doğru eğildi. "Bence kesinlikle eve alalım."

Kenan kısık sesle yanıt verdi: "Daha neden ağladığını bile bilmiyoruz adamım."

"Öğreniriz, ne olacak!"

Meltem ikisinin bu çocukça fısıldaşmalarına gözlerini devirdi ve kıza döndü. "Bak, biz bir grup öğrenciyiz ve acilen kalacak bir ev arıyoruz."

Kız elindeki mendille gözyaşlarını sildi. "Ben de ev arıyorum..." dedi çaresizce. "Ev sahibim kirayı üç katına çıkardı, bugün çıkmamı söyledi..."

Meltem, Yaman ve Kenan birden sustular. Birbirlerine baktılar.

Yaman’ın yüzünde muazzam bir zafer ifadesi belirdi. "Gördünüz mü?" dedi gururla. "Evren bizi bir araya getiriyor!"

Kenan ellerini göğsünde birleştirdi. "Evren daha çok biz evsiz ve parasızları bir araya getiriyor Yaman. Evrenin bu işte mistik bir rolü olduğunu sanmıyorum, tamamen ekonomik çöküş."

Pelinsu gözyaşlarını silerek banktan ayağa kalktı. "Yani... Dört kişi mi olacağız?"

Meltem hafifçe gülümsedi. Kızın bu çaresiz hali içini ısıtmıştı. "Şimdilik dördüz."

Kenan derin bir iç çekti. "Harika. Artık resmen daha fakiriz."

Dördü yan yana, kampüsün çıkışına doğru yürümeye başladılar. Meltem adımlarını yavaşlatıp bu garip ekibe şöyle bir baktı. Her şey o kadar ani, o kadar kontrolsüz gelişmişti ki... Sadece bir saat önce bu insanların hiçbirini tanımıyordu. Yaman’ın rahatlığı, Kenan’ın patavatsız ama komik tavırları, Pelinsu’nun dramatik hali... Normalde asla aynı karede yer almayacak bu tipler şimdi kader ortağı olmuştu. Ama parasızlık ve o nefret ettiği yurda geri dönme korkusu, tüm bu gariplikleri sineye çekmesi için fazlasıyla yeterli bir nedendi.

Meltem boğazını temizleyerek konuşmaya başladı:

"Tamam, bu dört kişilik kadro çok güzel, kabul. Ama dördümüz bu kiraları ve faturaları gerçekten karşılayabilecek miyiz?"

"Daha fazla kişi olmalıyız," dedi Yaman düşünceli bir tavırla.

Meltem hemen araya girdi. "Evin boyutunu da düşünelim ama. On kişi doluşamayız bir eve. Belki... Belki sadece bir kişi daha."

Yaman Pelinsu’ya döndü. "Başka eve çıkmayı düşünen bir arkadaşın var mıydı Pelinsu?"

Pelinsu burnunu çekerek, mahzun bir sesle cevap verdi: "Benim... Benim başka hiç arkadaşım yok ki..."

Kenan birden göğsünü vurarak öne atıldı. "O işi bana bırakın!" dedi kendinizden emin bir tavırla.

Diğer üçü merakla Kenan’a döndü.

"Benim bir tanıdığım var," dedi Kenan sinsi bir gülümsemeyle. "Seve seve bize yardımcı olur. Tam bir bütçe dostudur."

Ve o "tanıdığı" bulmaları yaklaşık iki saat sürdü. Çünkü beşinci kişi ilan bakmıyordu, ev aramıyordu hatta dünya umurunda bile değildi. Beşinci kişi, fakülte binasının arkasındaki bir bankta uzanmış, telefonla birisiyle hararetli bir şekilde konuşuyordu.

Dörtlü, Kenan’ın rehberliğinde banka doğru ilerledi. Kenan büyük bir özgüvenle selamlaşmak için elini uzattı:

"Bro naber ya? Na'ptın?"

Banktaki çocuk Kenan’ın yüzüne bile bakmadan telefona konuşmaya devam etti: "Evet aşkım... Biliyorum aşkım..."

Kenan’ın uzattığı eli havada asılı kaldı. Havayı kavrayıp yavaşça elini indirdi. Meltem alaycı bir gülümsemeyle Kenan’a baktı. "Tanıştığınızdan emin misin Kenan?"

Çocuk onları fark etmemişti bile. Konuşmasına aynı tutkuyla devam ediyordu: "Hayır tabii ki seni çok özledim birtanem..."

