Gayrettepe’deki Emniyet Müdürlüğü binası, gece yarısını çoktan geçtiği için ölümcül bir sessizliğe gömülmüştü. Adli Bilişim Laboratuvarı’nın soğuk, buzlu camlarla ayrılmış küçük odasında sadece iki bilgisayar ekranının mavi ışığı ve klavye tıkırtıları yankılanıyordu.
Sarp, masanın kenarına dayanmış, elindeki karton bardaktan ılıklaşmış kahvesini yudumluyordu. Üzerindeki hafif buruşmuş siyah gömleğin kıvırdığı kolları, esmer tenini ve fırtınalı vakalardan kalma sert hatlı ön kollarını ortaya çıkarıyordu. Keskin çene çizgisi, günlerin uykusuzluğuyla belirginleşmiş kirli sakalları ve hafif dağınık siyah saçlarıyla, kural tanımaz ama karizmatik duruşundan hiçbir şey kaybetmiyordu. Derin ve odaklandığında simsiyah kesilen gözleri, uzman polisin önündeki monitöre kilitlenmişti.
Gece ise kollarını göğsünde birleştirmiş, hemen onun iki adım yanında duruyordu. Sarı dalgalı saçları omuzlarından aşağı pürüzsüzce dökülüyor, yüksek elmacık kemikleri ve beyaz teniyle florasan ışığının altında adeta heykelsi bir zarafet sergiliyordu. Siyah boğazlı kazağı ve üzerindeki tam oturan gri ceket, onun mesafeli ve entelektüel duruşunu tamamlıyordu. Ama Sarp için Gece’yi asıl tehlikeli kılan şey, o açık ela, neredeyse yeşile çalan bakışlarındaki yırtıcı zekâyı gizlemeyen derinlikti.
Zekeriyaköy’deki olay yerinden getirilen o siyah, mermer soğukluğundaki USB bellek şimdi adli bilişim bilgisayarına bağlıydı.
"Koruma protokolünü aşamıyoruz amirim," dedi bilişim uzmanı polis, şakaklarını kaşıyarak. "Klasik bir şifreleme değil bu. Bellek takıldığı anda kendi içinde 256 bitlik geçici bir algoritma üretiyor. Yanlış bir komutta içindeki veriyi tamamen yakacak şekilde kodlanmış."
Gece, gözlerini ekrandan ayırmadan hafif alaycı bir tebessümle Sarp’a kaydırdı bakışlarını. "Belli ki katil senin gibi kaba kuvvetle kapı zorlamaya alışkın değil Komiser. Biraz ince zekâ çalıştırmış."
Sarp tek kaşını kaldırıp üzerine kahvesinden bir yudum daha aldı. Gece'nin bu mesafe arkasına sakladığı meydan okuyan tavrı içten içe hoşuna gidiyordu. Bu kadının her detayı tek bakışta çözen zekasına duyduğu hayranlığı kendine bile itiraf etmekte zorlanıyordu.
"İnce zekâsını takdir etmemi beklemiyorsun herhalde Doktor." dedi Sarp, sesindeki o derin ve pürüzlü tonla. "Adam kilitli kapının ardında çay içerek adam öldürüyor, sen bana estetik dersi veriyorsun."
"Estetik değil, metodoloji!” dedi Gece. Sarp’ın boyuna kıyasla biraz daha minyon kalan bedenini hafifçe ona doğru dönderdi. Sarp’ın dağınıklığındaki o tuhaf çekim ve ne kadar yorgun olursa olsun asla düşmeyen otoritesi, Gece’nin içindeki bir şeyleri harekete geçiriyordu. Sarp, Gece’nin bugüne kadar çalıştığı hiçbir polise benzemiyordu; fazla sezgisel, fazla tehlikeliydi. "Sen sadece sonuca odaklanıyorsun, bense sürece. Aradaki fark bu Komiser."
"Aramızdaki fark, senin teoride kalıp benim sahada kurşunların ortasında durmam olabilir mi acaba Doktor?"
