İçeriğe geç

Zihin Büken

Bölüm 2 · 12 dk okuma

Zihin Büken

Bölüm 2

Avcı Çocuk (Teca)

Güneşin kavurucu sıcağı her yaz gün olduğu gibi Rivendale'in üzerinde acımasızca dökülüyordu. Tırpanlarını var güçleriyle savuran genç delikanlılar ve her gün onları uzaktan izleyen cilveli kızlar günlük rutinlerine bugünde devam ediyordu. Bazı kızların aklı gidiyor, yaptıkları işleri unutup yolun kenarındaki taş korkuluğun üstüne eğilip seyre dalıyorlardı. O gün ne yazık ki orada aklı bir karış havada olanlardan biride tabi ki Nova'ydı. Kardeşi ile planladıkları her şeyi bir anda unutmuştu.

Teca şehir meydanında oturmaktan kalçaları ağrımış elleriyle her yerini ovuşturur olmuştu. Ara sıra ayağa kalkıp esneme hareketleri yapıyor, bazen de yay kullanırmış gibi göğüs hizasında kollarını iki yanına açıyordu. O gün ablasıyla ormana ava gitmeye karar vermişlerdi. Geçen gece Nova'ya bu konuda baya ısrarcı davranmıştı. Ablasıyla eğlenceli şeyler yapmayı özlemişti. Nova kasabadaki bir dokumacıda çalışmaya başladığından beri onu yalnızca akşamdan akşama görür olmuştu ki eve her geldiğinde de Nova yorgun oluyor, ona fazla zaman ayıramıyordu. Teca bu yüzden son 6 aydır her gün babasıyla ormana gidip avlanmayı öğrenmişti. Kasabaya gidip ablasını görebildiği tek vakitte av zamanı topladıkları derileri ve yiyemedikleri fazladan etleri satmak için oluyordu. Babasıyla avcılık yaptığı süre içinde öğrendiklerini ablasına göstermek için sabırsızlanıyordu. Fakat nerde kalmıştı bu kız ?!

Teca "Nerede kaldın Novaaa!!" diye bir nara attı ortaya

Etraftaki insanlar çocuğa dik dik bakınca Teca biraz gerildi. Doğduğundan beri kasabanın dışındaki ormanda bir kulübede yaşadığı için insanlar içinde nasıl davranması gerektiğini pek kestiremiyordu. Kasaba meydanında yarım saat beklemek bile artık ona fazla gelmişti.

"Novayı bulmalıyım" diye geçirdi aklından .Aklında bir hedefe odaklanınca hemen rahatlayabiliyordu. Avcılık yaparken bu özelliği Teca'nın çok işine yaramıştı. Avına odaklandığında nefesini gayet iyi kontrol edebiliyor , ellerini hiç titretmeden ok ve yay kullanabiliyordu.

