İçeriğe geç

Zorbam(BL

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Zorbam(BL

Bölüm 1

Zorbam

Watty'nin hareketli koridorlarında yankılanan zil sesiyle birlikte öğrenciler sınıflara dolmaya başladı. Ben de kalabalığın arasında sıkışıp kalmış, sırtımdaki ağır çantayla ikinci kattaki sınıfımı arıyordum. Adım Deniz'di. Sıradan, kimsenin dikkatini çekmeyen, sessiz bir öğrenciydim. Tek amacım bu son seneyi de atlatıp üniversiteye gitmekti.

Ne var ki hayat planlarıma hiç aldırış etmiyordu.

Tam merdiven başında dönerken, bir omuz sertçe çarptı bana. Dengesizlikle geri sendeledim ve sırtım soğuk duvara yaslandı. Çantamın fermuarı açıldı, içindekiler yere saçıldı. Defterler, kalemler, silgiler... Her şey ortalığa dağılmıştı.

"Yürü be, kör müsün?"

Ses soğuk ve tehditkârdı. Başımı kaldırdığımda, karşımda okulun en korkulan adamı duruyordu: Barış. Uzun boylu, geniş omuzlu, siyah saçları dağınık ama bir o kadar da çekiciydi. Gözleri koyu kahverengiydi ve şu an bana tepeden bakıyordu. Arkasında iki adamı daha vardı, onlar da sırıtarak beni süzüyorlardı.

"Özür dilerim," diye fısıldadım, sesim titreyerek. Hızla eğilip dağılan eşyalarımı toplamaya çalıştım. Ama Barış yerinden kıpırdamadı. Bir adım attı ve tam önümde durdu. Gölgesi beni kapladı.

"Baksana," dedi, alaycı bir gülümsemeyle. "Sen geçen sene de bana çarpmıştın, değil mi? Kütüphanenin önünde."

Hatırlıyordum. O gün de korkudan donup kalmıştım. Ama bu sefer daha kötüydü. Çünkü şimdi eğilip yüzüme bakıyor, gözlerimin içine bakıyordu. Öyle yakındı ki nefesini hissedebiliyordum. Burnuna hafif bir nane ve tütün kokusu sinmişti.

"K-kusura bakma, gerçekten görmedim," diye kekeledim.

Barış bir kahkaha attı, ama içinde sıcaklık yoktu. "Görmedin, ha? Peki ya şimdi görüyor musun?" Eliyle çenemi kavradı, yüzümü yukarı kaldırdı. Parmakları sertti ama teni ateş gibiydi. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki duyacak diye korktum.

"Her zaman böyle misin?" diye mırıldandı, sesi alçalmıştı. "Sürekli özür dileyen, korkak bir fare?"

Arkamdaki arkadaşları kıkırdadı. Ama Barış'ın bakışları değişmişti. Sanki beni inceliyor, bir şey arıyordu. Parmaklarını çenemden çekti, ama gözleri hâlâ üzerimdeydi.

"Eşyalarını topla ve git," dedi sonra, sesinde eski sertlik yoktu. "Ama bir daha gözüme görünme, tamam mı? Yoksa..."

Cümlesini tamamlamadı. Sadece döndü ve adamlarıyla birlikte merdivenden indi. Ben nefesimi tutmuş, olduğum yerde çakılıp kalmıştım. Yerdeki defterlerimi alırken ellerim titriyordu. Ama içimde başka bir şey vardı; utanç, korku ve... tuhaf bir heyecan.

O gün öğleden sonra, sınıf boşaldıktan sonra kitaplığa doğru yürürken, koridorda yine karşılaştık. Bu sefer yalnızdı. Sırtını duvara yaslamış, telefonuyla oynuyordu. Beni görünce başını kaldırdı.

"Yine sen," dedi, kaşlarını kaldırarak. "Neredeyse unutuyordum, senin adın ne?"

"Deniz," dedim, sesim çatallanarak.

"Deniz," diye tekrarladı, sanki tadına bakıyormuş gibi. "Sana bir şey söyleyeyim mi, Deniz?" Ayağa kalktı ve bana doğru adım attı. Bu sefer durmadım, ama geri de çekilmedim. Aramızdaki mesafe iyice azaldı.

"Seni çok sinir edici buluyorum," dedi, eğilerek kulağıma fısıldadı. "Ama aynı zamanda... ilginçsin."

Sonra çekildi, gözlerimin içine baktı ve sırıttı. O sırıtışın içinde bir şey vardı; alaydan çok, merak.

"Görüşürüz, Deniz. Umarım bir dahaki sefere çarptığında daha dikkatli olursun."

Arkasını döndü ve uzaklaştı. Ben oracıkta, nefesimi tutmuş, kalbimin sanki yerinden fırlayacakmış gibi attığını hissettim.

Bölüm sonu

3 yorum