Gözlerini açar açmaz beyaz duvarla karşı karşıya kaldı.Ne olduğunu yine hatırlamıyordu ve başı çatlayacaktı adeta.Etrafını incelemek istedi ama kıpırdamaya çalıştıkça hislerini daha çok kaybediyordu sanki.Oda da bir insan varlığına dair hiçbir işaret yoktu.Gözleri tekrar kapanmaya başlamıştı.Ne kadar karşı koymaya çalışsa da başaramadı ve gözleri tekrar eski halini aldı...
"Anne !"
"Efendim oğlum."
"Aybige'nin odasına bakar mısın? Bir ses duydum sanırım."
"Geliyorum canım."
Ter içinde uyanmış bir şekilde kendine gelmeye çalışıyordu.Aybige henüz 18 yaşında bir genç kızdı.Orta boylu,beyaz tenli,hafif dalgalı saçlara sahipti.Saçları beline kadar uzanıyor ve ona farklı bir hava katıyordu...Sürekli korkunç rüyalar görüyor ve bu onu oldukça rahatsız ediyordu.Yine aynı rüyayı görmüştü.Kıpırdayamıyordu etrafında kimse yoktu ve bilinçsiz bir biçimde yatıyordu.Bu rüya onu her zaman etkilerdi ve ürkmesine sebep olurdu.Bu rüyaları görmeye 6 ay önce başlamıştı.Neredeyse her gün aynı şekilde uyandırdı.Kapı tıklatma sesiyle irkildi.
"kızım iyi misin? Abin ses duymuş gelip bakmak istedim."
"İyiyim Anne kötü bir rüya gördüm sadece ama geçti şimdi."
Belgin hanım kırklı yaşlarının sonunda bir öğretmendi.Orta boylu Güzel yüzlü bir kadındı.Kızının bu olağan dışı halleri onu çok korkutuyordu.Bir şey olduğundan emindi ama anlayamıyordu.Yavaş bir şekilde kızının odasına girdi ve yanına oturdu.Başını omzuna koydu, saçlarını okşadı ve küçük bir buse kondurdu.
"Bakma bana öyle Belgin sultan iyiyim dedim ya."
"Korkuyorum kızım.Sana bir şey olmasından korkuyorum.Bu hallerin normal değil gel beni dinle bir doktora gidelim olmaz mı papatyam."
Aybige annesini itip yatağa yatırdı ve gıdıklamaya başladı.
"kızım yapma kocaman kız oldun bak."
"Belgin hanım sizde kocaman kadınsınız ama küçük şeyleri kafanıza takıyorsunuz ben size bir şey diyor muyum?" Deyip kahkaha atmaya başladı.Annesini gıdıklamayıda bırakmamaya kararlıydı.
Biraz sonra kapı açıldı ve abisi Akay da içeri girdi.
"Ohoooo anne kız iyice çocuk oldunuz ama, hayır birde bensiz yapıyorsunuz bunu olacak iş mi?" Ufak bir gülümsemeyle yatağa doğru yürümeye başladı aybige de annesini gıdıklamayı bırakmış abisinin gelişini izliyordu tebessümle beraber.Abisi yine yapmıştı yapacağını yavaş adımlarla gelirken birden hızlandı ve onların üzerine atladı bir anda,Aybige ve Belgin neye uğradıklarını şaşırmışlardı.Beraber kahkahaya boğuldular.
"Ya abi öküz gibi ağırsın kalksana artık üzerimizden." Diye söylenmeye başlamıştı Aybige.
Böyle tatlı atışmalar yaşarlardı genelde,Belgin onlara gıptayla baktı ve derin bir iç çekti." Tamam yeter bu kadar Akay hadi oğlum işe gideceksin aybige sende hazırlan kızım okula geç kalıcaksın baban sizi kahvaltıya bekliyor geç kalmayın." Dedi ve alt kata indi.
İki katlı mütevazı bir evleri vardı üst katta akay ve Aybige'nin odası bulunuyordu.Birde Akay'ın küçük bir atölyesi vardı çizimlerini orada yapardı.Akay 22 yaşında bir mimardı.Genç bir yetenekti.Yakışıklı, uzun boylu, hafif esmer tenli,geniş omuzlu bir çocuktu...Alt katta ise annesinin ve babasının odaları bulunuyordu.Onun dışında mutfak, banyo,balkon ve misafir odası içeriyordu.