Kasaba meydanında bağlanan yollardan birine girdi. Her ne kadar burada fazla bulunmasa da yönünü rahatlıkla bulabiliyordu. En azından bulunması gereken yerlere nasıl gidebileceğini biliyordu. Bunlardan biride ablasının çalıştığı dokumacıydı tabi. Zira kasabaya her geldiğinde ablasına selam vermeyi asla unutmuyordu. Kuzey yolundan önce sağa saptı, ardından yaşlı demircinin dükkanından sola saptı ve Arsız Rupert'ın dilendiği sokaktan geçerken ellerini yüzüne götürerek adama şapşal bir surat yaptı. Yaşlı adam çocuğa sinirlenmiş gibiydi. Tam ayağa kalkıp bağırmaya yeltenecekken Teca'nın gençliğin getirdiği enerjiyle çoktan baya bir uzaklaştığını fark edince kaşlarını çatarak köşesine geri oturdu. Teca sonunda geniş mısır tarlalarının yanından geçen yola sapmıştı. Bu uzun yolun son Nova'nın çalıştığı dokumacı atölyesi varıyordu. Bu yolu çok iyi biliyordu çünkü buradan geçtiği her seferde eğer mısırlar olgunlaşmışsa çaktırmadan aralarından bir tane yürütüp avladığı hayvanın eti yanında yemeyi huy edinmişti. O gün bir değişiklik yapıp çevik bir hareketle 2 tane mısırı kaptığı gibi kıyafetlerinin içine ustaca sakladı. "Nova içinde bir tane almanın zararı olmaz." diye düşünmüştü. Yolun biraz ilerisinde bir grup genç kız toprak yolu kapatacak biçimde toplanıp tarlaya doğru seyre daldıklarını fark etti. Bazen yetişkinler yanlarından geçiyor ve onlara bakıp bir şeyler fısıldaşıyorlardı. Belki farkına değillerdi fakat o kadar kişi yolun ortasında durunca garip bir kalabalık oluşturmuşlardı. Teca " Resmen Oğlanları İzleme Kulübü" diye aklından geçirince istemsizce bir kahkaha kopardı. Kalabalık genç kız grubu toprak patikanın ilerisinde gelen sesi duyduklarında hep beraber onlara doğru gelen oğlan çocuğuna baktılar. Bir kısmı kahkaha atan bu küçük çocuğu görünce bulundukları durumu sonunda fark etti ve tıpkı bir domates gibi kızarmaya başladı. Bazıları yere bıraktıkları eşyalarını alıp eski istikametinde devam ederken azınlık bir kısmı bu duruma hiç aldırış etmeden oğlanları izlemeye devam ettiler. Başkalarının fikirleri pek umurlarında değildi herhalde. Sonuçta delikanlılar görünüşleri konusunda baya iddialıydılar. Bu iki grubun aksine Nova kardeşini unutup böyle bir şeye daldığı için ufak bir utanç hissetmişti. Aynı zamanda kardeşinin attığı kahkaha yüzünden birazda kızgındı. Genç ve yakışıklı delikanlıların güzel ve alımlı kızları etkilemelerinde garip olan ne vardı ki sanki? Kahkaha atılacak kadar komik bir şey değildi bu.

"Neye gülüyorsun bakıyım sen küçük bey" Nova hızlı adımlarla Teca'ya yaklaşıp kulağına sert bir fiske atmıştı.

"Ahh... bunu niye-"

"Ablanla dalga geçmenin bedelini ödüyorsun Teca"

"Ama abla, nasıl göründüğünüzü bir görsen. Tıpkı Larry amcanın tavuklarının yem torbasını takip etmesi gibi hepiniz kafanızla oğlanları takip ediyordunuz." Teca kafasını bir tavuk gibi oynatarak taklit etmeye başladı.

"Aman ne komik! Neyse. Bende de suç var. Ne diye Helena'ya uyup da durdum ki burada. Seni de kasaba meydanında boş yere beklettim Teca, üzgünüm."

"Sorun değil. Sanırım yavaş yavaş kasabalılarla konuşmaya alışmaya başlıyorum. Artık gidebilir miyiz? Biraz daha oturursam bütün yeteneklerimi kaybedeceğim gibi hissediyorum."

Nova , Teca'yı da önüne alarak toprak patikada yürümeye başladı.

"Peki o zaman "avcı" bey. Lütfen kaybetmeden önce bütün o afili yeteneklerinizi bana gösteriniz." Kafasıyla mısır tarlasını işaret ederek "Eminim bütün gün tırpan sallayıp caka satan bu kasabalı oğlanlardan çok daha havalısınızdır.

