"Çok yazık..." diye söylendi yaşlı zihin büken. "Onun kadar azimli bir öğrencimin olduğunu hiç hatırlamıyorum. Güven eksikliği ona mani oluyor" Bunları söylerken yaşlandıkça işlevini yitiren gözleri bulanık bir renk kalabalığı görse dahi dışardaki genç adamı izliyordu. Yaşlı zihin bükenin söylenişi, sohbet arkadaşının pekte umurunda değilmiş gibi gözüküyordu .
"O gence kimseye vermediğimiz kadar şans verdik Taumar. Eğer yeteneği yoksa bunun için yapabileceğimiz bir şey yok. Bu yaşından sonra daha fazla ilerleme kat edemeyeceğini sende biliyorsun." Bu sözleri tereddütle söylemişti, zira kendisi de dediğine inanmak istemiyordu fakat Taumar'ın odaklanması gereken daha önemli şeyler vardı ve kafasını bununla meşgul etmesini istemiyordu.
"Eğer onu bu kadar önemsiyorsan en azından yarın sabah o tapınaktan ayrılırken erken kalkmaya çalışabilirsin."
Elindeki kitapları bırakıp yaşlı Taumar'ın yatağına geçmesine yardımcı oldu. Taumar kendisine teklif edilen yardımı büyük bir memnuniyetle kabul ederken yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
"Kendinin kandırabilirsin belki fakat beni kandıramayacağını biliyor olman lazım Zeyid. Söylediklerinde samimi olmadığını biliyorum. Sende o genç adam için ümit besliyorsun." Yatağına uzanırken boğazını temizlemek için hafif bir şekilde öksürdü. " Vücudum eskimiş , yavaşlamış ve güçsüzleşmiş olabilir belki fakat zihnim hiç olmadığı kadar berrak ve güçlü; sen bile düşüncelerini benden saklayamazsın usta zihin büken." Sesindeki hafif alaycı ton gayet net anlaşılıyordu. Zeyid kendini hala bir usta zihin büken seviyesinde görmüyordu ve yaşlı Taumar bu durumla eğlenmekten hoşlanıyordu.
"Zihnimi okumayı bırak yaşlı bunak! Yeteneklerini benim değil yeni zihinlerin üzerinde kullanmalısın" bunları esprili bir dille söylemişti. Odadan ayrılamadan önce pencerenin kepenklerini kapatmak için yöneldiğinde birkaç saniye duraksayıp dışardaki genç adama baktı.
"Yarın Otto'ya ayrılacağını sen söylemelisin Taumar. Başka kimseyi dinleyeceğini sanmıyorum."
Yaşlı zihin büken gözlerini bej rengi tavana dikerek iç geçirdi. Hiçbir şey söylemesine gerek yoktu zira Zeyid zaten aklından geçenleri okuyabiliyordu. Oda o esnada zihin bükenlere özgü bir sessizliğe büründü. Normal bir insan için hiçbir şey ifade etmiyordu belki ama ikisi de aslında bir diğerinin ne düşündüğünü gayet net duyuyordu. Birbirlerini hiçbir kelimenin ifade edemediği kadar iyi anlıyorlardı.
Otheim, Qu'inakra'nın dalları altında yeni gelen çırakların zihin bükme egzersizlerinde kullandığı lapotez taşından yükseltinin üstünde bağdaş kurmuş oturuyordu. Hemen karşısındaki yükseltide ise küçük bir serçe daha önceden oraya bırakılmış yaban mersinlerini midesine indirmekle meşguldü. Otheim'in bunu denediği ilk sefer değildi. Diğer çıraklar ve kalfalarla zihin bağlantısı kurmak ona zor geliyordu, onlara zihnini açacak kadar güvenemiyordu hiçbir zaman .Bu yüzden böyle bir çözüm bulmuştu kendine. Geceleri daha fazla zihin bağlantısı egzersizi yapmak için uykusundan ödün veriyordu. Her ne kadar diğer insanlarla bağ kurmakta zorlansa da hayvanlarla bağ kurmak konusunda kendini aşırı rahat hissediyordu.