Akay aşağıya inmeden önce Aybigeyle konuşmak istediğini söyleyip kapıyı kapattı ve kardeşinin yanına oturdu."güzelim bir sorun olmadığına emin misin? Bir şey oldu da söylemekten çekinmiyorsun değil mi?" Dedi ve Aybige'nin yüzünü ellerinin arasına aldı.
Aybige abisinin yüzünde olan ellerinin üzerine ellerini koydu ve abisinin siyah gözlerine dikti yeşil gözlerini. Adeta gündüz ve gece gibiydiler.Birbirlerine olan bağlılıkları, kardeşlikleri çok güzeldi. Ama Aybige'nin anlatmak istemediği şeyler vardı.Kendisi de anlamıyordu zaten ne olduğunu.Onları bu saçma sapan rüyaların içeriğinden bahsedip huzursuz etmek istemiyordu.Derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı."Abi gerçekten önemli bir şey yok sadece sınav stresi biliyorsun üniversite sınavını ne kadar kazanmayı istediğimi bütün bunlar o yüzden sınav bitince bunlarda biticek."
Akay sorunun bu olmadığını biliyordu ama Aybige'yi zorlamak istemiyordu.Sadece küçük bir tebessümle "Tamam" demekle yetindi.Kardeşinin anlına bir buse kondurdu ve odadan hemen çıkmadan önce arkasına döndü." Kahvaltıya geç kalma küçük hanım,elini yüzünü yıka ve derhal aşağı in." Dedi ve odadan çıktı.
Aybige saçlarını hemen topladı.Elini yüzünü yıkamak için odasının içerisinde bulunan banyoya doğru yürüdü.Ayna da kendi silüetini görünce biraz irkildi.Tuhaf hissediyordu.6 aydır çok sıradan şeyler bile ona kendini tuhaf hissettiriyordu.Biraz olsun kendine gelebilmek adına yüzünü yıkadı.Okul kıyafetlerini giyinerek aşağıya indi.
Annesi, babası ve abisi sofrada oturmuş onu bekliyorlardı.Sofraya oturmadan ağzına bir domates attı, babasının oturduğu sandalyenin arkasına geçti ve kollarını onun boynuna doladı." Benim yakışıklı pederim bugün yine yakıyor resmen" dedi ve babasını öpücüklere boğmaya başladı.
Bahadır bey 52 yaşındaydı.Labaratuvar da çalışıyordu.Uzun boylu Hafif tombul tatlı ama otoriter bir adamdı.Aybige' yi kendinden uzaklaştırdı.Yanağını öptü ve oturması için sandalyeyi işaret etti.Aybige babasının ayakta yemek yemesinden nefret ettiğini bildiği için onu sinirlendirmek istemediğinden hemen oturdu.Babası Aybige'ye baktı ve net bir ses tonuyla konuşmaya başladı. "Öğretmenlerin dalgın olduğunu söylüyor.Derslerinle pek ilgili değil mişsin bir sorun yok değil mi?"
Aybige başını önüne eğmiş bir şekilde tabağını karıştırıyordu.Bu konularda babasından çekinirdi.Ne kadar babasını sevse de babası oldukça otoriterdi ve sinirlenince gözü donerdi.Cevap vermesi gerektiğini anladı ve söze başladı." Özür dilerim baba üniversite sınavı beni çok streslendiriyor.Bazen bu yüzden odaklanma sorunu yaşayabiliyorum."
Tabiki sorun bu değildi.Ama babasına böyle söylemek zorundaydı.Yalan söylemiş sayılmazdı.Sınavın da etkisi vardı sonuçta.Babası kafasını salladı sadece ve hiçbir şey söylemeden kahvaltısını bitirip kalktı kahvaltıdan.Annesi de onu geçirmek için kalktı ardından.Akay ile yalnız kaldılar.Abisi ona bakıp konuşmaya başladı."Takma kafana babamı biliyorsun her zaman böyledir.Kahvaltını yap seni okula bırakayım oradan da işe geçerim."