Yaman'ın yüzünde sinsi ve muzip bir gülümseme belirdi. "Bakın bu çocuk var ya... Bu kesin bizim evin elektrik faturasını artırır. Gece gündüz şarjda telefon tutacak."

Kenan bilmiş bir edayla araya girdi: "Yok canım...Hem telefonla konuşmak elektrik faturasını o kadar da artırmaz Yaman, watt hesabı yaparsak..."

"Aman Yaman, başlama yine," dedi Meltem. "Bir tanışalım önce."

Pelinsu kısık ve çekingen bir sesle sordu: "Daha ne kadar telefonla konuşacak acaba?"

Sonunda çocuk telefona "Öptüm aşkım" deyip kapatmayı başardı. Kafasını kaldırıp tepesinde dikilen dört kişiye baktı. "Ya bir konuşturmadınız be! Ne var, ne istiyorsunuz?"

Kenan hemen söze atladı: "Ev arıyoruz bro."

Çocuk omzunu silkti. "Bana ne?"

"Ne?" Meltem’in zaten sınırda olan sabrı tükenmek üzereydi. "Kenan bulduğun kişiye bak!"

Çocuk ayağa kalktı, yüzündeki ciddiyet bir anda dağıldı. "Şaka yaptım ya."

"Şakacı şerefsiz!" diyerek kahkahayı bastı Kenan. İkisi sanki kırk yıllık dost gibi gidip birbirlerine sarıldılar. Çocuk ardından diğerleriyle de tek tek el sıkıştı. "Mecnun ben."

Kenan durumun ciddiyetini anlatmaya başladı: "Bak Mecnun, biz dördümüz bir araya geldik. Ev tutacağız."

"Güzel," dedi Mecnun.

"Beşinci bir kişiye daha ihtiyacımız olduğunu düşündük."

"Neden?"

"Paraya ihtiyacımız var oğlum, neden olacak!"

Mecnun gayet istifini bozmadan yanıt verdi: "Bende yok."

Kenan hiç istifini bozmadı: "Daha güzel!"

Mecnun kaşlarını çattı. "Nesi güzel lan?"

"En azından dürüstsün oğlum!"

Yaman lafa girdi, olayı finansal bir temele oturtmaya çalıştı: "Bak Mecnun, kira aramızda eşit bölünecek. Herkes kendi payını ödeyecek. Kişi sayısı artınca kişi başı düşen miktar azalıyor."

Mecnun birkaç saniye düşündü. "Ne kadar kira?"

"On dört bin civarı," diye araya girdi Meltem. "Kişi başı üç bine yakın düşüyor."

Mecnun’un yüzü bir anda düştü. "Çokmuş be... Ama gelirim."

Meltem şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Şimdiki evin kirasını nasıl vereceksin peki? Az önce 'Bende para yok' dedin?"

Mecnun omuz silkti. "Bir şekilde buluruz ya. Hallederiz."

Yaman kafasını salladı. "Bu bir plan değil Mecnun. Finansal bir strateji bile değil bu."

"Şimdilik değil," diye devam etti Mecnun pişkinlikle.

Meltem parmağını sallayarak uyardı: "Bak kira zamanı caymak yok ama... Yoksa seni evden atarız, net söylüyorum."

Kenan hemen Mecnun’un sırtına güçlü bir tokat indirdi. "Yok yok! Ben kefilim Mecnun’a. Sağlam çocuktur."

"Öyle olsa iyi olur..." dedi Meltem derin bir nefes alarak.

"Öhöm... Neyse, ekip tamamsa ben emlak sitelerindeki ilanları incelemeye başlayayım."

Herkes başıyla onayladı. Kimsenin bu garip gruptaki birilerine güvenmekten başka çareleri yoktu.

"En iyisini ve en ucuzunu bulacağımdan emin olabilirsiniz," dedi Yaman telefonunu cebinden çıkarırken. "Belki biraz bekletebilirim ama değecek."

"Yeter ki şu yurttan kurtulayım, başka bir şey istemiyorum," dedi Meltem.

Yaman, Meltem ile göz göze geldi; "Evet... Ben de aynı şekilde."

Belki o gün, o kampüs bahçesinde toplanan herkes biraz çaresizdi. Belki dört kişinin beşinci bir kişiye, Mecnun’un ise yeni bir sığınacak durağa ihtiyacı vardı. Belki Mecnun gerçekten kira zamanı bir mucize yaratıp o parayı ödeyeceğini düşünüyordu. Belki de hiçbiri, hayatlarının en büyük, en patırtılı ve en unutulmaz hatalarından birini yapmak üzere olduklarını henüz fark etmemişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.