İçeriğe geç

Zevahir Kasrı

Bölüm 4 · 13 dk okuma

Zevahir Kasrı

Bölüm 4

3

Üçüncü Bölüm

Masallar... Onlar sadece hikayedir, dil şakır.

Fakat hayat ise gerçektir, günah taşır.

Teker teker hepsi nezaketle onu karşıladılar. Yeşim ve çocuklarının zoraki hoş geldin demesi, Kerim’in samimiyeti karşısında çok tatsızdı. Sona kalan Kemal Bey kudretinden bir şey eksilmemiş ve hastalığının hiçbir etkisi yokmuş gibi büyük bir memnuniyetle karşıladı.

“Hoş geldin, Küçük Kadın.”

Peri yoldan çıkmış bir sonbaharın sıcak yeline kapılmış gibi etrafı sıcak hissediyordu. Kendinden emin olsa da hatanın varlık belirten şeytani sırıtışı kulak kesilmiş an koluyordu. Gülüş etrafa yayılırsa ona ağlamak olarak dönebilirdi. Hata yapmayı bir lüks olarak görüp bundan kendini men etti.

"Teşekkür ederim."

Karşılamanın bitmesi sonrası Kemal Bey tekerlekli sandalyesi ile önden gidip ağır ev sahipliğinde yol gösterdi. Arkasındanda kızı ve torunları giittiğinde görevlerini yerine getirmiş işçiler gibi dağılan aileye baktı. Tek başına bırakılmış olmayı Kerim nedeniyle söyleyemiyordu. Fakat yüzündeki abes karşılamayı Kerim anladı. Onun böyle garipsemesini de anlıyordu, o Zehra Hanım ile büyümüştü elbette onun gibi görgü ve nezakete dikkat ederdi.

Dirseğini büküp kıza doğru centilmenlikle uzattı. “Eşlik edeyim.”

Kibarlık ve nezaket her zaman hoş karşılanmalıydı. Peri tebessüm edip teşekkür ederek genç adamım koluna girdi.

İlerlediklerinde Kerim diğerlerinin duymasından çekinerek kısık sesle “Gelmene sevindim.” dedi. Peri, onun samimiyetini sorguluyordu. Böyle yakın davranmasını gerektirecek bir neden yoktu. Nedensiz yapılan her şey şüphenin çanağında gezer. Bu gezinti Peri’ye kâr değil zarar getirebilirdi. Daha fazla düşünmeyip yemeğe odaklandı.

Yemek odasına geldiklerinde etrafı göz ucu ile süzdü. Siyah asalet ve zariflik diye bağırıyor tablolar sanat diye parlıyordu. Yemek masasında belirtilen özen büyü gibi etkiliyordu insanı. Taze şakayıklar, seçkin ve ağır yemekler göze giriyordu. Peri zenginlik içinde büyüse de bu kadar bariz sergilenecek bir yemeğe çok fazla katılmamıştı.

Böyle bir masa ile karşılamamanın nedenini biliyordu aslında. Zehra Hanım’ın zenginlik sıfatının katılacağı her şeyden imtina ile kaçınmasıydı.

Sadece maddiyatı olan pahalı şeyler görgüsüzlüktü, bunun yanı sıra zengin birinin varlığını belirtecek şeyler yapmasıda görmemişlikten başka bir şey değildi. Buna Peri’de katılıyordu.

İnsanın ruhunun doygun olması gerekirdi, cüzdanın ile bir alakası yok. Bu nedenle gelirken sadece kır çiçekleri getirme zarifliğinde bulundu. Pahalı bir buketten kaçınmıştı.

Kerim ondan önce ilerleyip oturacağı sandalyeyi çekti. Masanın başına geçen Kemal Bey’in sağ tarafıydı. Bu yakınlığı istemsizce tedirgin edici buldu. Lafları ile saldıran bir insan, karşısında değilde yanında olunca tedirginlik veriyordu insana. Bedensel yakınlık, insanı içgüdüsel olarak yakınındakine saldırmayı reddediyordu. Belki de ateş yakanın uzaklaşması gibi bir şeydi. Yakınında olmak yanmak gibi gelirdi.

Karşısına geçen Kerim ile birlikte herkes yerine almış gibi oturdu. Yeşim ile ailesi ona karşı saf alıyormuş gibi diğer tarafa geçmişlerdi. Koca masanın bir tarafında yanlız oturuyordu. Servis yapılması beklenirken Kemal Bey beceriksizce bir sohbet açtı.

"Yemeğe gelmene şaşırmadım."

Peri karşı bir atağa geçer gibi onun haklı çıkmasını ekarte etti. Dirseğini masaya koyup ellerini çenesinin altında birleştirerek gözlerini kaçırmadan baktı.

"Bu mümkün Kemal Bey. Size büyüklerimizin ricalarını yerine getirdiğimizi söylemiştim.”

