3 gün sonra...
Çok kötüydüm. 1 buçuk gündür hastaydım, başım dönüyor midem bulanıyordu. Ayağa kalkıp yürüyebiliyordum, yani pek de önemli bir şey değil sanırım. Diye düşündürdü bu beni sabah uyandığımda. Hizmetli Emily'nin sesini duyduğumda yatağımda doğruldum.
"Nora hanım, Jack bey sizi odasına çağırıyor." dedi Emily. 'Tamam' anlamında başımı salladım. Şuan haylazlık yapacak bir enerjim olmadığı için halsizce yatağımdan çıktım ve yavaş adımlarla odamdan çıkıp Jack'in odasına ilerledim ve kapıyı tıklatıp içeri girdim. Jack sandalyesinin üzerine oturmuş ciddi bir yüz ifadesiyle bana bakıyordu.
"Beni çağırmışsın?" dedim yorgun bir sesle. Yavaşça ayağa kalktı ve aynı yavaşlıkla yanıma kadar geldikten sonra bir elini kaldırıp kolumu nazikçe tuttu. "Son günlerde garip davranıyorsun, iyi misin?" dediğinde gülercesine bir nefes verdim. Sherlock Holmes nasıl da olayı çözdü ama?
"Ne alakası var?" dedim yüzümde alaycı bir sırıtışla. Elini kaldırıp alnıma koyduğunda hızlıca geri çekildim. "Nora sen yanıyorsun." diye sert bir tonda konuştu. "Cidden mi? hiç fark etmemişim." gözlerimi kaçırarak yavaşça geri geri kapıya yürüdüm. "Merak etme bana bir şey olmaz." diyerek kuru bir şekilde güldüm ve kapıya dönmeden kapı kolunu çevirdim. Jack ani bir hareketle kapıyı kapattı ve iki kolumdan tutup beni yerime sabitledi. "Jack ciddiyim bir şeyim yok, sadece birazcık ateş o kadar." Jack kaşlarını çatarak sert ama endişeli bir şekilde gözlerime baktı. "Saçmalama! Hemen hastaneye gidiyoruz." dedi ve beni kolumdan tutarak çıkış kapısına doğru yürütmeye başladı. "Jack çok yorgunum sal yatayım." derken kolumu kurtarmaya çalıştım ama nafile! İnatla bırakmıyordu. Başım aşırı dönmeye ve odağımı kaybetmeye başlamıştım. "Jack..." Kolumu çekiştirmeyi bırakıp koluna tutundum. "Bir sorunum yok-" Daha dediğimi bitiremeden görüş açım bulanıklaştı ve bilincimi kaybettim.
Jack'ten...
"Bir sorunum yok-" Kendi kendine mırıldanmaya benzer bir şey söylerken kollarımın arasında bayılmasını endişeyle izledim. Aptal kız...
~
"Emin misiniz? Uzun süredir alkol almıyordu."
"Bu normal bir ateşli hastalık olabilir ama buraya getirilmeseydi alkol yüzünden mide kanseri olduğu çok geç fark edilir ya da hiç fark edilmezdi. Ve arz edersiniz ki bu vakit bile Nora Hanım'ın sağlığı için oldukça geç. Lakin kanserin büyük çoğunluğu genetik."
"Yani, ne yapmamız gerekiyor?"
"Nora Hanım'ın bir an önce hastaneye yatırılması ve ameliyat olması gerekiyor.."
~
"Ne olmuş yani biraz ateşim çıktıysa, ölecek miymişim?" Nora'nın dediği şeyden sonra ona keskin bir bakış attım. "Dediklerine dikkat et ve biraz ateş dediğin doktoru bile şaşırtacak kadar fazlaydı." Başını eğip düşünüyormuş gibi başını kaşıdı.
"Sık mı hastalanıyorsun?" Diye sordum. "Evet, bu biraz garip." Dedi elini çenesine koyarak. "Tamam sen biraz dinlen sonra tekrar yanına gelirim." Dedim ve sandalyeden kalktım. Odanın kapısından çıkmadan hemen önce omzumdan arkaya bakarak komuştum.
"Ha! Bu arada, çabuk iyileşte odanı baştan sona yenileyelim." Tepesine kadar çektiği örtüyü yavaşça indirdi ve o kocaman gözlerini daha da büyüttü.
"Sen ciddi misin?" Dedi şaşkınlıkla. Yüzüm ona bakacak şekilde arkamı döndüm. "Evet, niye? Sonuçta ev benim evim." Dedim.
