İçeriğe geç

Zihin Zalimi

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Zihin Zalimi

Bölüm 2

​"Her şeyin bir karşılığı vardır."

Sol elimin parmakları şakağımda duruyor, sağ elim ise karşımdaki zihnin derinliklerine inerek onu ele geçirmemi sağlıyordu.

​"Neden ona kızdın?"

​"Ben, onun için... Dışarısı tehlikeli, ona zarar gelir." Karşımdaki pis adamın zihninin derinliklerindeki düşünceler bile ne kadar endişeli olduğunu hissettiriyordu. Ama bu ona acımam için bir sebep değildi; küçük bir çocuğa zarar veren birinin daha çok acı çekmesi gerekirdi.

​"Ona tek zarar veren sensin."

​"Bir daha yapmasın diye..."

​"Bir daha dışarıda oynayamasın diye bacağını kırmak mı?"

​"O benim oğlum, ben onun için..."

​"Kimse oğlu için bunu yapmaz!"

​"Ama ben..."

​Sol kolumu adamın bacağına yönlendirdim ve tek hamlede adamın aşil tendonunu kopardım.

​Adam haykırarak iki elinin üstüne yere düştü. Zihin kontrolünü neredeyse kaybediyordum; sol parmaklarımı tekrar şakağıma değdirdim ve sağ kolumu tekrar adama yönlendirdim.

​"Lütfen... Yalvarırım bir daha yapmayacağım."

​"Küçüklüğünü hatırlıyor musun?"

​"Yalvarırım bırak, lütfen! Yemin ederim bir daha asla yapmayacağım."

​"Bir gün sen de çocuğun gibi eve geç gelmiştin."

​"Dayanamıyorum!"

​"Annenin seni sopayla dövdüğünü nasıl unutursun..."

​Karaktersiz adamın uykuda kalmış travmalarının uyanmasıyla, yanında getirdiği dehşet verici duyguları hissedebiliyordum. Daha doğrusu, görebiliyordum.

​"O gün o sopa sana acı verirken yaşadığın duyguları neden başkasına yaşatırsın ki?"

​"Ben hatırlamıyorum..."

​"Yalan söyleme!"

​"Lütfen bırak, daha fazla dayanamıyorum."

​"Henüz değil."

​Anlaşılan adamın yalancılığı zihnine bile işlemişti.

​"Hatırlamadığını söyleyemezsin, o korkunç hisler asla peşini bırakmaz."

​"Özür dilerim, lütfen bırak."

​"Aynı şeyleri gevelemeyi kes! Küçük çocuğun eve geç geldiği için onun bacağını kırdın. Ders çıkarman için ikincisini mi kırsam? Biri bedel, biri ders; ne dersin?"

​"Seni pislik, bırak beni artık!"

​"Bunu demen pek iyi olmadı maalesef."

​Bu sefer ellerimi kullanmadan, adamın kırık bacağına zihnimle baskı uygulayarak daha çok acı çektirdim. Kaval kemiği bir iki parçaya ayrılmış olmalıydı. Adamın sesi çıkmadı; gerçek hayattaki bilincini kaybetmişti ama zihninin derinliklerinde dövüşümüze devam ediyorduk. Ya da benim profesyonelce yapılan işkenceme...

​"Sana yapılan kötü bir şeyi, aptal insani travmaların yüzünden başkasına uygulayamayacağını anlamışsındır umarım."

​Artık zihninde bile sesi çıkmıyordu. Bütün gücümle zihnine saldırdım.

​Zihninde olduğum için onunla kapanan gözlerim, onunla birlikte tekrar açıldı. Benimkiler tatlı bir uykudan uyanırcasına sakinken, adam boğulmaktan son anda kurtulmuş gibi nefes alarak dehşet içinde uyandı ve şu tür şeyler zırvaladı:

​"Ben bir daha asla öyle bir şey yapmayacağım..." Sesi titriyordu. "Özür dilerim, ben korkunç biriyim." Gözlerindeki yaşlar şelale gibi akmaya başladı. "Bir daha asla oğluma öyle davranmayacağım, affedin beni, ben korkunç biriyim." Ne kadar da yapmacık...

​"Umarım öyle olur, aksi takdirde sağlam bacağını vücudundan ayırmam gerekebilir," dedim.

​Nefes nefese, "Asla bir da-" dedi.

​"Kes artık, duymak istemiyorum." Farkındalığa kavuşturduğum her kişi aynı cümleleri sarf ediyordu; duymaktan bıkmıştım. Tekrar yaparlarsa bu sözlerin ne anlamı kalırdı ki? Ya tekrar yaparlarsa? Ya bunların hepsi boşunaysa?

​Hayır... Olamaz, bir daha yapamazlar. En korkulu rüyaları oldum, buna tekrar kalkışabilirler mi ki?

​Fiziksel yaralar ya iyileşir ya da öldürür, elbet bir şekilde geçer; ama benim zihinlerinde bıraktığım yaralar sürekli acır, asla unutmazlar. Tanrı şahidim, tekrar yapacak kadar ileri giderlerse en acı ölüm onları bekler.

​"Ha, bu arada," diye cümleme devam ettim, "karının kulağına vurduğun darbeyi hatırlıyor musun?" Her şeyin bir karşılığı olurdu, bunu da unutmamak gerek.

​"Hayır, b-ben vurmadım." İkinci yalan... Bu adamın derdi neydi böyle?

