Dila'dan:
Kapıya vurulan darbeler laboratuvarın duvarlarını titretiyordu.
GÜM! GÜM! GÜM!
Kapının üst kısmındaki çatlak her darbede biraz daha büyüyordu.
Doğukan'ın elini sıkıca tuttum.
İlk defa gerçekten öleceğimizi düşündüm.
Dila "Doğukan... kapı daha fazla dayanmayacak."
Doğukan cevap vermedi.
Gözleri kapıya sabitlenmişti.
Bir anda bilgisayar yeniden açıldı.
Elektrikler birkaç saniyeliğine geri gelmişti.
Ekranda az önce gördüğümüz belge tekrar belirdi.
Koşarak masaya gittim.
Dila "Çabuk! Belki burada bir şey yazıyordur."
Bilgisayarın ekranında şu yazıyordu:
İlk vaka: Samet Demir.
Virüs, enfekte kişinin kanı veya ısırığıyla bulaşmaktadır.
İlk belirtiler:
- Yüksek ateş.
- Baş dönmesi.
- İnsan kanına karşı saldırganlık.
- Göz çevresinde kızarma.
Dönüşüm süresi kişiden kişiye değişmektedir.»
Elim titremeye başladı.
Yavaşça başımı Doğukan'a çevirdim.
Ateşi vardı.
Baş dönmesi yaşıyordu.
Gözleri kızarmaya başlamıştı.
Yani...
Her şey rapordakiyle aynıydı.
---
Doğukan'dan:
Dila'nın bana baktığını hissediyordum.
Hiçbir şey söylemiyordu.
Söylemesine de gerek yoktu.
Ben de gerçeği anlamıştım.
İçimdeki his büyüyordu.
Sanki biri bana sürekli aynı şeyi fısıldıyordu.
"Acıktın..."
"Kan..."
Başımı iki elimin arasına aldım.
Doğukan "Hayır..."
Dila hemen yanıma çömeldi.
Dila "Doğukan iyi misin?"
Doğukan "Yaklaşma."
Dila şaşkınlıkla bana baktı.
Doğukan "Lütfen... biraz uzak dur."
---
Dila'dan:
Onun benden uzaklaşmaya çalışması canımı acıtıyordu.
Ama bunu beni korumak için yaptığını biliyordum.
Tam o sırada...
ÇAT!
Kapının camı tamamen kırıldı.
İçeriden uzun, kanlı bir kol uzandı.
Dila "Doğukan!"
Doğukan hızla yangın tüpünü aldı.
Enfekte kolunu içeri sokmaya çalışırken tüm gücüyle tüpü savurdu.
PAT!
Enfekte geriye düştü.
Ama arkadan gelen diğerleri kapıya yüklenmeye devam etti.
Artık burada kalamazdık.
---
Doğukan laboratuvarı hızla incelemeye başladı.
Bir dolabın arkasında küçük bir kapı gördü.
Üzerinde "Depo" yazıyordu.
Kapıyı açtı.
İçerisi karanlıktı.
El fenerimi açtım.
Depoda temizlik malzemeleri, eski sıralar ve birkaç koli vardı.
Arka duvarda ise demir bir kapak duruyordu.
Doğukan "Bu ne?"
Kapağın üzerindeki pası temizledim.
Üzerinde küçük harflerle yazılmıştı.
"Personel Geçidi."
Birbirimize baktık.
Belki de buradan çıkabilirdik.
Doğukan kapağı kaldırmaya çalıştı.
İlk denemesinde açılmadı.
İkinci...
Üçüncü...
Sonunda ağır kapak açıldı.
Aşağıya inen dar bir merdiven vardı.
Tam inecekken laboratuvarın kapısı tamamen kırıldı.
Enfekteler içeri dolmaya başladı.
Doğukan "Atla!"
Merdivenlerden aşağı koşmaya başladık.
Arkamızdan hırıltılar geliyordu.
Kapıyı kapatıp sürgüyü çektik.
Yukarıdan yumruk sesleri gelmeye devam etti.
Ama şimdilik bizi göremiyorlardı.
---
Doğukan'dan:
Burası okulun altında kalan eski bir koridordu.
Duvarlarda rutubet vardı.
Her yer küf kokuyordu.
Telefonumun ışığıyla yürümeye başladık.
Bir süre sonra koridor ikiye ayrıldı.
Sağ taraftan hafif bir ışık geliyordu.
Sol taraf tamamen karanlıktı.
Dila "Hangisine gideceğiz?"
Tam cevap verecektim ki...
Sol taraftan bir ağlama sesi geldi.
Çok küçük bir çocuk ağlıyordu.
Dila bana baktı.
Dila "Birisi yardım bekliyor."
İçimde garip bir huzursuzluk oluştu.
Doğukan "Dur."
Dila "Ne oldu?"
Doğukan "Bu... tuzak olabilir."
Ağlama sesi devam ediyordu.
"Ne olur... biri yardım etsin..."
Dila dayanamadı.
Koşarak sesin geldiği tarafa yöneldi.
Doğukan "Bekle!"
Onun arkasından gitmek zorunda kaldım.
Karanlık koridorun sonuna ulaştığımızda yerde çömelmiş küçük bir çocuk gördük.
Üzerinde okul forması vardı.
Yaklaşık on dört yaşlarındaydı.
Sessizce ağlıyordu.
Dila hemen yanına çömeldi.
Dila "İyi misin?"
Çocuk yavaşça başını kaldırdı.
Yüzü gözyaşları içindeydi.
Tam rahat bir nefes alacakken...
Çocuğun gözlerinin kıpkırmızı olduğunu fark ettim.
Doğukan "DİLA GERİ ÇEKİL!"
Ama çok geçti.
Çocuk bir anda hırıltı çıkararak Dila'nın üzerine atladı.
Devam Edecek...