Otheim önündeki serçeye bütün dikkatliyle odaklandı. Bu küçük canlının her bir kas hareketini, niyetini , düşünce biçimini anlamaya gayret gösteriyordu. Gözlerinin arkasındaki hafif acıyı hissetmeye başlamıştı bile. Yavaş yavaş serçenin niyetini daha iyi anlamaya ve hareketlerini tahmin etmeye başlıyordu. Sanki gözünün önünde serçenin saniseler sonrasını gösteren bir görüntü oluşuyordu. Daha serçenin gagasını yaban mersinine götürmesinden evvel Otheim onun ne yapacağını kestirebiliyordu. Bu görülerle beraber acı daha da şiddetlenmeye başladı. Gözlerindeki kılcallar bir anda kanla dolup aniden geri çekildiler ve acı bir anda kesildi. Otheim'in bütün görüşü karardı. Artık Qu'ya girmişti. Qu'ya girmek konusunda hiçbir zaman sıkıntı çekmemişti. Hatta buraya 8 yıl önce geldiğinde onunla beraber gelen diğer öğrencilerden çok daha çabuk başarmıştı bunu. Fakat şu an o öğrencilerden bir çoğu ya pes etmiş yada tam anlamıyla bir zihin büken olmuşlardı. Tabi başaranlar azdı fakat hiçbiri başaramadığı halde onun kadar devam etmemişti. Hocaları birçok defa pes etmesini, yaşının çok ilerlediğini ve bu saatten sonra hiçbir manası olmadığını söylemişlerdi fakat Otheim devam etmek istiyordu. Bu yüzden gece gündüz demeden çalışıyordu.
Otheim Qu'da nasıl ilerleneceğini gayet iyi biliyordu. Kendi zihnine en yakın ve onunla parlak sicimlerle bağ kurmuş ışıldayan nodu gördü. Son birkaç aydır bilinçli zihin bağlantısı üstünde çalışıyordu. Kendi görüşünü ve algısını kaybetmeden bağlantı kurduğu canlının algılarını da hissetmesine yarayan bir teknikti. Birçok kişinin aksine bu konuda başarılı olmuştu da fakat bunun üzerinde tamamen ustalık geliştirmek istiyordu. Zihin bükenlerin arasında bile bunu beceremeyenler oluyordu yani bu aslında büyük bir başarıydı. Ustalarına bunu gösterebilmeyi çok istiyordu fakat sadece hayvanlarla yapabildiği için ustalarının gözünde bunun hiçbir önemi yokmuş gibi hissediyordu. Otheim dikkatlice zihnini iki farklı odağa böldü. Odaklardan birini kendi zihninde tutarken ötekinin serçeye nüfuz etmesine izin verdi.
Gözlerini tekrar açtığında artık iki farklı görüşe sahipti. İç içe geçmiş iki farklı görüntü halinde hem minik serçeyi hem de yaban mersinlerini iştahla götüren gagasını görüyordu. Aklında bu iki karmaşık görüntüyü toparlamaya ve görüntüleri netleştirmeye çalıştı. İlk başta aynı anda gelen iki farklı görüntü hafif bir baş ağrısına sebep oldu fakat görüntüler netleştikçe bu his geride kaldı. Minik serçe bağlantıyı hissetmiş olacak ki bir anda durdu ve hızlıca kafasını Otheim'e doğru çevirdi. Artık Otheim kendisini serçenin gözlerinden görüyordu. İlk başlarda bu ona çok tuhaf gelmişti fakat birkaç denemenin ardında bu garip duruma kendisi de alışmşıtı. Bugün bilinçli zihin bağlantısı kurarken serçe üzerinde beden kontrolünü deneyecekti. Beden kontrolü birçok zihin bükenin bile ustalaşmadığı bir teknikti fakat Otheim farklı bir yolunu düşünmüştü. Bağlantı kurduğu kişinin kaslarına zorla emir vermek yerine bu kişinin istediği eylemi yerine getirmesi için niyetlendirmenin daha kolay olacağını düşünmüştü. Kuşun kaslarını zorla kullanıp uçmasını sağlamak yerine onu uçması gerektiğine ikna etmesi gerekiyordu. Bu bir insan üzerinde etkili bir yöntem olmazdı tabi fakat basit bir düşünce yapısına sahip bir canlıda işe yarayabileceğine inanıyordu.
