Bazı uçurumlar vardır,Sizi kendine doğru çeken... Bazı bilinmezlikler vardır,sizi karanlığa iten...Ve siz belki hayatınızın her anında bir uçurumun başında,bir karanlığın tam ortasındasınız...Peki farkında mısınız?
Sanmam...Kim uçurumun kenarında olupta oradan kaçmak istemez...Kim karanlığı aydınlığa çevirmek için çaba sarf etmez...Bilmeniz gerekir... Ne zaman uçurum kenarında olduğunuzu,ne zaman karanlıklarda kaybolduğunuzu bilmeniz gerekir...Bir kapıyı açmak için anahtar gerekir...Bir şeyi çözmek için ise bilmek...
Bilmiyordu.Ne olduğunu hiç bilmiyordu.Gözlerini aralarken yine aynı beyaz duvar ve yine aynı hisle uyanacağını düşünmüştü.Ama hiç öyle olmamıştı.Gözlerini açtığında bahçeyi açan kapının hemen altında buldu kendini.Toparlanmaya çalıştı ama başı çok ağrıyordu.Yavaşça doğruldu ve yerde bağdaş kurdu.Elini başının sağ üst köşesine doğru götürdü.Geri çektiğinde ise kanla karşı karşıya kaldı.Kafasını çok kötü çarpmıştı ve kanıyordu.Ne yapacağını bilemedi.Neler olduğunu hatırlamaya çalıştı.Herşey bir film şeridi gibi gözünün önünden geçmeye başladı.Kabus gibi bir andı.Kendini toplarlamaya çalışırken kapının sonuna kadar açıldığını ve telaşlı bir şekilde abisinin geldiğini gördü.
Akay kardeşini o halde kanlar içinde görünce çok korktu.Telaşla yanına koştu.
"iyi misin güzelim.Çok özür dilerim yanında olamadım.Bir şeyin var mı? Kafan çok kötü kanıyor.Hadi doktora gidiyoruz."
Aybige abisini sakinleştirmeye çalıştı." İyiyim abi lütfen birşeyim yok hasteneleri sevmediğimi biliyorsun küçük bir yarık sadece."
Abisi onu hiç dinlemedi.Akay Aybige'yi kucağına Alıp kapıdan direkt olarak çıktı.Arabanın kapısını açması için gözleriyle kucağında ki Aybigeye direktif verdi.Agbige de söylenileni yaptı.Artık abisini ikna etmek imkansızdı.Kendini iyi hissetmiyordu.Hastaneye gitmek gelmiyordu içinden.Son 6 aydır ona tuhaf hissettiriyordu.Sebebi ise yine üstü tozlanmış bir kitap misali açılmayan konulardan biriydi işte...
Bir süre zonra hastaneye varmışlardı.Akay şoför koltuğundan indi ve Aybige'nin kapısını açıp kucağına aldı.Güvenliğe arabayı çekmesini rica edip anahtarı verdi.Acil kapısından içeriye girer girmez hemen sedye getirdiler ve Aybige'yi müşade odasına aldılar.Akay da çaresiz bir biçimde koridorda beklemeye başladı.
***
"Herkes dışarı çıksın!" Diye bir bağırma sesi duyuldu.O ana kadar kimse sarsıldıklarını anlamamıştı bile.Deprem oluyordu.Ama sıradan bir deprem gibi değildi.Baş döndürücü tuhaflıkta başlayıp sonradan sarsıntı şeklini alıyordu.Bahadır şok içerisindeydi.Bu kadar çabuk olacağını düşünmemişti.
Kafası çok karışmıştı.Söylenildiğinden çok daha beter bir durumdu.Düşüncelerinden derhal sıyrıldı ve ipleri eline aldı.Herkesi sakin bir şekilde dışarı çıkardı.Yakın arkadaşı Sinan yanına geldi." Bahadır umarım bunun araştırmayla ilgisi yoktur." Dedi endişeli bir biçimde.
Bahadır sakin ve soğuk kanlıydı.Sadece
"hayır" diyebildi. Sinan da o kargaşa da üzerine gitmedi.Ama bu konu açılacaktı hemde hiç kapanmamak üzere.
Deprem dolayısıyla işe son verdiler. Herkes evlerine dağıldı.Bahadır ve stajyer tek kalmıştı.Beraber içeriye girdiler.Labaratuvar patlayıcı maddelerle doluydu ve dikkatli olunmalıydı.Bu yüzden içeriyi kontrol etmeye başladılar.Devrilen ya da kırılan bir şey olmadığından emin olmalıydılar.
İçeri kontrolleri de bitince Bahadır daha fazla zaman kaybetmek istemedi.
Araştırmasına döndü.Stajyer artık dayanamayarak söze başladı.
"Bahadır bey bir şeyler ters gidiyor. aylardır bu çalışma üzerinde uğraşıp duruyoruz ve kat ettiğimiz bir yol olduğunu sanmıyorum."
" Kat ettiğimiz bir çok şey var Göktuğ!" Dedi sinirle.Dün ki çocuğun ne dediği umrunda bile değildi.Bu araştırmaya aylarını vermişti ve pes etmeyecekti.
