Merhabalar, merhabalar! Malum uygulamaya erişim yasağı gelince burada yeni bir başlangıç yapmaya karar verdim.
Şuraya bir yere başlangıç tarihinizi yazıverin lütfen ♡
O zaman okumaya başlamadan önce uykunuzu iyice aldığınızdan emin olun.
Çünkü bu hikayede uyanık kalmak, yaşamak demek.
Gözlerimi tavana dikerek derin bir nefes aldım. Verdim. Sanki içime yeterince nefes dolmuyormuş gibi hissediyordum. Bir daha aldım. Daha yavaş bir şekilde nefesimi dışarı verdim. Akciğerlerim bir kafesle kaplı gibi hissediyordum. Normal nefes kapasitemi kısıtlayan bir kafes.
Tavana artık absürt şekiller görecek kadar uzun süre baktığımda aniden yattığım yerden kalktım ve balkona doğru ilerledim. Salondaki dijital saat saatin 03.52 olduğunu söylüyordu. Ev arkadaşım uyuduğu için balkonun kapısını yavaşça açıp ardımdan kapattım.
Ellerimi balkon demirine koyarak vücudumu demirlere yasladım. Bugün pasparlak bir dolunay vardı. Yeniden derin bir nefes aldım. Ama nedense akciğerimi saran görünmez kafes bir türlü kaybolmuyordu.
Yıldızlar sanki siyah bir tuvale fırçayla beyaz boya sıçratılmış gibi gözüküyordu. Parlamıyorlardı. Sadece bir kaç beyaz nokta. Şehir ışıkları o kadar fazlaydı ki dümdüz karşıya baktığımda gördüğüm beyaz noktanın bir ışık mı yoksa yıldız mı olduğunu anlayamıyordum.
Hafif bir rüzgar eserek yüzüme değen saçlarımı geriye doğru attığında gözlerimi kapattım.
"Tik." gözlerimi anında açtım ve önümdeki boş sokağa baktım. Bu sesi çıkarabilecek hiç bir şey yoktu sokakta. Kaşlarımı çatarak balkondan eğildim ve tüm sokağa mikroskopla incelercesine baktım. Bir şey görmeyince rüzgarın bir şeyi oynatmasından dolayı olabileceğini düşünerek rahatladım.
"Tak." gözlerimi kocaman açarak sesin geldiği yönü bulmaya çalıştım. Ama nereden geldiğini bir türlü kestiremiyordum. Hareket etmeyi keserek sesin bir daha gelmesini bekledim.
"Tik, tak, tik, tak, tik,tak..." sesler iyice artmaya başlayınca ellerimi başımın iki yanına koydum. Tiktaklar o kadar hızlandı ki bir sinyal sesi halini aldılar. Ses kafamın içinden geliyor gibiydi.
Daha sonra aniden kesildi. Tiktaklar beni tedirgin edici bir sessizliğin içinde terk ettiler. Sanki az önce hiç bir şey duymamışım gibi bir boşluk vardı kafamın içinde. Çıldırıyor olabilme ihtimalime karşın yine de herhangi bir şey duyup duymayacağımı bekledim.
Evet...evet duyuyordum. Ama bu beklediğim ses değildi. Sokakta adım sesleri yankılanıyordu. Saat gecenin üçü olmasına rağmen insanlar teker teker evlerinden çıkıyorlardı.
Bilmediğim bir durum mu vardı? Özel bir gün müydü bugün? Ya da..ülke saldırı altında falan mıydı? Ama insanların hallerinde bir gariplik vardı. Saldırı altında olamazdık. Çünkü aceleleri varmış gibi yürümüyorlardı. Yavaş yavaş ancak düzenli bir şekilde adım atıyorlardı. Sıraya giriyor sanki başlarında onları denetleyen birileri varmış gibi davranıyorlardı.
Yüz ifadeleri ise...donuktu. Herhangi bir mimikten yoksun. Tıpkı...tıpkı bir robot gibi!
Haberleri kontrol etmek için cebimden telefonumu çıkarttım. Mobil verim açılmıyordu. Daha sonra telefonun çekmediğini farkettim.
Adım seslerinin arttığını farkedince kafamı kaldırıp tekrar sokağa baktım. İnsan sayısının fazlalığını görünce dehşete kapıldım. Herkes tek bir yöne yürüyordu. İnsanlar üstlerinde renk renk pijamalarla sokakta sanki bir orduymuşçasına yürüyorlardı. Normalde bunu duysam gülerdim. Ancak bu görüntünün gülünecek hiç bir tarafı yoktu.
Hızla arkadaşımı uyandırmak için balkon kapısını açıp içeri girdim.
Ancak arkadaşımın yatağı boştu.
Ve evin dış kapısı sonuna kadar açıktı.