YABANCI VE CİNAYET
4. BÖLÜM
(Teomanın Dilinden)
Aylar geçmişti. Özel Bodrum Koleji'nin o kasvetli ve gösterişli koridorları, ardında bıraktığımız büyük fırtınaların ve dökülen gözyaşlarının şahidi gibiydi. O gece restoranın arka sokağında ettiğim o öfke dolu kükremelerden, duvarlara vurduğum yumruklardan sonra her şeyin bittiğini sanmıştım. Deniz’in o intikam ateşiyle yanıp tutuştuğunu, gerçeği öğrendiğinde benden nefret edeceğini düşünerek her gün içten içe eriyordum.
Ama hayat, hesap etmediğimiz yollardan yürütmüştü bizi.
Deniz o okula adım attığında, karşısında sadece "Akkaya ailesinin veliahdı" olan Teoman’ı değil; her şeyi göze alarak onun yanında duran, babasının o kirli geçmişiyle tek başına savaşan bir adam bulmuştu. Gerçekler döküldüğünde o koridorlarda kopan fırtınalar, edilen kavgalar, dökülen gözyaşları... Hepsi bu büyük aşkın acılı ama gerçek temellerini atmıştı. Deniz, babasının katillerinin izini sürerken Hakan Akkaya’nın geride bıraktığı o karanlık dosyaları tek tek açmış, adaletin yerini bulması için en büyük adımı atmıştı. Ve o adreste, her şeye rağmen elini bırakmayan tek kişi yine ben olmuştum.
Bugün ise her şeyin sakinleştiği, Bodrum’un o mordan maviye çalan akşamüstü saatleriydi.
Marina tarafındaki o sahil şeridinde, dalgaların kıyıya vurduğu huzurlu bir köşede yürüyorduk. Deniz’in üzerindeki o sert, hırçın zırh yerini Rüzgar'da hafifçe uçuşan saçlarına ve yüzündeki o duru gülümsemeye bırakmıştı. Elim onun narin parmaklarının arasındaydı. Teninin sıcaklığı içimdeki bütün o eski korkuları söküp atıyordu.
Durduk. Deniz başını kaldırıp koyu renk gözleriyle doğrudan gözlerimin içine baktı. Yüzünde, uzun zamandır sakladığı o masum ve tatlı ifade vardı.
"Biliyor musun Teoman?" dedi, sesi dalga seslerinin arasında huzurla yankılanarak. "İlk başta sana gıcık olmuştum. O şımarık, bütün işleri bana kitlesin diye baktığım züppe çocuğun, hayatımın en büyük dönüm noktası olacağını asla tahmin etmezdim."
İstemsizce gülümserken elimi kaldırıp parmak uçlarımla yanağını okşadım. Başımı hafifçe eğdim.
"Ben de ilk gördüğümda," diye mırıldandım, sesim kalbimin en derininden geliyordu. "O küçük kızın yıllar sonra karşıma çıkıp kalbimi böyle yerle bir edeceğini bilmiyordum. Seni o restoranda gördüğüm an... Zaman benim için durmuştu Deniz. Ve ne olursa olsun, o intikam ateşinin içinde seni yalnız bırakmayacağıma o gün yemin etmiştim."
Deniz gözlerini kırpıştırdı, kirpiklerine vuran güneş ışığı yüzünde altın sarısı parıltılar oluşturdu. "Çok korkuttun beni ama... O gerçeği öğrendiğimde dünyam başıma yıkıldı sandım. Senin o ailenin oğlu olman..."
"Ama bittik mi?" diye sordum yumuşak ama kararlı bir sesle. Başımı iki yana salladım. "Bitmedik. Aksine, o yalanların külünden yeniden doğduk biz. Seninle ben, bu hayatta birbirimizin kazandığı en güzel şeyiz."
Deniz daha fazla dayanamadı. Kollarını boynuma doladı ve başını göğsüme yasladı. Kokusu, o sahilin tuzlu rüzgarına karışıp ruhuma işledi. Onu sıkıca, sanki bir daha asla bırakmayacakmış gibi belinden kavrayıp kendime çektim.
"Seni seviyorum Teoman," dedi göğsümün üzerinden gelen o boğuk ve samimi fısıltıyla. "Her şeye, geçmişe, o karanlık adamlara ve intikamımıza rağmen... Seni çok seviyorum."
Kalbim göğsümde deli gibi çarparken başımı saçlarına gömdüm, dudaklarımı şakağına bastırıp uzunca öptüm.
"Ben de seni seviyorum Deniz," dedim nefesimi saçlarının arasına bırakarak. "Seni korumak için gerekirse bütün dünyayı karşıma alırım. Biz kazandık... Artık sadece biz varız."
Geri çekildiğinde aramızda sadece millimler kalmıştı. Bodrum’un kızıl batımına karşı, geçmişin bütün acılarını arkamızda bırakarak birbirimize doğru eğildik. Dudaklarımız buluştuğunda zaman bir kez daha durdu; ama bu sefer bu duruş, bir sonun değil, bizim hikayemizin en güzel başlangıcıydı.
HİKAYENİN SONU