Kemal Bey lafları ile savaş içinde bir an olsun gardını indirmeyen toruna baktı. Yargılar gibi “Sen babannenin sözünden hiç çıkmadın, değil mi?" diye sordu. Buna memnun olup olmayacağını bilmiyordu. Söz dinleyen bir torunu olduğuna sevinebilirdi.

Sadece Zehra Hanım’ın sözünü dinleyen torundan hoşnut olmazdı.

Peri sırıtarak “Gerek duymadım.” cevabını verdi. Kemal Bey’in oyunbaz hali yaşlılığını gizliyordu, Peri onu laf yarıştırması gereken bir akran olarak görmeye başlamıştı. Bu gerginliğini alıp gitmişti. Kemal cevabından tatmin olmadı. Kaşının birini kaldırıp onu sınar gibi sordu.

"Hiç farklı görüşleriniz olmadı mı?"

"Aslında hiçbir zaman aynı fikirde olmadık Kemal Bey. Görüşlerimiz farklı ama aklın yolu bir... Sizin davetinizi bana ileten ninemdi. Fakat gelmeye sizin çekingenliğiniz etki etti."

"Çekingenliğimiz neymiş Küçük Kadın?"

"Beni buraya bizzat davet edemeyişiniz ve araya ninemi sokmanız. Çekingenliğiniz, aramızda bir bağ olmadığının kanıtıydı. Bunu kabullenmiş olmanız güzel, efendim."

Sözlerini bitirdiğinde daha fazla kendini tutamayan Yeşim sen kimsin ki der gibi “Senden mi çekineceğiz?” dediğinde masada hissedilir bir gerginlik var oldu. Kemal Bey’in kızının tavırlarını kesmek için ona sert bir bakış atması Peri’yi cesaretlendirdi.

"Bebekken kovmuş olduğunuz bir kızdan çekinmenizi tavsiye ederim Yeşim Hanım.” Hafif sesindeki gürleme bittiğinde tehdit eder gibi Kemal Bey’e döndü ve sözlerini bitirdi. “Çünkü şimdi kendine yapılan ayıbı anlayabilecek yaşta. Bebek değil."

Kemal Bey ile karşılıklı derin bakışmaları Kerim’in araya girmesi ile bozuldu. Kavga çıkacağından endişeliydi, avukat olmak ve zor davalara girmek bu masada oturmaktan daha kolay gelmişti.

“Yemeğe başlayalım, çorbalarımız soğumasın.”

Derin bir nefes alan Peri kendini toparladı ve peçeteyi dizlerine sararak yemeğe odaklanacağını belli etti. Herkesi şaşırtan ve boğan sessizlik masada epey bir dolandı. Tabaklar yarılandığında Kemal Bey “Umarım yemekler damak zevkine göredir, beğendin mi?” diye sordu.

Peri gülümsemekten kendini alamadı. “Ummaktan fazlası gibi duruyor. Ben Zehra Koral ile büyüdüm Kemal Bey. Yemeklerin hepsi Osmanlı mutfağından, biliyorum. ”

Kemal Bey onun bunu fark etmesine sevindi. Eski karısını yadetmek bile olsa onunla sohbet etmek için bu konudan yürüdü. “Zehra Hanım’ın Osmanlı mutfağına düşkünlüğünü biliyorum. Onunla yaşadığına göre sen de seversin diye düşündük.”

Yeşim, dargın olduğu annesinin ismi geçince gözlerini bir noktaya odakladı. Dinlemekten hoşnut değildi. Bu konunun değişmesini beklerken her konuşacakları şeyin ona dokunacağı aklına geldi.

Peri bu incelik için teşekkür etti. “Yemekler için teşekkürler. Bizim ailede Haşim dedem haricinde herkes bu yemekleri sever.”

Kemal Bey söylediklerinde tek bir noktaya takılmıştı. "Haşim'e dede mi diyorsun sen?" Peri bunun olağan olduğunu belirtti.

"Dedem olduğu için... Evet."

Yaşlı adamın aklını sarıp tüm düşüncelerinin rengini değiştiren meseleler vardı. Korallar, torununu nasıl bu denli içlerine aldı anlayamadı. Kendi ile olan hüsumeti nasıl torununa yansıtmadılar şaştı.

"Ben onu tanırım bence o seni pek kendisinden görmez. Sonuçta soyismin Turanlı."

Haşim Koral bu konuda hakkı yenmeyecek bir insandı. Kız kardeşinin torunu olan Peri’yi sahiplenmiş, kendi torunundan ayrı tutmamıştı. Gerek yaptıkları bu kadarla da sınırlı değildi.

Peri yetimhaneye kimsesiz olarak girsede orada iki kardeş edinerek çıkmıştı. Herkesi etkileyen bu kardeşlik bağları koruyucu ve güçlü bir abi olan Can’ı dikkat çekici yapmıştı. Haşim Bey’in yıllar içindeki Can’a olan hayranlık ve sevgisi artınca nüfusuna almıştı. Onları iki erkek torununda ayırmamıştı.

