Bölüm Şarkısı=Gözlerine,Teoman Not bölümdeki duyguları hissetmenizi kolaylaştırmak için 3.kişi ağzıyla yazılmıştır.Sonraki bölümler Ece'den gelmeye davam edecektir.Keyifli okumalar ballar (^_^) Rüzgarın ÜzerindeEce, kaskı kafasına takarken aynadan Yamaç’a baktı.“Emin misin? O motorla okula gitmek pek... uslu işi değil,” dedi hafif bir tebessümle.Yamaç, gözlüklerini takıp başını yana eğdi.“Benimle uslu olacağını mı düşündün?”Göz kırptı. Ece’nin yüzü hafifçe kızardı ama hemen toparlandı.Motorun arkasına binerken istemsizce Yamaç’ın beline sarıldı.“Tutunmazsan uçarsın, sorumluluk sende,” dedi Yamaç, motoru çalıştırırken.“Zaten baştan beri hep senin yüzünden düşüyorum,” dedi Ece kendi kendine, ama rüzgâr sesi bunu Yamaç’a ulaştırmadı.Yollar boştu. Sabah güneşi binaların arasından eğilip ikisini izliyormuş gibi parlıyordu. Ece’nin saçları rüzgârla dans ederken, Yamaç’ın gözleri dikiz aynasından bir an olsun ayrılmadı. Ne trafikten, ne zamandan... sadece ondan.Bir virajı dönerken Ece başını hafifçe Yamaç’ın sırtına yasladı. “Böyle gidersek okula hiç varamayacağız, farkındasın değil mi?”Yamaç yavaşladı, yol kenarında durdu.“Gerçekten mi istiyorsun okula varmayı?” diye sordu, sesinde hafif bir oyunbazlık.Ece cevap vermedi. Sadece göz göze geldiler. Sessizliğin içinde bir itiraf vardı. Kelimesiz, ama çok güçlü.Ve sonra motor tekrar çalıştı. Bu defa hızlanmadı, yavaşladı. Çünkü ikisi de zamanın biraz daha böyle kalmasını istiyordu. Rüzgar, motorun sesi ve kalplerinin aynı ritimde atışı... Okul mu? O da bir yere kadar.
Okul kapısı uzakta belirince Ece istemsizce iç geçirdi. Gerçek dünyaya dönmek zordu bazen. Hele ki, kalbin hâlâ rüzgârla yarışıyorken. “Biliyor musun,” dedi Yamaç motoru durdurup kaskını çıkarırken, “sabahları biriyle uyanmanın, onunla güne başlamanın nasıl bir şey olduğunu hiç bilmiyordum. Ta ki sen arkama oturana kadar.” Ece, kaskını yavaşça çıkarırken gözlerini kaçırdı. Dudaklarında hafif bir kıvrım vardı ama içinde bir şey, bir yer, eksikti. “Şair mi oldun sabah sabah?” dedi, sesi titrek bir kahkaha gibi. Ama içinde bir cümle daha vardı: “Acaba bu sözleri daha önce de duydum mu?” Yamaç omuz silkti. “Belki de sadece ilk defa gerçekten konuşuyorumdur.” Sonra çantasını omzuna attı ve ekledi: “İstersen sustur beni.” Ece başını eğdi. Gözleri, yere düşen bir yaprağı izliyordu, ama zihni başka bir yerdeydi. Hafızasının boşluklarında Yamaç’ın sesi yankılanıyordu. “Bazı kelimeler susturulmaz Yamaç,” dedi yavaşça. “Onlar bir kere çıkar ya, sonra hep yankılanır durur.” Ve belki... daha önce de yankılanmışlardır, ama ben hatırlamıyorum. Bir süre konuşmadılar. Okulun bahçesi kalabalıktı ama onların etrafında görünmez bir sessizlik balonu vardı sanki. Sonra Ece, çantasını düzeltip gülümsedi. “Yalnız, bugün seninle derse geç kalmak da ayrı bir CV maddesi olur.” Yamaç güldü. “CV’me yazacağım: ‘Ece’yle rüzgâra karşı sürdü. Hayatta da galiba hep öyle yapacak.’” Ece durdu. Gözlerinin içine baktı bu kez. Sessizce. Gözleri bana tanıdık geliyor... ama nedenini bilmiyorum. Sadece baktı. “Galiba ben de öyle birine güvenmeye başlıyorum,” dedi içinden. Ama dışından sadece “Hadi geç kalmayalım,” diyebildi. Ve birlikte okul kapısından içeri adım attılar. Ama adım atmayan bir şey vardı: Kalpleri. Çünkü ikisi de, az önce olanların orada kalamayacağını, bir şeylerin çoktan başlamış olduğunu hissediyordu. Ya da yeniden başlamış olduğunu...