Göktuğ laboratuvarda staj görmekte olan bir öğrenciydi.1.80 boylarındaydı.
Sarışındı ve Deniz mavisi gözlere sahipti.
Bahadır'ın çalıştığı proje oldukça tehlikeliydi.O da bunun farkındaydı.Ne kadar uyarmaya çalışsada bahadır kafasının dikine gidiyor ve onu dinlemiyordu.Yine denemişti ve yine aynı tepkiyi almıştı.Artık onu kendi haline bırakmanın daha doğru olacağını düşünüyordu .Dışarı çıkmak istedi mola saati gelmişti.Bahadır'a bunu bildirip dışarı çıktı.Labaratuvarın bahçesinde ki banka oturdu.Cebinde ki sigarayı yakıp içmeye başladı.Aynı zamanda da telefonunu açtı ve oyalanmaya çalıştı.5-10 dakika daha oyalandıktan sonra aşağı inmek için hareketlenmişti ki Bahadır'ın üzerini değiştirdiğini ve telaşlı bir şekilde dışarı doğru koştuğunu gördü.Merak içerisinde sordu."Bahadır bey iyi misiniz? Bir sorun yoktur umarım."
Bahadır yaşının verdiği etkiyle de nefes almakta zorlanarak konuşmaya başladı.
"Benim acil çıkmam lazım labaratuvar'ı kapat ve sende evine dön.Bugünlük yeter bu kadar. " Dedikten sonra hızlı adımlarla otoparka yürüdü ve gözden kayboldu...
***
Öğretmen odasın da dalgın bir şekilde oturuyordu.Zil sesiyle beraber irkildi.
Derse girmek için kitaplarını topladı ve 10-A sınıfına doğru yürümeye başladı.
Sınıfa girince öğrenciler onu görünce ayağa kalktılar.Hafif bir gülümsemeyle " Oturabilirsiniz arkadaşlar" dedi.
Yoklama defterini doldurduktan sonra sınıfa döndü.Ve her zamanki gibi bir giriş konuşması yaptı.
"Sokrates der ki; Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez.Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz arkadaşlar.Sizce de Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez mi?" Diye tamamladı cümlesini.Öğrenciler biraz düşünmeye başladılar içlerinden bazıları söz hakkı almak istedi.Belgin içlerinden birini seçti.
"Belgin hocam ben Sokratesin düşüncesine katılıyorum.Bence hayattaki bir çok şey sorgulanmaya değer.Hem biz sizi bile sorguluyoruz çoğu zaman." Dedi uzun siyah saçlı kız.
Belgin başka bir öğrenciye daha söz hakkı verdi.
"Hocam ben aynı fikirde değilim.Herşeyi sorgulamak mantıksız geliyor.Bazı şeyler hayatın akışına bırakılmalı ve zamanında öğrenilmeli." Dedi bir diğer öğrenci.
"Evet çocuklar arkadaşlarımızdan farklı düşünceler aldık.Eminim ki bir çoğunuz ikisine de katıldı.Hangisinin doğru olduğunu merak ediyorsunuz biliyorum.Felsefenin en tuhaf yönlerinden biri nedir biliyor musunuz? İçerisinde doğruyu barındırmaması.Felsefe de mutlak doğru yoktur.Sadece çoğunluk tarafından doğru kabul edilenler vardır.İşte bu yüzden felsefe de diğer bilimlere göre ilerlemek zordur.Çünki felsefe kuramdır.Bilgi değildir ve sürekli değişir.Bilim de olduğu gibi Bir düşünür gelip hazır bilgiyi almaz tekrardan en baştan başlar." Diye cümlesini bitirdi.
Öğrencilerden sesler gelmeye başladı.
"Başım dönüyor."
"Hayır baş dönmesi değil bu deprem sanırım."
"Hocam deprem oluyor!"
Belgin hemen öğrencilere sıranın altında pozisyon almalarını söyledi."Başınızı koruyun çocuklar!" Deprem sakinlemeye başlayınca hemen çocukları dışarı çıkardılar.Okul'un bahçesinde gürültülü bir kalabalık oluşmaya başlamıştı.Belgin'in gözleri Aybige'yi arıyordu.Deprem yüzünden kafası karışmıştı.Kızının öğleden sonra dersi olmadığını ve eve geçeceğini hatırladı.Ev de yalnızdı.Kim bilir ne kadar korkmuştu.Telefonunu eline aldı ve aramaya başladı.Ama kimse açmadı.Sonra evi aramayı denedi ama yine cevap yoktu.Akay'ı aramak geldi aklına kardeşinin yanına derhal gitmesini söyledi.Ve o da toparlanıp okuldan çıktı...
❤️Merhabaaalarrrr minik tırtıllarımm❤️
Yeni bölümü nasıl buldunuz bakalım?
Hemen yorumlarda buluşuyoruzzz.
Bu bölüm biraz kısa oldu ama bu şekilde olması gerekiyordu.
Sokratesin düşüncesi hakkında da minik bir tartışma yapabiliriz bence benim çok sevdiğim bir sözdürrrrr sizi çok öpüyorum kucak dolusu sevgilerimle...