Nova'nın iltifatlarını duyduktan sonra Teca'nın göğsü büyük bir gururla gerilmeye başladı. Ablasının kolundan sıyrılıp ormana doğru giden patikada ona önderlik etmeye karar verdi. Bir yandan sırayla av aletlerini çantasından çıkarıp ablasına gösteriyor bir yandan da nasıl kullanılması gerektiğini anlatıyordu. Nova avcılığa pek ilgili olmasa dahi Teca'nın gülümsemesini gördüğü için oda bu geziden memnundu. Kardeşiyle uzun zamandır iyi vakit geçirmemişlerdi. Nova'nın kardeşiyle çok yakın bir ilişkileri vardı. Klasik abla kardeş kavgalarının haricinde daima birbirlerinin iyiliklerini düşünür ve her zaman birbirlerini korurlardı. Babaları bu konuda onları iyi eğitmişti elbette.

Teca'nın babası Osham kasabanın en eski sakinlerinden biriydi. Şu an evleri kasaban uzak ve ormanın derinliklerinde olsa dahi Rivendale ilk kurulmaya başladığında Osham'da herkes gibi yardım eli uzatmıştı. O zamanlar Teca ve Nova daha ortalıklarda yoktu tabi. Osham genç ve yetenekli bir delikanlıydı. Kasabalıya göre elinden her iş gelirmiş ve kasabanın gelişmesine de büyük katkı sağlamış. Ki avcılık yaparak ve Rivendale ormanındaki tehlikeleri gözetleyerek şu an bile kasabalıya büyük bir iyilik yapıyormuş. Teca'nın duyduğuna göre zamanında Rivendale'e ormanın güneydoğusundan sürekli alaza kurtlar inermiş fakat Osham ve bir grup cesur genç onları sürekli defettikten sonra baskınları gitgide azalıp eninde sonunda durmuş. Her ne kadar Teca avları sırasında hiç bir alaza kurtla karşılaşmasa dahi kasaba halkından babasının hala onları uzak tuttuğunu işitmişti. O gün babaları kasaba heyetinin toplandığı bir görüşmeye katılacaktı o yüzden ablasıyla yalnız olacaklardı.

"Hey Nova... annem nasıl biriydi?"

Nova bir anda gerildi. Kardeşini ardından uygun adım yürürken bir anda böyle bir soruyla karşılaşınca bacakları kasılmış ve dengesini yitirip sendelemişti.

"Teca...ben-"

"Hadi ama abla lütfen! En azından ufak bir şey söyle. Onu tanımak istiyorum." Teca annesiyle ilgili herhangi bir şeyi babaları yanlarındayken soramıyordu ki şu an babası meşgul olduğu için bu durumun en uygun vakit olduğunu düşünmüştü. Aslında bu av gezisini planlarken bile en başından beri aklında bu konuyu açmak vardı. Ablasıyla eğlenmekte istiyordu tabi fakat bunu sormak için daha uygun bir zamanda zor bulunurdu.

Nova ormanın derin sayılabilecek kısımlarına geldiklerini fark ettiğinde kendisini gevşeterek konuşmaya başladı "Teca, onu merak ediyorsun biliyorum fakat annemiz aramızdan ayrıldığında daha 6 yaşımdaydım. Ve..."

Teca bunu zaten biliyordu. Annelerini kaybettikleri dönem kendisinin doğduğu yıllara denk geliyordu. Hep aklında "Acaba beni doğururken mi...?" diye bir düşünce vardı elbette ama bu düşüncenin onu yiyip bitirmesine izin vermiyordu tabi. Sebebi her ne olursa olsun onu doğuran o güçlü kadın için kendi de güçlü kalacaktı.

"Ve o zamanları hatırlamak cidden çok zor. Sen bile 6 yaşındayken neler yaşadığını net hatırlayamıyorsundur "

"Hadi ama illa ki hatırladığın bir şeyler vardır."

"Pekala, bir düşüneyim... sanırım hatırladığım bazı şeyler var." Nova'nın yüzü mutlu bir anıyla bir anda yumuşamıştı. Tatlı bir tebessümle "Ormana yaban mersini toplamaya giderdik. Her salı bize yaban mersinli turtasından yapardı." Nova sanki turtanın kokusunu alıyormuş gibi etrafındaki havayı derince içine çekti.