"Şuan ayakta olsaydım sana sarılabilirdim." Dedi. "Ayakta olmana gerek yok, ben senin yanına gelebilirim." Dedim sırıtarak. "Hadi çık git ben uyuyacağım." Dedi ve örtüyü tekrar tepesine kadar çekti. Gülerek odadan çıktım.
1 Gün sonra...
Kapısını tıklatıp içeri girdim. "Günaydın Nora! Bak sana ne aldım." Dedim ve elimdeki telefonu gösterdim. Aynı dünkü gibi yine, tepesine kadar çektiği örtüyü yavaşça indirdi ve elime baktı. Ve yine o kocaman gözlerini daha da büyüttü.
"Oha!" Örtüyü üstünden çekti, ayaklarını yere bastı, yürümeye çalıştı. Ama işte, çalıştı. Halsizlikten daha 3 adım atamadan yatağa düştü. Kıkırdadım. Niyeyse çok şirin gözüktü.
"Çok mu komik?!" Diye bağırdı. "Evet, böyle hallere düşünce çok şirin ve komik gözüküyorsun çünkü." Dedim. İlk önce kaşlarını çattı, sonra da benim görmemem için başını başka tarafa çevirdi. Ama yanaklarının kızardığını görebiliyordum.
Yanına gittim ve yatağa oturdum. Elimdeki telefonu ona uzattım. Aldı ve hemen açtı, biraz duvar kağıdına baktı sonra bana döndü. "Bunu nerden buldun?" Diye sordu. "Sorgulama." Dedim ve sırıttım.
"Ben gideyim, işlerim var biraz. Bir kaç saat sonra gelir ilaçlarını veririm, olur mu?" Diye sordum. Bana bakmadan başını olumlu anlamda sallayıp bir şeyler mırıldandı. Gerçekten şirin gözüküyor.
Nora'dan...
Bünyem böyle pohpohlanarak bakıldığından şaşırmış olacak ki 3 gündür iyileşemiyordu. Ya da şımarmışta olabilir. Ben yine elimdeki telefonun duvar kağıdına bakıyordum.
Lisemin mezuniyet partisinden bir fotoğraftı. O gün arkadaşlarımın beni ekip gittiğini öğrendiğimdeki halim çekilmişti. Kaşlarım çatıktı ve elimdeki karton bardağı sıkıyordum.
Jack orda mıydı? Ben bunları düşünürken kapı çaldı. Yine Jack tabiki... "Nora hanım, şey..." Dedi Emily. Normalde bu saatte gelmezdi. "Efendim? Bir şey mi oldu?" Diye sordum.
Emily endişeli gözüküyordu. "Evet Nora hanım. Jack beyi tutukluyorlar." Dedi panikle. Nasıl ya?
Hemen yataktan çıktım ve ayağa kalktım. Emily koluma girdiği için daha hızlı ve rahat yürüyordum. Merdivenlerden indiğimizde iki polisi ve Jack'i gördüm.
Jack beni gördüğünde hemen polislerden kolunu kurtarmaya çalıştı. Kurtardı da. Yanıma koşup bana sarıldı ve beni sabit tutmaya çalıştı. Ne yapmaya çalıştığını hiç anlamadım ama bozuntuya da vermedim.
"Aşkım sana yürüme demiştim, ya merdivenlerden inerken bir şey olsaydı da bebeğimize ve sana zarar gelseydi." Dedi. (Jack bana da aşkım der misin?)
Aşkım mı? Bebek mi? Çıldırmış olmalı. "Neler oluyor? Polisler neden gelmiş?" Dedim yorgun bir sesle. Oyunculukta var tabii.
"Bize adamın evli olmadığı söylenmişti." Dedi a polisi b polisine. "Özür dileriz beyefendi, sizi yakalayacağımız kişiyle karıştırdık." Dediler. Jack gülümseyerek başını salladı.
"Sıkıntı yok, iyi işler." Dedi. Polisler kapıdan çıktılar, arabalarını çalıştırdılar ve gittiler. "Ev değiştirmemiz gerekecek demek ki." Dedi Jack kendi kendine. Sonra bana döndü ve; "Niye polislere gerçeği söylemedin?" Diye sordu ciddi bir şekilde. Bu ciddi hallerini sevmiyorum.
" 'Bebeğimize' acıdım.(!)" Diye dalga geçtim. Sırıttı, o muzip sırıtmalardandı. "Bir tane yaparsak yalan söylememiş oluruz." Dedi. (Ben buraya kızın tepkisini yazamam, bunu kendime yapamam!)