Otheim minik serçenin zihnine uçması gerektiğine dair düşünceler aşıladı. Bunu bir tehlike karşısında verilen bir tepki gibi göstermeye gayret etti. Tehlike sinyallerini alan serçe çevik bir hareketle Qu'inakra'nın sık dallarının arasına doğru yükseldi. Bu ani hız Otheim'in bir anlığına başının dönmesine sebep olsa da zihin bağlantısını korumayı başardı. Serçe koca ağacın dalları arasında ilerlerken oradan çıkması için başka bir düşünce daha belirdi küçük serçenin kafasında. Bu sefer azmettirici güç olarak korkuyu değil açlığı kullanmıştı. Yemekhanenin penceresine doğru yönelen serçe ufak parmaklıklı pencereden mükemmel bir hız ve doğrultuyla içeri dalmıştı. Tahta masanın üstünde duran meyve kasesinin kenarına kondu. Bu kadar eğlenmemesi gerekiyordu belki fakat Otheim çok eğleniyordu. Kendini uçmanın zevkine kaptırmıştı. Gecenin soğuğunda üşüyerek kızaran tenini ve minik serçenin uçarken ki tüylerinin arasında esen rüzgarın yumuşaklığını aynı anda hissediyordu. Bu iki farklı hissi birlikte hissetmesi ona ayrı bir huzur veriyordu.
Minik serçe önündeki ziyafete dalmışken yemekhanenin aralık kapısından bir ışık huzmesinin gelip geçtiğini fark etti. Otheim bir anda irkildi ve bu hissi aynı anda yaşayan serçede kaseden uzaklaşıp parmaklıklı pencerenin pervazına kondu. "Bu saate bende başka kim uyanık olabilir ki? Ya ustalardan birine yakalanırsam!" diye düşündü. Minik serçeyi de aynı endişe kaplamıştı. Minik kanatlarını çırpıp hızla Otheim'in yanına doğru uçmaya başladı fakat Otheim bu saate kendisinden başka kimin tapınakta dolaşıyor olduğunu öğrenmek istiyordu. Bu merak duygusu minik serçenin rotasını biraz saptırarak ışığın geldiği koridora bakan başka bir pencereye doğru yönelmesini sağladı. Her şeyi kuş bakışı görmek alıştıktan sonra çok rahattı. İnsanların gözlerinden daha keskin oldukları için kolay kolay önemli şeyleri kaçırmıyordun.
Birkaç saniye geçmeden yemekhanenin kapısının açıldığını fark etti. İçerden Usta Zeyid elinde bir mumla beraber çıktı. "Eyvah!" diye düşündü. Otheim'in şu an uyuyor olması gerekiyordu. Kimsenin bu küçük gece egzersizlerinden haberi olsun istemiyordu. Bunları düşünürken serçenin görüşünden Zeyid'le göz göze geldiğini fark etti. "Ama nasıl olur?! Küçük bir serçeyi bu karanlıkta nasıl fark edebilir?." Genç zihin büken yaşadığı panik yüzünden serçe ile bağlantısını kaybetmeye başlamıştı. İlk başta serçeden edindiği görüş bir anda karanlığa büründü ve benliğinin Qu'ya geri savrulduğunu hissetti. Ardından göz yuvalarının arkasından ani ve düzensiz bir acı seli cereyan etti. Bir anda zorla koparılan bağlarda böyle şeyler yaşanması normaldi. Bazı durumlarda o kadar sert oluyordu ki geçici körlüğe bile sebep olabiliyordu. Serçeden ayrılan benliği tekrardan hızlıca kendi zihnine yetişti ve tek bir bütün haline geldiler. Otheim tekrardan kendi zihnine geri dönmüştü. Hızlıca lapotez taşının üstünden kalkıp eşyalarını toplamaya başladığında arkasından hafif bir boğaz temizleme sesi duydu.
