İçeriğe geç

Zihnin Gölgesi

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Zihnin Gölgesi

Bölüm 1

Camdaki Buğu

Zekeriyaköy’ün orman kıyısındaki dik yamaçlarına çöken sis, gece yarısını çoktan geçmişken tüm vadiyi gri bir kefen gibi sarıyordu. Çam ağaçlarının arasından süzülen rüzgârın ve dışarıdaki sağanağın uğultusu, büyük müstakil villanın kalın camlarını dövüyordu. İki katlı, taş ve ahşap mimarili evin geniş çalışma odasında ne bir bağırış çağırış ne de bir arbede sesi olmuştu.

Masa lambasının sarı, cılız ışığı altında duran beden, sanki sadece sandalyesinde uyakalıvermiş gibiydi.

Komiser Sarp, sarı olay yeri şeridinin altından eğilerek içeri girdi. Deri ceketinden süzülen yağmur damlaları ahşap parkeye damlarken keskin gözleri doğrudan masanın üzerindeki adama kaydı. Zafer Karaca, şehrin tanınmış imar kayırmacıları ve müteahhitlerinden biriydi. Pahalı takım elbisesinin içinde oldukça derli toplu duruyordu. Önündeki çay bardağı ise yarım kalmıştı.

"Herhangi bir zorlama var mı?" diye sordu Sarp. Ses tonundaki mutlak kontrol ve otorite, odadaki tüm ekibin bakışlarını ona çevirdi.

Olay yeri inceleme ekibinden genç polis hızla başını salladı. "Hayır amirim. Bahçe kapısı da evin ana girişi de kilitli değilmiş. Güvenlik kameraları ise orman yolundaki ana hat şebekesinde iki saat önce yaşanan voltaj kesintisi yüzünden devre dışı kalmış. Vücutta ilk bakışta hiçbir darp, kesik ya da boğuşma izi yok. Kalp krizi gibi duruyor ama..."

Sarp masaya doğru yaklaştı. Çay bardağının yanına, klavyenin hemen arkasına özenle bırakılmış küçük, kartsız bir USB bellek ve yanında dijital termal yazıcıyla basılmış ince bir kâğıt şeridi duruyordu. Üzerinde tek bir cümle yazılıydı:

“Hiçbir leke, üzerine düşen karanlığı gizlemeye yetmez.”

Sarp eğilip kâğıda baktı. Çene kasları sıklaştı. "Bu adam iki hafta önceki davanın dördüncü kurbanı." dedi soğukkanlılıkla. "İntihar denildi, kalp krizi denildi, kaza denildi... Hepsi temiz ve pürüzsüz. Katil kusursuz çalışıyor."

Günlerdir bu dosya yüzünden neredeyse hiç uyumamıştı. Şakaklarındaki hafif zonklama da muhtemelen bu uykusuzluk yüzündendi.

Arka taraftan gelen topuk sesleriyle başını çevirdi.

Eşikte duran kadın, siyah paltosunun yakalarını kaldırmış, dikkatli gözlerle odayı süzüyordu. Gece, Emniyet Müdürlüğü’nün bu karmaşık vakayı çözmek için soruşturmaya dâhil ettiği adli kriminolog ve psikologdu. İnce, keskin yüz hatları ve her zaman mesafeli duran koyu renk gözleriyle girdiği her ortamda garip, büyüleyici bir aura yaratıyordu.

"Yine aynı üslup mu?" dedi Gece, sesi odadaki nemli havayı bıçak gibi keserek.

"Yine aynı." dedi Sarp gizli bir tedirginlikle. Masa üzerindeki kâğıda işaret ederek ekledi: "Hiçbir iz yok. Ne bir zorlama var ne de panik. Katil içeri girmiş, bu adamla oturup çay içmiş ya da onu izlemiş... Sonra da adam sanki bir düğmeye basılmış gibi durmuş."

Gece masaya yaklaştı. Maktulün yüzüne değil, masanın üzerindeki simetriye ve kâğıdın açısına baktı. Sarp’a doğru bir adım attığında aralarındaki mesafe kapandı. Sarp onun yağmurla karışmış o hafif melisa kokusunu aldı. İki haftadır gece gündüz bu dosyalar üzerinde çalışıyor, aynı arabada sabahlıyor ve aynı soğuk kahveleri içiyorlardı.

"Bu bir cinayet değil Sarp Komiser" dedi Gece fısıltıyla. Gözlerini Sarp’ın gözlerine dikerek devam etti: "Bu bir infaz. Katil öfke duymuyor, nefretle hareket etmiyor. Sadece bir hesabı kapatıyor. Çok sabırlı, çok zeki... En tehlikelisi de polisin nasıl düşündüğünü çok iyi biliyor."

Sarp, Gece'nin bu keskin bakışları karşısında göğsünde tanımlayamadığı bir sıcaklık hissetti. Bu kadın zekasıyla onu büyülüyordu. Bir süredir iyi bir ekip olmuşlardı ama yine de içinde Gece’ye karşı tanımlayamadığı hisler de vardı.

"Polisin nasıl düşündüğünü biliyorsa” dedi Sarp, Gece’ye bir adım daha yaklaşarak, "bizim bir sonraki adımımızı da tahmin ediyor demektir.”

Gece’nin dudaklarında hafif, alaycı bir tebessüm belirdi. "Elbette" dedi monoton bir sesle. Sarp’tan bir adım uzaklaşarak derin bir nefes aldı ve ekledi, "Bunu sen çözemezsen, kimse çözemez Sarp Komiser.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.