Arkamı döndüm ve merdivenlere doğru yürümeye çalıştım. Tabi sonuç tık, yer. Sanıyordum ama gözlerimi açtığımda iki tane kol beni tutuyordu.
Jack'ten...
"Bilmiyorum, dikkat çekmeyelim diye eve hiçbir koruma koymadım ama dünkü siktiğimin polisleri yüzünden adam acayip kıllanmıştır!" Elimdeki bardağı sinirli olduğum için sıkıyordum ve telefonda konuştukça daha da sinirleniyordum.
"Ve adamın evinin yanındaki evlerden birinde oturuyorsunuz değil mi?" Diye sordu Peter. "Evet, bulmamaları içindi. Ama şimdi ev değiştirmek zorunda kalacağız ve izimizi sürecekler!"
Elimdeki sıktığım bardağı unutup elimi masaya vurdum sonra da bardak çarpmanın etkisiyle kırıldı ve avucumu kesti.
Acıyla bir nefes solumamın ardından telefonu Peter'ın yüzüne kapattım. "Emily!" Sert bir sesle hizmetliyi çağırdım ama ses gelmedi.
Hızlıca ayaklandım ve odanın kapısını açtım. Yönümü merdivenlere döndüğümde Nora'nın merdivenleri çıktığını gördüm.
Elimi görmesini istemediğim için arkamı döndüm ve çalışma odama geri girmeye yeltendim. Nora bana seslenmeye başladı, bir şey söylemenin zamanı mıydı?! Pes ettim ve Nora'ya döndüm.
"Jack bak ne diyeceğim, dünkü polislerden siyah saçlı olanı Mickel Jackson'a benzemiyor muydu? Eski haline," biraz durdum ve hatırlamaya çalıştım sonra da kısa bir cevap verdim:
"Evet."
"Değil mi? Hatta adamın yüzüne de söylemek istedim." Dedi ve kıkırdadı. Gülümsemesini izledikten sonra elim aklıma geldi.
Yanından geçmek için bir adım atmıştım ki kolumdan tuttu. Durdum ve ona baktım ama onun kesilen elime baktığını fark ettim.
Kaşlarını çatarak bana baktı ve bileğimi tutup elimi havaya kaldırdı. "Bu nasıl oldu?" Diye sordu. "Önemli bir şey değil." Dedim ve bileğimi çektim. Sadece bileğimi tutmuştu ama eline bolca kan bulaşmıştı.
"Emin misin?" Dedi elindeki kana bakarken. Sırıttım ve tüm vücudumu ona döndüm. "Yoksa sen benim için endişelendin mi?" Dedim üzerine eğilerek.
"Ben ciddiyim." Dedi sert bir şekilde. Sırıtmayı bıraktım ve duruşumu dikleştirdim. "Ben de ciddiyim." Dedim duygusuz bir ifadeyle.
Gözlerini devirdi ve sonra büyük bir nefes alıp verdi. "Burada bekle." Dedi ve arkasını döndü. Durdum ve bekledim, bir süre sonra elindeki ilkyardım çantasıyla koridorun başında gözüktü.
Yanıma geldi ve bileğimi tuttu. "Ben de onu bulmak için çıkmıştım." Dedim. Beni dinlemeden bileğimi bıraktı ve merdivenlere ilerledi. "Emily!" Diye seslendi merdivenlerin başında.
Birkaç saniye sonra Emily gözüktü. "Efendim Nora hanım." "Bana orta boy bir kapta ılık su getir." Emily başını bir kez salladı ve gözden kayboldu.
Nora yönünü bana döndü ve yanıma geldi. Aklıma bir şey yeni gelmişti. "Sen tıp okuyordun değil mi?" Gözlerimin içine baktı ve omuz silkti. Gözlerini kıstı.
"Eğer birileri kaçırmasaydı." Dedi. Güldüm, kaşlarını yeniden çattı ve elimi kontrol etmeye devam etti, kolumdan çekip yere oturttu.
Emily suyu getirmişti, elimi görünce endişeli bir şekilde soruları ardı ardına sıraladı. İyi olduğumu on beşinci kez söylediğimde ikna oldu ve gitti.
Ben Emily'nin sorularına cevap verdiğim sırada Nora ılık su ile dikkatlice ve nazikçe elimdeki kanı temizlemişti. Ardından cımbız gibi bir şeyle cam parçalarını çıkarttı.
