İçeriğe geç

Zorba Aşk -TeoDen

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Zorba Aşk -TeoDen

Bölüm 2

2. BÖLÜM BENZERLİĞİN GÖLGESİ-Teoman'ın Dilinden

YABANCI VE CİNAYET

2. BÖLÜM: BENZERLİĞİN GÖLGESİ

Babamın çalışma odasındaki o kasvetli hava, abim Aras’la ettiğimiz kavgadan sonra daha da çekilmez bir hal almıştı. Babam Hakan Akkaya, masaya elini vurup o otoriter sesiyle hükmü verdiğinde gülmemek için kendimi zor tuttum:

*"İki hafta boyunca marinadaki restoranda garson olarak çalışacaksın! Kartların iptal, arabanın anahtarlarını teslim ediyorsun!"*

Akkaya Holding’in veliahdına verilen cezaya bak: Garsonluk... Babam beni cezalandırdığını sanıyordu ama o boğucu malikaneden ve şirket muhabbetlerinden uzak kalmak benim için ceza değil, ödüldü. *"Harika,"* dedim alayla. *"Garsonluk eksikti, o da olsun."*

Akşamüstü restorana geçtiğimde üzerime o garson önlüğünü geçirdim. Hayatımda bir bardak suyu bile ayağıma isteyen ben, şimdi müşterilere servis yapacaktım. Mutfak kapısının yanında umursamazca dikilmiş, marinadaki yatları izlerken arkamdan bir adım sesi geldi.

*"Merhaba,"* dedi bir kız sesi. Sesinde net, profesyonel bir ton vardı. *"Yeni çalışan sensin sanırım?"*

Yavaşça arkamı döndüm. Ve o an... Kalbim göğsümün ortasında tuhaf bir ritimle çırpınmaya başladı.

Karşımda duran kızın sıkıca toplanmış saçları, çenesindeki o dik duruş ve gözlerindeki o hırçın bakış... Yıllar önce bir gecede geride bırakmak zorunda kaldığım, çocukluğumun en güzel parçası olan o küçük kıza, Deniz’e o kadar çok benziyordu ki!

Bir an ağzımdan *"Deniz...?"* ismi dökülecekti ama kendimi son anda tuttum. *Saçmalama Teoman,* dedim kendi kendime. *Deniz’in bu restoranda, üzerinde garson önlüğüyle ne işi olsun? Yıllar geçti, sadece bir benzetme. Kendini rezil etme.*

Kız da bana bakarken gözleri bir anlığına büyüdü. Sanki o da beni birine benzetmiş gibi yüzümü inceledi ama o da tek kelime etmedi. O da beni bir başkasıyla karıştırdığını düşünmüş olmalıydı.

"Ben Deniz," dedi sesindeki soğukluğu koruyarak. *"İşimiz çok, hemen başlayalım."*

Adı da Deniz’di... İçimdeki o şüphe ateşi harlandı ama renk vermedim. *"Başlayalım bakalım,"* dedim alaycı bir tebessümle.

Günün geri kalanında Deniz’in çocukluğumdaki o hırçın, gururlu hallerini izlemekten iş yapmaya vakit bulamadım. Ağır tepsileri taşırken alnında biriken ter taneleri, müşteri her çağırdığında derinden bir nefes alıp çenesini dikleştirmesi... O kadar tatlı ve hırslıydı ki, gözlerimi ondan alamıyordum. Bütün işi onun üzerine yıktığımın farkındaydım ama amacım kaytarmak değil, sadece onu izlemekti. İçimden bana sövdüğünü gözlerindeki o kıvılcımlardan anlıyordum.

Gece yarısına doğru son müşteriler de gitti. Restoranda sadece ikimiz kalmıştık.

Deniz, sızlayan kolunu tutarak ahşap sandalyeleri masaların üzerine kaldırmaya çalışıyordu. Canının yandığını görünce içim cız etti ama çaktırmadım. Masalardan birine kalçamı yasladım, cebimden telefonu çıkardım.

Meraktan çıldırmak üzereydim. Karşımdaki kız gerçekten O olabilir miydi?

Hemen Instagram’a girdim. Arama çubuğuna adını yazıp profilini buldum. Fotoğraflara bakmaya başladım... Çocukluk fotoğrafları, o gururlu bakışlar... Sensin! Gerçekten sensin Deniz! Yıllar sonra kader seni tam karşıma çıkarmıştı. Şaşkınlıkla ve engel olamadığım bir hayranlıkla fotoğraflarını stalklarken, bir an dünyayla bağım koptu.

"Öhöm!"

Deniz’in sinirli sesini duydum ama gözümü ekrandan ayıramadım. Ve tam o sırada...

"Ben sana gösteririm iş kitlemeyi!" diye fısıldadığını duydum.

Daha ne olduğunu anlayamadan, burnuma o büyüleyici kokusu doldu. Deniz bir anda hışımla yanıma sokuldu, kalçasını benim gibi masaya yasladı ve omzunun üzerinden, dibime kadar girip telefonun ekranına bakmaya çalıştı!

"Neye bakıyorsun sen öyle?!"

O an neye uğradığımı şaşırdım! Aramızda milimler vardı, nefesi yanağıma çarpıyordu. Ekranda kendi fotoğrafını görecek diye ödüm koptu! Panikle gözlerim büyüdü, nefesim tıkandı ve pat diye telefonu kucağıma doğru kapatıp kilitledim. Kalbim sanki göğsümden fırlayacakmış gibi gümbürdüyordu.

Deniz benim bu saçma paniğime ne anlam vereceğini bilemedi. Bana "sen tamamen çıldırmışsın" der gibi ters ve öfkeli bir bakış fırlattı. Masadaki ceketini ve çantasını hışımla kaptı.

"Ben eve gidiyorum,"dedi çenesini dikleştirerek. "Sen de o telefonla oynamayı bırak, kalan bütün sandalyeleri tek başına kaldırıp işini bitir öyle git!"

Arkasını dönüp o hırçın adımlarıyla restorandan çıkıp gitti.

Ben masaya yaslanmış bir halde arkasından bakakaldım. Yüzümde engel olamadığım, kalbimin en derininden gelen sıcacık bir gülümseme belirdi. *"Geldin demek..."* diye fısıldadım kendi kendime. "Sonunda geldin Deniz."

Cebimdeki telefonu masaya koydum. Hayatımda ilk kez, içimde büyüyen o tarifsiz neşeyle kollarımı sıvadım ve sandalyeleri tek tek masaların üzerine kaldırmaya başladım...

*2. BÖLÜMÜN SONU*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.