"Koca bir dilim yedikten sonra karnım doyunca annemin kucağında uyuya kalırdım. Ellerindeki yaban mersini kokusunu hala hatırlıyorum."

"Yaban mersini severdi demek he!"

"Aslında daha çok ben seviyordum. Salının turta günü olması bile benim fikrimdi. Yada en azından babam öyle olduğunu söylüyor. Ama evet annemizde severdi diyebilirim."

"Gördün mü ? O kadarda zor değilmiş. Yaban mersini he..."

"Zor olduğundan değil Teca, sadece hatırlamak..."

Nova cümlenin devamını getirmese de Teca durumu anlamıştı. Daha fazla uzatıp ablasıyla olan gününü mahvetmek istemiyordu. Bu yüzden ava odaklanmaya karar verdi. Teca uygulamalı bir şekilde ablasına yabani hayvanları nasıl takip edebilecekleri ve arkalarında bıraktıkları izleri nasıl tespit edebileceklerini anlatmaya başladı. Nova'nın aklı her kelimede daha da karışıyor Teca ise daha bir şevkle anlatıyordu. Bu uzun süren eğitim sürecini sonlandıran şey Teca'nın bir geyiğe ait olduğunu düşündü izleri bulmasıyla son buldu. Kısa süreli bir iz sürmenin ardından avlarıyla karşı karşıya gelmişlerdi. Ormanın içinde oluşmuş küçük bir gölün kenarında eğilmiş su içen dişi bir geyikti. Gölün etrafındaki ağaçlık bölge pek sık olmasa da ağaçların gövdesi yeterince kalın olduğunda ikisi de birbirlerini görecek şekilde ayrı ağaçların arkasına gizlendiler. Teca, Nova'nın onu izlemesi için babasıyla her zaman kullandıkları bir işaret yaptı fakat ablasının suratındaki anlamsız ifadeyi görünce en önemli konulardan birini atladığını fark etti. İletişim. Ablası el işaretleriyle iletişim kurmayı bilmiyordu elbette. Tekrardan ellerini kaldırıp olabildiğince basit bir şekilde işaret ve orta parmaklarını uzatarak ablasını ve kendisini gösterdi. Basit ve herkes tarafından anlaşılır bir işaretti Teca'ya göre, zira Nova'da başıyla onaylamıştı.

Teca omzuna asılı yayı kıvrak bir hareketle elinde çevirip hazır pozisyona getirdi. Bugün ilk defa kendi yaptığı oklardan kullanacaktı. Ablasına hava atmak için elinden geleni yapıyordu besbelli. Oku yaya yerleştirip kirişi var gücüyle omuz hizasına çekti. Avına pürdikkat odaklanmıştı fakat ablasının onu kesin çok havalı bulduğunu düşünmeden de edemiyordu bir türlü. İşin aslı Nova gerçekten de etkilenmişti. Teca gerçek bir avcının duruşunu sergiliyordu besbelli. Babasının avlandığını birçok sefer görmüştü ve şu anda karşısında küçük bir Osham duruyordu sanki.

Teca tamamen nefesini tutmaya çalıştı. Ellerini sabitledi ve gözlerini hedefine tamamen kitlendi. Tıpkı avcılara özel bir trans halinde gibiydi. O esnada orda yalnızca dişi geyik, sivri ok ve nazikçe esen rüzgarın sesi vardı. Hiçbir şeyin bu transa girmesine izin veremezdi. Teca artık kirişi bırakmaya hazırdı. Nefesini vermesiyle beraber parmaklarını gevşetmeye hazırlanıyordu ki hiç beklenmeyen bir misafir Teca'nın görüşünde beliriverdi.

BİR ALAZA KURT!!