En son pansuman yaptıktan sonra da sargı beziyle sardı ve sabitledi. İlkyardım çantasını toparladıktan sonra bir eline çantayı bir eline de kanlı suyu aldıktan sonra ayağa kalktı.
Başını aşağıya doğru indirdi ve bana baktı. "Orada oturmaya devam mı ediceksin?" Omuz silktim. "Bence birlikte de oturabiliriz." Dedim. Yüzünü buruşturdu ve yanımdan ayrıldı. Bir süre daha yerde oturduktan sonra ayaklandım ve odama gidip kendimi yatağa attım.
Nora'dan...
Odamda nedensizce yerde sırt üstü yatarken havaya kaldırdığım elime bakıyordum. Jack'in kanı bulaşmıştı ve yıkamama rağmen kırmızılık geçmemişti.
Kanının rengini sevmiştim, koyu kırmızıydı ve o rengi çok severdim. Birisinin kanının rengini ilk defa sevdiğimi düşünüyorum ve Jack bana bir ilki yaşatmıştı.
Yeni fark ediyorum; Jack'in gerçek gülümsemesini hiç görmemiştim, acaba o ilk ne zaman olacaktı? Neler düşünüyorum ben ya!
Göz devirdim ve kolumu indirdim. Başımı sallayarak bir şarkı mırıldanmaya başladım. Aslında neden Jack'i düşününce kendime kızıyorum ki? İnsanlar ne düşündüğümü göremiyor sonuçta değil mi? Ya da Jack'i düşünmek yasak mı?
Düşündüklerim yüzünden kaşlarımı çattım ve tam tersi bir şekilde döndüm, ellerimle yüzümü tuttum. "Aslında yasak olmalı çünkü o akıllara zarar bir insan." Dedim kendi kendime ve şarkıyı mırıldamaya devam ettim.
Bir süre sonra doğruldum ve kapıya bakıcak şekilde oturup bağdaş kurdum. Boş boş kapıya bakarken aklıma öpüştüğümüz zaman geldi.
Bakışlarımı kaçırdım, yüzümün kızardığını hissediyordum. Gözlerimi kapattım ve yüz üstü uzandım. Uykum gelmişti, uyumak istiyordum ama yatağa gitmeye çok üşeniyordum. O yüzden yerde uyumaya karar verdim ve gözlerimi yumdum.
3 Saat sonra...
Çok sıcak... Yavaşça gözlerimi açtım, yatağımdaydım ve yanımda Jack yatıyordu.
Gözlerimi kapattım ve Jack'in koynuna daha da sokuldum. Saniyeler sonra dehşetle gözlerimi açtım. Yatağımdaydım ve yanımda Jack yatıyordu!
Kollarını bana sarmış kafasını saçlarıma gömmüştü. Kalkmak istedim ama kolları bırakmadı. Zorladım, ne yaptım ettim ama bırakmıyordu adam. Kollarını bana kenetlemiş uyuyordu.
Pes ettim ve kendimi onun kollarına bıraktım, güzel bir histi. Kendi kollarımı sıkıştığı yerden zor olsa da kurtardım ve yavaşça ona sarıldım.
Zaten uyuyor, hem bir kerecik sarılıyorum ne var ki bunda? Başımı göğsüne yasladım ve ona daha da yaklaştım.
Sadece bir kerecik, sadece bir kere. Kolları daha da sıkı sarıldı ve resmen onunla birleştim. Sırtındaki elimi saçlarına götürdüm ve ensesindeki saçları elledim.
İlk defa saçlarına dokundum, ilk ve son defa. İlk defa ona sarıldım, ilk ve son defa. Güzel ve ferahlatıcı deniz kokusunu ilk defa bu kadar yakınında içime çektim, ilk ve son defa. Uykuya dalmadan hemen önce bunların son olmamasını umdum. Hayır ummadım, istedim.
Jack'ten...
Odamda sandalyede oturup yorgun bir şekilde bazı işlerimi bitirmeye çalışırken kapım çalındı. "Girebilirsin." Emily kapıyı açtı ve orada durdu. "N'oldu?" Diye sordum.
"Efendim, Nora hanım yerde uyuya kalmış uyandırmaya çalıştım ama uyanmadı. Daha yeni iyileşti, yerde yatmaya devam ederse yeniden hasta olabilir. Bunu haber vermek için gelmiştim." Dedi. Başımı salladım.
"Haber verdiğin için sağol, işine dönebilirsin." Başını olumlu anlamda salladı ve kapıyı kapattı.
Elimdeki kağıtları masaya bıraktım ve esnedim. Başım çok ağrıyordu. Ayağa kalktım ve odadan çıktım.