Aybige gülümsedi abisine.Bir kaç lokma bir şey yedi ve çantasını almak için odasına çıktı.Çantasını aldı son kez ayna da kendine baktı saçını düzeltti ve aşağıya indi.Annesi kahvaltı masasını topluyordu.Yanına gidip sarıldı ve öptü.
"Görüşürüz annelerin birtanesii." Dedi ve kapıya doğru yöneldi.
"Görüşürüz canım Allah zihin açıklığı versin yemeğini yemeği unutma ve fazla yorma kendini tamam mı?"
Kapıya elini atmışken annesinin bu sözlerini son anda duydu ve cevap verdi." Tamam anne."
Kapıya çıktığında abisi onu arabasına yaşlanmış bir şekilde bekliyordu.Onu daha fazla bekletmemek için hemen kapıyı açıp arabaya atladı ve çantasını arka koltuğa bıraktı.Abisi de onun hemen ardından arabaya bindi ve çalıştırdı.
Okula gelene kadar arabada bir sessizlik hâkimdi.Okulun kapısına vardıklarında Akay Aybige'ye arka koltuktan aldığı çantasını uzattı." Çıkışta seni alırım,İyi dersler." Aybige çantasını tek koluna geçirdi ve inmek için bir ayağını dışarı attı. " Teşekkür ederim abi." Dedi ve okula doğru yürümeye başladı.
Okulun bahçesinde arkadaşı idil'le karşılaştı ve ona sıkı sıkı sarıldı.Bugün haftanın ilk günüydü,Hafta Sonu boyunca idil'le görüşememişlerdi.Bu yüzden de özlemişti onu.
İdil kısa boylu, kıvırcık saçlı,tek yanağında gamzesi olan,hafif esmer ve oldukça güzel bir kızdı.Annesi ve babası ayrılmıştı.Tek çocuktu annesinde kalıyordu.idil ufak bir hüzün gösterisiyle beraber "Seni çok özlemişim aybik." Dedi ve dudaklarını büzdü.
Aybige onun bu masum kedi gibi hallerini çok seviyordu.İdil onun çocukluk arkadaşıydı beraber büyümüşlerdi.O olmasa ne yapardı bilmiyordu.Adeta sevinç kaynağıydı onun.Annelerinin arkadaş olması da bu güzel ilişkilerini inşaa etmelerinde çok yardımcı olmuştu tabi.
Biraz bahçede dolaştıktan sonra zil sesini duydular ve içeri geçtiler.İlk ders biyolojiydi Aybige'nin en sevdiği derslerden bir tanesiydi.Aslında avukat olmak istiyordu ama tercihini sayısaldan yana kullanmayı tercih etmişti.Babası sırf öyle istiyor diye onu kırmamış ve bu bölümde ilerliyordu.Yine de sınava sayısaldan girmeyi düşünmüyordu tabi bunu ailesine söylemek gibi bir amacı yoktu. Yine ders dinleyesi hiç gelmiyordu mecburen dinlemiş gibi görünüyor ama uzaklara dalıp gidiyordu.Dersler birbirini kovaladı ve saat 4 olmuştu.Dersleri bitmişti.İdil'le beraber okulun bahçesine çıktılar.Aybige cebine koyduğu telefonunu çıkardı ve uçuş modunu kaldırdı.Derste açık telefon yasaktı o da kapatıyordu genelde.Abisinden gelen bir mesajı gördü üzerine tıkladı ve okudu.
"Eee okuldan sonra bir planın var mı Aybik biraz bir yerler de mi otursak ne dersin?"
"Abim mesaj atmış işi uzun sürermiş annemde okulda eve gitsem iyi olacak kendimi yorgun hissediyorum hem ders
çalışmamız gerekiyor biliyorsun İdom."
"Peki Aybikim bugünlük öyle olsun.Gel sarılayım sana eve geçince de mutlaka yaz bana.Annem bekliyor." Dedi ve sıkıca sarıldılar.Vedalaştıktan sonra İdil bahçenin dışında annesinin olduğu arabaya doğru koşar adımlarla yürüdü ve gözden kayboldu.
