Mirasçılar gülüşüp kahkaha atarak yalıya girdiler. İlk kez tam kadro burada olmuşlardı, Peri’nin buraya ilk gelişiydi. Evi incelemek yerine yapılan esprilere gülmekle meşguldü. Haşim Bey’i deniz kenarında görünce direkt onun yanına gittiler. Takım elbiseli on kadar adam vardı ama umursamadılar.
Haşim Bey, onların geldiklerini gördüğünde gurur ve mutlulukla dikeldi. Bir an onların çocuklukları geldi gözünün önüne.
Burak; şişman ve şimdi ki gibi yüzünden silinmeyen gülüşü ile, Peri; yine böyle etekler içinde prenses gibi giyinmiş alnında da kakülleri, Can ve Berke; büyük oldukları belli ikiz gibi yine böyle yakın tarzlarda giyinmiş saçları bile aynı model kesilmişti...
Oysa şimdi büyümüşlerdi. Sadece bedenleri değil kimlikleri ve karakterleride büyümüştü, belki Burak’ın diğerlerinden az büyümüştü.
Ama yine de her biri ayakları üzerine dimdik yürüyüp mirasçı olduklarını, gelecekteki konumları için şimdiden hazır olduklarını belli ediyordu.
Yüzünde şefkatin tüm renklerinden oluşan tablo asılı gibi onları izlerken bir an duraksadı. Büyüselerde onları para ve servet ayıramazdı bu konu da tek bir şeyden korkuyordu.
Üveylik...
Peri’nin kanı Turanlıydı ve Can’ın ne kanı ne de soyu Koral’dı.
Bu nedenle olurda torunlarından biri bu ikisini dışlarsa bölünmez, parçalanırlardı. Geleceğin kaygısını bırakıp bu anın güzelliğine geri dönüp gülümsedi.
"Maşallah size!"
Kendi nazarından bile sakınıp onlara dua ederken kollarını açtı. Mirasçılar koşup kollarını sığmaya çabaladılar.
Kalp tüm sevgileri içine sığdırırken beden onları sarmak için küçük kalıyordu. İnsanın yüreği kadar kolu olsada sevdiğine sarılıp kollayabilseydi.
Haşim Bey kollarının yetmediği yerde mirasçılarının sevgisinin yeteceğini biliyordu. Onların kolları sıkı sıkıya birbirlerini kavrayacaktı. Aynı Can ve Berke’nin kalkan gibi dedelerinin göğsüne sığmaya çalışan Peri ve Burak’ın çevresinden sarıldıkları gibi...
Yaradan her zamanki gibi en iyisini biliyordu. Sevgisi kadar sevdiğini saracak kollar yaratsaydı bazı insanların kolları dünyaya sığmazdı.
***
Haşim ağzında geveledikçe bir yere varamadığı konuya açıklık getirmeye çalışıyordu. Karşısında onu merakla dinleyen mirasçılarına karşı hassas olmaya çalışıyordu.
"Bundan sonra dördünüzde koruma ile gezeceksiniz. Biliyorum bu durumu çok sevemeyeceksiniz ama... Bir müddet böyle olacak."
Aşağıdaki takım elbiseli adamların koruma olduğunu anlamışlardı. Fakat bunu gerektirecek husus neydi merak ediyorlardı. Can en büyükleri olarak hepsi adına konuştu.
“Neden peki?”
Haşim Bey açıklamakta çekingen tavırlar sergiliyordu. Onların durumu bilerek bilinçli davranmaları daha iyi olur diye düşündü. Uzanıp masanın üzerindeki gazeteyi aldı. Bunu birine vermek istiyordu. Konuya adapte olamayan Peri’ye döndü. Ona göre daha yeni ayak bastığı şehirde bir tehdit oluşacak kadar varlık göstermediğine inanıyordu.
“Torunum şuna bir bak.”
Kendine seslenildiğini biraz sonra anlayan Peri, durumu garipseyerek koltuktan kalkıp merakla gitti. Gazetede ne gibi bir haber var onları böyle bir şartlanmaya itmiş olabilirdi. Dedesinin elinden alıp bakışları ile belirttiği habere baktı.
Gözleri harflerin üzerinde gezip kelimeler beyninde anlamlara bağırdı. Okudukça kalbinin artışı hızlandı. Gözleri panikle büyürken ellerinin titremesi ile gazete rüzgâra uğramış gibi sallanıyordu.
Derin denizi, balçıklı bir bakatlık olmuş ruhunu dibe çekiyordu. Göğüs kafesine giren güvercin ona parmaklık olan kaburgalarını gagalıyordu. Kanat çırpışları içini gıdıklarken bacaklarına yel esti. Parmakları arasından düşen gazete gibi kendini yere verecek kadar gücü içinden çekilmişti. Haber yere serilen gazetede parlıyordu.