"Bu saatte uyuyor olman gerekiyordu Otto. Burda ne işin var?" Bu soruyu haybeye sormuştu. Karşısındaki genç delikanlının düşüncelerini ve niyetlerini adı gibi biliyordu. Sadece bunları gencin kendi ağzından duymak istiyordu. Otheim'in kendini kandırması yalnızca kendisine zarar verecekti.
Otheim karşısındaki kişinin tam anlamıyla usta bir zihin büken olduğunun farkındaydı. Onun karşısında düşüncelerini saklamasının veya onu sahte düşüncelerle kandırmasının yolu yoktu. Düşüncelerini koruma konusunda ustasından daha becerikli olması imkansızdı. Bu yüzden hiçbir şey düşünmemeye karar verdi. Yalnızca duru gerçeklere odaklandı.
"Odama dönmek üzereydim Üstat Albari." gereksiz bir direnişti fakat Otheim yine de bu çabasına inanmak istiyordu.
"Doğru bir tespit ve buna niyetlendiğin gayet açık fakat sana sorduğum şeyin bu olmadığının gayet farkındasın." Zeyid gencin fazla üstüne gitmek istemiyordu.
"Sadece biraz Qu meditasyonu yapıyordum." Yalan sayılmazdı zira Qu'ya bağlanmıştı.
"Qu meditasyonu yapmak için gün içinde bolca gün ışığı varken değerli uykundan inisiyatif vermen gerekmez Otto. Uyumakta bir zihin büken için önemli bir eylemdir. Fazla egzersiz zihnine aşırı yük bindirebilir. Şimdi hemen odana gitmeni istiyorum , sabah erken kalkman lazım." Zeyid, Otheim'in yarın sabah tapınaktan kovulacağını bilmesini istemiyordu bu yüzden zihnine sağlam bir bariyer kurmuştu. Bütün gün aklını kurcalasa da bu konu hakkında herhangi bir düşüncesini Otheim'inde duymasını istemiyordu.
"Hemen yatakhaneye geçiyorum Üstat Albair. İyi geceler" Otheim, Zeyid'in sağından hızla kalfa zihin bükenlerin kaldığı binaya yöneldi.
"Bu arada minik serçe ile yaptığın şey Otto, takdire değer bir gösteriydi." Otheim koşarken bir anlığında tökezledi. Biliyordu işte. Ustasının zihninden saklanamazdı. Ama ustasının tepkisi nedense onu biraz olsun neşelendirmişti.
"Teşekkürler üstat Albair." Arkasını dönmeden koşmaya devam etti.
Bir süre sonra koca Qu'inakra'nın dallarının altında Zeyid Albair tek başına kalmıştı. Bir müddet koca ağacın dallarının arasından süzülen ayın ışıklarını seyretti. Az önce genç öğrencisinin ne kadarda büyük bir başarı sergilediğini tahmin edemeyeceğini düşünüyordu. Beden kontrolü birçok usta zihin bükenin bile kullanamadığı bir sanattı. Ufak bir serçede olsa dahi bunu kullanabilmesi onu birçok zihin bükenden üstün kılıyordu. Aynı zamanda tehlikeli. Otheim'in insanlarla bağ kuramaması genç adam için ne büyük bir talihti diye düşündü.
[Yalnızlık Dağı'ndaki Zihin Büken tapınağının kuş bakışı el çizimi haritası]