Aybige de eve yürüyerek gitmeye karar verdi.Yolda iç savaşlarını da düşünürdü.
Ev yolunun üzerinde küçük bir park vardı burayı çok seviyordu çünkü küçük çocuklar ve köpekler vardı.Onun içine huzur serpen iki masum canlı.Parka geldiğinde salıncaklara yakın bir banka kuruldu.Ve okumakta olduğu kitabını çantasından çıkardı.Huzur dolu kuş cıvıltılarıyla kitabını okumaya başladı.
Kitabına iyice gömüldüğü sırada ayağında bir şey hissetti.Küçük kahverengi bir köpek yavrusuydu.
Aybige ile oynamaya çalışıyordu.Aybige elindeki kitabı bir köşeye bıraktı ve köpeği kucağına alıp onu sevmeye başladı."Sen ne tatlı şeysin öylee" diyip gülümsemeye başladı.Bir süre sonra köpek kucağından indi ve başka yöne doğru gitti.
Aybige kitap okumaya o kadar dalmıştı ki saatin geç olduğunu fark etmemişti bile.
Telefonu eline alır almaz çok geç olduğunu anladı idil'e de haber vermeyi tamamen unutmuştu.Kim bilir ne kadar merak etmişti.Hemen kalktı ve eve doğru yürümeye başladı.Bir süre sonra evin önündeydi.Çantasını karıştırıp anahtarı buldu.İçeri girdi.Kimse evde yoktu.Üst kattaki odasına çıktı çantasını ve telefonunu yatağa fırlattı.Kendini banyoya attı.Ilık bir duş her zaman iyi gelirdi.Suyun altındayken bir çok düşünceye daldı.O düşüncelerin hepsinin suyla akıp gitmesine izin verdi... Hayatın onun için artık pekte bir anlamı yoktu aslında...
Banyodan çıkar çıkmaz ıslak saçlarıyla yatağına uzandı.Eline telefonu aldı idil'den 10 cevapsız arama ve sayısız mesaj vardı onu tamamen unutmuştu.Bir mesajla açıklama yaptı çok yorgun hissediyordu ve biran önce uyumak istiyordu kısa bir ses kaydı yolladı." İdom çok özür dilerim parka uğradım ve eve geç kaldım bu yüzden de sana yazmak aklıma gelmedi şuan evdeyim biraz uyuyacağım kendimi yorgun hissediyorum uyanınca konuşuruz olur mu ? Lütfen beni affet seni çok seviyorum ve kocaman öptümm muuaahh" Ses kaydını da attıktan sonra güzel bir uyku çekmek için rahat bir pozisyon aldı ve göz kapakları yavaşça karanlığa teslim oldu...
Yatağının sarsılmasıyla gözlerini araladı.
Akay'ın bir şakası olduğunu düşündü ama etrafta kimse yoktu.Avizenin sallandığını gördüğü an nasıl bir dehşete uyandığını idrak etmeye başladı.Deprem! Deprem oluyordu. Zar zor yataktan kalktı ve dengesini sağlamak için bir yerlere tutunmaya çalıştı ama sarsıntı öylesine şiddetliydi ki yürümesini engelliyordu.Annesi, babası Abisi hiçbiri yoklardı . Şoktaydı ve bağıramıyordu bile.En sonunda odadan çıkmayı başardı Ve etrafa seslendi "Anne! Babaaa! Abiii! Lütfen ses verin korkuyorum.Yardım edin " Ama kimse yoktu etrafta merdivenden inmeye çalıştı tam o sırada ayağı takıldı ve aşağıya kadar yuvarlandı sonrası yine karanlık...
Ama bu defa başka bir karanlık...Bu defa "zifir" Bu defa son... Bu defa başlangıç...Bu defa sonun başlangıcı...
❤️merhabaaaa❤️
İçimde yazma aşkı ile yanıp tutuşan bir yazarım daha doğrusu yazar olma yolunda adım adım ilerliyorum bu yolculuğumda bana katılırsanız beni gerçekten mutlu edersinizzzzzz bir dahaki bölüme görüşmek dileğiyle seviliyorsunuuuuzzz❤️