Teca'nın sağındaki ağaçlıklardan arasından varlığını nerdeyse hiç belli etmeden şaşılacak bir hızda dişi geyiğin üstüne atlamıştı. Teca o şaşkınlıkla oku çoktan salmıştı fakat bu yaptığın kendi bile farkında değildi. Bu ani gelişme yüzünden hedefini de ıskalamıştı zaten. Fakat yine de dişi geyiği daha acılı bir akıbet bekliyordu. Nerdeyse geyik kadar olan alaza kurt hırçın bir şekilde az önce boynuna yapıştığı geyiğin son nefesini verdiğinden emin olmaya çalışıyordu. Teca'nın gözleri önünde göletten huzurlu bir şekilde su içen o geyik 3 saniye kadar bir sürede paramparça olmuştu. Teca'nın içini durdurulamaz bir korku kaplamaya başladı. Her daim sabit duran elleri istemsizce titriyor, beş dakika bile sabit durmayan ayakları şu an bir adım bile geri gitmeye yeltenemiyordu. Elindeki yayla hazır pozisyonda kalakalmıştı. "Babam bunlarla mı savaşmıştı cidden? Nasıl böyle bir şeye karşı koyabilirsin ki?" gibi düşünceler çoktan aklına dolmaya başlamıştı. O esnada Nova hala ağacın arkasında saklanmaktaydı. Kurt onu kesinlikle buradan göremezdi fakat Teca az önce saklandığı ağacın yanında öylece ayakta duruyordu. Alaza kurt yemeğini afiyetle yedikten sonra kesinlikle Teca'yı fark edecekti. Hemen bir şeyler yapmalıydı. Önce Teca'yı kendine getirmek için kurdun duyamayacağı şekilde seslenmeyi denedi fakat Teca öyle bir dehşet içindeydi ki ablasının orda olduğunu bile unutmuş gibiydi. Ardından ayağa kalkıp yanına gitmeye yeltendi ama onunda ayakları titriyordu. Eğer Teca'ya yardım etmeye çalışırken takılıp düşerse kurt kesinlikle onları fark edecekti. Ne yapması gerektiğine dair en ufak bir fikri yoktu.

"Keşke babam zamanında teklif ettiğinde onla beraber avlanmaya gitseydim" diye düşünmeye başladı. Çok pişman hissediyordu. Belki o zaman bir şeyler öğrense şu an ne yapacağına dair bir fikri olabilirdi fakat şu an kardeşinde olan tecrübe onda, kendisinde bulunan irade de kardeşinde yoktu.

Bu sırada Teca çok korkunç bir şeyin farkına varmıştı bile. Kurt yalnız değildi. Daha önceden hiç karşılaşmasa dahi yalnız avlanmadıklarını babasından işitmişti. Gölün bulunduğu açıklığın sol tarafından iki gri kurt daha gelmekteydi. Fakat Teca'yı korkutan bu değildi. Bir veya üç fark etmezdi her türlü başa çıkamayacağı bir rakipti fakat gelen kurtlardan birinin topalladığını fark etti. Elinden kaza ile fırlayan ok yanlış hedefi vurmuştu belli ki ve kötü yanı koca yaratığı öldürememişti bile. Yaralı kurt normalde olduğundan daha da sinirliydi artık. Diğer ikisinin aksine yerde yatan parça pinçik geyik cesedine değil Teca'nın olduğu tarafa bakıyordu.

Alaza kurt ile bakışları çok geçmeden birbirini buldu. Teca sanki saniyeler sonraki geleceğini kurdun gözlerinde görüyordu. Geyikle aynı kaderi paylaşacaktı besbelli. Gri kurt sinirli olmasına rağmen hala çocuğu süzüyordu. Sanki öcünü almak istiyormuş fakat bacağındaki acı karşısındakinin bir tehdit olduğunu sürekli ona hatırlatıyormuş gibiydi. Nova için on saniye fakat Teca için bir ömür gibi gelen bir bakışmaya girdiler.

