Tolga ve Nazlı
Mor sarmaşığın işe yaradığının anlaşılmasının ardından ekip hiç vakit kaybetmedi.
Annesinin serası küçük bir laboratuvara dönüştürüldü.
Tolga, Nazlı, Kuzey ve Selin gece gündüz çalıştılar.
Mor sarmaşıktan elde edilen özüt, diğer bitkinin etkisini durduruyor; ardından hazırlanan tedavi hastalığın vücuttaki etkilerini yavaş yavaş geri çeviriyordu.
İlk hastalar iyileşti.
Sonra onlarca kişi.
Ardından yüzlerce…
Tedavi hastanelere ulaştırıldıkça şehirdeki kırmızı gözler azalmaya, saldırılar durmaya başladı.
Bir zamanlar insanları kovalayanlar yeniden insan olmaya başladı.
Hasan da tamamen iyileşmişti.
Tolga’nın annesi ise bitkilerin bakımını bırakmadı. Hatta salgın sona erdikten sonra serası, yeni tedavilerin araştırıldığı küçük bir merkeze dönüştürüldü.
Aylar sonra Ankara yeniden normale dönmeye başlamıştı.
Sokaklarda çocuklar oynuyor, dükkânlar açılıyor, insanlar evlerinden çıkıp yeniden birbirlerine güvenmeyi öğreniyordu.
Bir akşam Tolga seranın önünde duruyordu.
Nazlı yanına geldi.
— Ne düşünüyorsun?
Tolga gülümsedi.
— İlk gün seni gördüğümde senden hiç hoşlanmamıştım.
Nazlı kaşlarını kaldırdı.
— İlk gün mü?
— Tamam… İlk birkaç gün.
— Birkaç gün mü?
— Belki biraz daha fazla.
Nazlı gülmeye başladı.
— Ben de seni kibirli, inatçı ve çekilmez bulmuştum.
— Şimdi?
Nazlı ona baktı.
— Hâlâ biraz öylesin.
Tolga güldü.
— Güzel. Hiç değilse bazı şeyler değişmemiş.
Nazlı birkaç saniye sustu.
Sonra elini onun elinin üzerine koydu.
— Ama seni seviyorum.
Tolga’nın yüzündeki gülümseme yavaşça değişti.
— Ben de seni seviyorum.
Bir süre hiçbir şey söylemeden yan yana durdular.
Seranın içinden annesinin sesi geldi:
— Siz ikiniz orada evlenme teklifi falan edecekseniz bari kapının önünde yapmayın! İçeri gelin, yemek hazır!
Nazlı kahkaha attı.
Tolga başını iki yana salladı.
— Annem her şeyi mahvediyor.
— Bence tam zamanında geliyor.
Aylar sonra…
Küçük bir düğün yaptılar.
Tolga’nın annesinin serası çiçeklerle süslenmişti.
Kuzey ve Selin yanlarında duruyordu.
Hasan da iyileşmiş, hayatına yeniden başlamıştı.
Tolga, Nazlı’nın elini tuttu.
Nazlı ona baktı.
İkisi de bir zamanlar aynı hastanenin koridorlarında ölümden kaçtıklarını düşündü.
Şimdi ise hayatlarının en güzel gününde yan yana duruyorlardı.
Tolga gülümsedi.
— Biliyor musun, bütün bunların sonunda öğrendiğim en önemli şey ne?
Nazlı başını yana eğdi.
— Ne?
— İnsan bazen dünyayı kurtarmaya çalışırken kendi hayatının en güzel şeyini bulabiliyormuş.
Nazlı gülümsedi.
— Ve bazen o şey, ilk başta hiç sevmediğin biri olabiliyormuş.
Tolga güldü.
— Demek hâlâ ilk günümüzü unutmadın.
— Asla.
İkisi birbirlerine sarıldı.
Seranın camlarından içeri güneş vuruyordu.
Bir zamanlar ölümün başladığı bitkiler artık yeni hayatların arasında duruyordu.
Ve o gün…
Dünyanın sonu olmadı.
Tam tersine,
her şey yeniden başladı.
SON