​"Ama çocuğu için her şeyi yapacak o kadının kulağında bir sızı var, neden oldu dersin?"

​Korkarak, "Ben bir daha asla yapmam," dedi. Zihnindeki gücümü hafiflettiğim için toprak üzerinde sürünerek ayaklarıma kapanabildi. Karısının kulağına vurmadan önce kadının yaşadığı kötü duyguların mislini ona yaşattığım için mükemmel bir haz alıyordum.

​"Baksana, bir insan korktuğunda nasıl hissediyormuş? Onlara neden bunları yaşattın ki?" diye sordum.

​"Ben anladım, bir daha asla yapmam. Yalvarırım bana bir şey yapma." Yaptığı hiçbir şeyi yanına bırakmayacağımı biliyordu, bu yüzden yalvarmaya başlamıştı.

​Başımı hafifçe yana eğdim ve genelde ifadesiz olan suratıma hafif bir gülümseme yerleştirdim. "Ama hiçbir şey karşılıksız kalmaz," dediğimde gözleri dehşetle açıldı ve ayağımın dibinden ayrılarak geriye doğru koşmaya başladı.

​Zihnindeki gücümü artırdım ve adeta zincirlere vurulmuş gibi daha ileriye gidemedi. Tabii benim zihin gücüm zincir sayılırsa...

​Ağzını kıpırdatarak bir şeyler söylemeye çalıştı ama üzerindeki kuvvet buna izin vermedi. Çoktan şakağımdan indirdiğim sol elimi ona doğru yönlendirdim; işaret parmağımın üzerinden çıkan hayali çizgi kulağına yetişti. Kulak memesini yavaşça içe doğru kıvırdım, kulak kepçesini üstüne ekledim ve adeta dış kulağını kulak deliğine soktum. Hafif bir kan akmaya başladı ve acıya dayanamayan adam yere yığıldı.

​Cezasını ve bedelini aldı diye düşündüm. Bir daha olmayacağına emin olacak kadar ona acı çektirmiştim.

...

Güneşin tepedeki kavurucu etkisi ve gücümü kullanmaktan gelen bitkinlikle az kalsın yere yığılacaktım. Yere yığılmadım, çünkü sırtımdan bir çift el beni destekledi. Dokunuşu naifti ama beni ayakta tutmaya yetti.

​"Gerçekten bu kadarına gerek var mıydı Lucy?" İsminin son harfini uzatarak söylemişti. Daha doğrusu, bana taktığı lakabı...

​"Bana Lucy dememeni sana kaç kere söyledim, Vale?" diye çıkıştım. Fakat ona asla sinirlenmezdim; çünkü o benim tek dostumdu, yoldaşım olabilecek tek kişiydi. Ama yine de bu lakaptan hoşlanmıyordum.

​"Tek derdimiz o olsa keşke," dedi Vale. "Adamın ayağını parçalarken gücünün bir miktarının sana da değdiğini, senin de ayağında bir sızı olduğunu fark ettin mi? Ya da geçici bir işitme kaybın olduğunu? Tabii bunlar dışında, zihnini uzun süre bağlı tuttuğun için bilincinin şu anda saf olmadığını ve muhtemelen bir iki sayıyla yapılacak en basit işlemleri yapamayacağını..."

​Her zamanki gibi çok konuşuyordu ve dediklerinden pek bir şey anlamıyordum. Ama o hâlâ saymaya devam ediyordu.

​"Baksana, sen bunların tedavi için gerekli olanları parşomene yazsan, ben de seni dinlemek zorunda kalmasam ve iyileşsen nasıl fikir?"

​Gözlerini bıkkınlıkla bana dikti. Öncesinde defalarca söylediği şeyleri tekrar söylemeye başladı:

​"Ben şifacıyım. Şi-fa-cı! Bu doktor anlamına geliyorsa da bana ne yani... Demek istediğim, ben bilgiyle insanları iyileştirmiyorum, ilaç vermiyorum. Hissediyorum ve içimdeki gücü onlarla paylaşıyorum. Ve iyileşi-"

​Sözünü kesip araya girdim: "Tamam anladım, defalarca anlattın zaten," dedim dalga geçerek. E, o benimle geçiyorsa ben de onunla geçerim, diye düşündüm.

​"Tamam o zaman," dedi. Kırmızı lekeli yanakları güneşte parladı. "Şimdi gidip seni iyileştirelim çok bilmiş Lucyciğim. Yoksa değil bu şehri, kendi zihnini bile kurtaramadan tahtalı köyü boylayacaksın."

​İnsanların nefret ettiği ve korktuğu birine bu lafları zaten ancak Vale sarf edebilirdi.

​"Ha, ayrıca az önce beni anlamadığını da çok iyi anladım. O aptal adamın beyniyle düşünmeye devam ediyorsun sanki. Ama bu, birazdan seni iyileştirirken bunları tek tek dinlememiz ve analiz etmemiz için bir bahane değil. Yaranın kaynağını öğrenmek önemli sonuçta. Aslına bakarsan bunu gücünü daha iyi kontrol ederek aşabilirsin, hatta..."

​"Yeter Vale," dedim. "Yeter. Sadece beni şu an iyileştir, sonra seni sabaha kadar dinlerim."

​Omuzları kalkıp indi. "Peki," dedi bir tebessümle. Sonra beni sırtına aldı kendimi her ne kadar aciz hissetsemde fiziksel rahatlama yanında mutluluğu getirdi ve yola koyulduk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.