Hemen odamın yanındaki odanın, yani Nora'nın odasının kapısını açtım. Açtığım an da yerde yüz üstü uzanmış Nora'yı gördüm. Yere çöktüm ve onu sırt üstü yatacak şekilde çevirdim.
Yanağının üstüne yatmaktan bir yanağı komple kıpkırmızıydı. Kısık sesle güldüm, gerçekten yanakları kızardığında da böyle gözüküyordu.
Onu incelemeyi bıraktım ve kucağıma aldım, bir eli yakamı tuttu, yatağına yatırdım. Yarım kalan işlerimin başına dönmek için gitmek istedim ama eli tişörtümün yakasını bırakmadı.
Uyuduğu her halinden belliydi ama nasıl bu kadar sıkı tutabiliyordu ki? Vaz geçtim, zaten yorgundum ve işlerde kaçmıyordu. Yavaşça yanına uzandım.
Tabiki de uyumayacaktım, sadece biraz dinlenicektim. Tişörtümün yakasındaki elini çekti ve yeni uzayan sakallarımı elledi. Gözlerimi kıstım ve onu daha dikkatli inceledim.
"Uyuduğundan şüpheliyim." Dedim fısıldayarak ama gerçekten de uyuyordu. Dikkatli bir şekilde yüzüne bakınca daha önce görmediğim şeyleri fark ettim.
Sol kaşının hemen bitişinde küçük bir yara izi vardı, alnında ise tahminimce küçüklükten kalma su çiçeği lekeleri. Alt dudağı ve üst dudağı birbirine eşit büyüklükteydi ve üst dudağında küçük bir beni vardı ama tam siyah değildi kahverengi gibiydi, dudağının pembeliğiyle karışıyordu ve fark etmesi zordu. Küçük ve şekilli bir burnu vardı, kocaman gözlerine çok yakışıyordu.
Parmağımla burnunun ucunu elledim, sıcacıktı. Bu sıcaklık beni gülümsetmişti. Parmağımı burnundan çektim ve elimi saçlarına daldırdım. Başımı da saçlarına gömdüm.
Çok güzel kokuyordu, her zaman ona bu şampuandan almam gerektiğini aklımın bir köşesin yazdım. Bu onun kokusuydu, lavanta kokusu çok güzeldi.
Bir süre öyle uzandım ve kokusunu içime çektim. Sakallarımdaki elini çekti ve cenin pozisyonda yattı, kaşları çatılmıştı. Saçlarındaki elimi çektim ve ona sıkı bir şekilde sarıldım.
Yavaş yavaş bacaklarını rahat bıraktı ve çatık kaçları düzeldi, ben de yeniden yüzümü saçlarına gömdüm. Birkaç saat hareket etmeden öylece yattık.
Nora biraz hareket etti ve bana daha da yakınlaştı. Ardından panikle benden kurtulmaya çalıştı ama izin vermedim ve onu sıkıca tutmaya devam ettim. Biraz daha denedi ama sadece rahatlamak istiyordum, sadece huzurla dinlenmek. O yüzden bırakmadım, zaten bir süre sonra vaz geçti ve yavaş bir şekilde bana sarıldı.
Gülümsememek için kendimi zor tuttum, ne yapıyor bu kız? Bana daha da sokuldu, ben de ona daha sıkı sarıldım. Bana sarılan kolunu kaldırdı ve enseme götürüp saçlarıma dokundu. Burnundan derin bir nefes aldı ve ağzından verdi. Hızlı solukları azar azar sakin ve düzenli soluklara dönüştü.
Nasıl bu kadar hızlı uyuyabiliyordu acaba. Bir saat daha birbirimize sarılarak yattık, ardından kapı tıklandı. Gözlerimi açtım, mutluydum ve dinlenmiştim ama bunun bozulmasını istemiyordum.
Yerimde hareket etmeden "Gir." Diye seslendim. Kapı açıldı ve Emily konuştu; "Efendim, kapıda birisi var." Dedi. Yine hiç hareket etmeden biraz bekledim ve "Kimmiş?" diye sordum. "Xavier dedi efendim."
~~~~
Hadi burada bitireyim <:
Günleri hızlı hızlı atlıyorum çünkü gerçekten yazılacak hiç bir şey yok.
Acaba biraz hızlı mı gitti?
Sarılarak yattıkları bölüm çok güzeldim>
Neys sonraki bölümlerde görüşürüz Behlül kaçarr (つ≧▽≦)つ