Alaza kurt sonunda ileri doğru çevik bir hamle yaptı. Yalpaladığı çok barizdi fakat yine de hızından fazla bir şey kaybetmemişti. Teca'nın tepki verebileceğinden çok daha hızlı yaklaşıyor gibiydi. Teca önünde gitgide büyüyen gri postlu canavara bakarken gittikçe gerilmeye başlıyordu. "KAÇ TECA KAÇ ARTIK !!!" kafasında sürekli bu düşünceler dönüyordu fakat ayakları onu kale almıyordu bile. Bu düşünce aklında git gide yankılanmaya başladı. Hatta gittikçe daha da gerçekçi hissettiriyordu . Sanki kulağında bu ses sürekli bağırılıyormuş gibiydi. Sonunda birinin gerçekten de ona bağırdığını duymaya başladı.

"KAÇ TECA!! KULÜBEYE DOĞRU KOŞ!!"

Bağıran ablasıydı. Alaza kurdun koştuğunu görünce bütün her şeyi riske atıp bağırmaya karar vermişti. Neyse ki bu denemesi Teca'yı tekrar eski haline getirecek kadar başarılı olmuştu. Teca'nın ayaklarının bağı birden çözüldü ve hızlıca kendine atılan kurttan kaçmak için yanındaki ağacın arkasına doğru zıpladı. Yüz üstü yere kapaklanmıştı ve hızlıca dönüp kurda nişan almak için acele ediyordu. O kadar hızlı olabileceğine asla güvenmiyordu ama başka çaresi de yoktu. Yerde düşmüş oklardan birine hızlıca uzanıp arkasına doğru ani bir hareketle döndü. Yerde yattığından düzgün nişan almak için pek fırsatı olmadığını düşünüyordu fakat gördükleri afallamasına sebep oldu. Ablası Alaza kurdun üstüne atlamış , nerdeyse kendisi kadar olan kurtla boğuşuyordu. Kazanması kesinlikle imkansızdı fakat ümitsizliğin getirdiği bir güç var gibiydi içinde. Teca bunun fazla uzun sürmeyeceğini biliyordu ,bu yüzden yayını hızlıca gerdi ve ani bir hareketle bıraktı.

Ok, Nova'yı çoktan yere sermiş ve boynuna saldırmak üzere olan kurdun boynuna büyük bir kuvvetle saplandı. Teca'nın duyuları o kadar hassaslaşmıştı ki yaratığın boynunda kırılan kemiklerinin seslerini bile duymuştu sanki. Her bir çatırtıyı kafatasında hissediyordu ve bu ses verdiği rahatsızlığın yanında garipte olsa bir huzur veriyor gibiydi. Alaza kurt Nova'nın üstüne yığıldı . Teca hayvanın yığıldığını görse bile hemen yerinden doğrulup tekrar hayvan nişan aldı. Emin olmalıydı. Alaza kurdun cesedi kıpırdayınca Teca'nın elleri ufakta olsa gerginlikten dolayı titredi. Az daha oku salmayı planlıyordu fakat neyse ki kendine hakim olabildi. Nova üstündeki koca yaratığın ölü bedenini soluna doğru atıp elleri üstünde doğrulmaya çalıştı. Teca'ya bakıp iyi olduğundan emin olmaya çalıştı. Teca'da aynı şekilde Nova iyi mi diye onu süzüyordu. İki kardeşte bir anlığına rahatladı. Teca içinden bildiği bütün tanrılara şükürler ediyordu. Hemen o an ablasına gidip sarılmak istiyordu. Ellerini gevşetip yayını indirmeye yeltendi .

Fakat hemen o esnada bu hareketinden pişman olacağını asla kestiremezdi. Az önce ziyafetlerinde dalmış olan iki kurt çoktan Teca'nın görüş alanına girmişti bile. Teca'nın az sonra olacakları anlaması hiç uzun sürmedi . Kendisine bakıp tebessüm eden ablasının boynuna atlayan iki kurdu o arbedede fark etmesi imkansızdı. Nova'nın sonu da o dişi geyik gibi mi olacaktı? Çıktıkları gezide asıl av Nova ve kendisi mi olacaktı?

"NOVAAAAAAA!!!!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.