Gece gözlerini devirdi ama dudaklarının kenarındaki o belirsiz kıvrılma kaybolmadı. "O kurşunların nereden geldiğini analiz eden de bu teori yalnız, unutma."
Tam o sırada laboratuvarın ağır kapısı gürültüyle açıldı. İçeriye, kravatı gevşetilmiş, elinde kalın bir dosya klasörü tutan, kır saçlı ve yorgun yüzlü bir adam girdi. Başkomiser Faruk’tu bu; Sarp’ın emniyetteki eski mentoru, babacan ama kuralcı, işin alaylı kısmından gelen eski toprak bir polis.
"Yine mi atışıyorsunuz siz?" dedi Faruk Başkomiser, derin bir iç çekerek elindeki klasörü masaya bıraktı. "Oğlum Sarp, kızın kriminoloji diploması var, senin de inadın. Birleşip davanın belini kıracağınıza horoz dövüşü yapıyorsunuz. Ne var elimizde?"
Sarp duruşunu dikleştirdi. "USB bellek kilitli Faruk Abi. Bilişimdeki arkadaşlar duvarı aşmaya çalışıyor."
"Aşın artık şunu!" dedi Faruk, üzerindeki stresi gizleyemeyerek. "Yukarıda il emniyet müdürü tepemde. Zafer Karaca gibi bir müteahhidin cesedi daha soğumadan basın kokuyu aldı. Katil bizi parmağında oynatıyor."
Gece öne doğru bir adım atıp uzmanın masasına eğildi. Koyu ela gözleri ekrandaki kod satırlarında gezindi. "Belleğin üzerindeki serileştirme koduna bakın!" dedi ince, uzun parmağıyla ekranın alt köşesini işaret ederek. "Bu bir kamu kurumu ya da yüksek güvenlikli bir adli sistem algoritması. Katil sadece polisin nasıl düşündüğünü bilmiyor Sarp... Bu sistemleri bizzat kullanmış biri."
Faruk Başkomiser ve Sarp birbirine baktı. Odaya aniden ağır bir sessizlik çöktü. Sarp, Gece’nin oda içerisindeki o tek bir ayrıntıyı bile kaçırmayan keskin zekasına bir kez daha içten içe saygı duydu.
Tam o anda Sarp’ın göğsünde ani bir sıkışma hissi belirdi. Şakaklarındaki o tanıdık zonklama, tam da bu cümleyle birlikte yeniden kendini hatırlattı. Bakışları bir anlığına karardı, sanki odadaki ışıklar birkaç saniyeliğine gidip gelmiş gibi oldu.
"Sarp?" Gece’nin sesi bir anlığına uzaklardan gelir gibi oldu, ardından tekrar netleşti. Gece, ince ve serin elini hafifçe Sarp’ın kaslı koluna koymuştu. Bakışlarında ilk kez o alaycı tavır yoktu; derin bir endişe vardı. "İyi misin?"
Sarp hemen toparlandı, boğazını temizleyerek gülümsedi. Kolundaki o küçük dokunuşun yarattığı sıcaklık tüm bedenine yayıldı. "İyiyim. Sadece senin bu felaket senaryoların başımı ağrıttı, hepsi bu Doktor."
Gece elini yavaşça geri çekti, gözlerini kısarak baktı. "Buna şüphecilik denir Komiser. Ama senin gururun gerçekleri kabullenmeye yetmiyor tabii."
"Gurur değil, gerçekçilik Doktor." dedi Sarp alçak sesle.
Bilişim uzmanı hızla tuşlara basmaya devam ederken ekranda aniden siyah bir komut penceresi açıldı. Kırmızı bir yükleme çubuğu %100’e ulaştığı an ekrandaki tüm kodlar kayboldu. Yerini tek bir video dosyasına bıraktı.
Dosyanın adı şifresizdi: infaz_32%.mp4
"Açtım amirim!" dedi polis.
Sarp, Gece ve Faruk Başkomiser nefeslerini tutarak monitöre yaklaştılar. Ekran karardı ve cızırtılı bir sesle birlikte video oynamaya başladı...