"Yanılıyorsunuz. Onun mirasçılarındanım."

Söylediği Kemal Bey’de şok yaratırken bu meseleyi hep merak eden Caner “Mirasçısı derken? Miras mı bıraktı sana?” diye sordu.

Kemal Bey bu durumu sindirmeye çalışırken Peri meseleyi deşercesine zevkle anlattı.

“Tam olarak öyle değil aslında. Toplumumuzda servet aile içi aktarımda saltanat gibi ilerliyor değil mi? Babasının mülkü çocuklarına kalıyor. Aile şirketlerinde kuşaklara aktarmak nedeni ile mirasçılar olur. Servet sahibi mülkünü veliahta verir ve çekilir. Fakat mümkünse ondan bir sonrakini de seçer. Veliaht aslında mirasçı için mülkü gözeten kişi oluverir. Mirasçı da bu süre zarfında eğitilir. Biz şu an eğitimdeyiz, büyüyoruz. Haşim Dedem de zaten çekildiği için amcamlar yani iki oğlu bakıyor işlere. Sonra bizden birilerini seçecekler.”

Herkeste konu tam anlamıyla oturmuştu. Kemal Bey’in ise içine oturmuştu. Hayalindeki aile anlatılan ve örnek olarak gösterdiği Korallardı.

Her şeyi pek sevgili oğluna bırakacak ve mirasçısı olacak erkek torununu yetiştirecekti. Oysa her şey hayal olmuştu. Serveti kendisine kalsın diye bekleyen kızıyla bir başına kalmış ve yaşı yasal sınırı geçmemiş soyismini taşıyan hiç görmediği torununu mirasçı olarak getirmişti.

Eğer Peri’ye bir şeyler verecekse on sekizine girmeden ölmemek için dua ederdi çünkü şu an ona bir şey bırakırsa velayeti nedeniyle Zehra Hanım’ın kontrolü altında olacaktı. Haşim’in aile bağını kıskanmış olmasından dolayı taş atar nitelikte laf dokundurdu.

"Haşim Koral inzivaya çekildi dediklerini duymuştum. İnziva yerine yeraltı olmasın o?"

Kinayesi Peri’ye anında ulaştı. Herkeste biliyordu ki Haşim Koralın meşru bir serveti vardı. Kanıt olmasada bu denli kesin nitelikli bir dedikoduda doğru niyetine geçiyordu. İnşaat şikretlerinin ardında Kemal Bey’in dediği türden yeraltı diye bahsedilebilecek karanlık işler vardı. Mevzuya bir ara kara para aklama nediyle açılan davada girince insanlar böyle imalarda bulunmaktan çekinmiyorlardı.

Peri konuyu değiştir gibi "İşlerini oğulları yürütüyor." dediğinde onu sinirlendirmek istemeyen Kemal Bey’de irdelemedi. Daha sohbet tadında olsun diye Peri’nin sevebileceği şeylerden konuştu.

"Erkek torunları da varmış."

Peri cevap vermeden Kerim büyük bir gafa imza attı. Ağzından kinaye ve alayı yansıtan bir eda içinde "Birde evlatlığı var." sözü çıktı. Bunun ucunun Peri’ye dokunacağını düşünemedi.

Abisi konusunda böyle bir tutum sergileyen ve besleme der gibi sırıtan Kerim’e karşı sakin olmakta zorlandı. Her insanın sahteliğini silecek gerçek duyguları vardır, bu bazen kardeş koruma iç güdüsü olabilir.

"Evet. Abim; Can Koral. Kendisi Koral mirasçılarındandır."

Güç güsterisinde bulunur gibi dedi. Koral mirasçısı olmak avukat olmaktan daha büyük geliyordu. Gözlerindeki siniri anlamak mümkündü.

"Tanıştım. Çünkü o Peri'nin abisi..."

Yeni bir ima ile Peri’yi şaşırtan Kerim’in son cümlesi ona ait değildi. Can’ın her daim kardeşinin yanında olmak, ona güven vermek ve arka çıkmak için söyledi zamanla söz kalıbına dönen cümleydi.

Çünkü onun abisi benim.

Kemal Bey merak ve hayretle "Haşim'in evladı? Peri'nin abisi? Kim bu Can Koral merak ettim." diye kendi kendine konuşur gibi düşüncelerini beyan etti.

Kerim onu fazla merakta bırakmayıp cevap verdi "Peri ile aynı yetimhaneden bir çocuk. Fazla iyi... Peri'ye abilik yapıyormuş, bu kadar iyi olunca da Haşim Bey'den kaçmamış herhalde ki nüfusuna almış."

Kerim’in üstüne basa basa dediği iyi kelimesinden fazlaydı aslında. Can, Peri’ye her daim liman olduğunu hissettirmişti. Belki ruhu çalkantılı derin denizdeydi, acı çekiyordu ama abisi her daim onu koruyacak yıkılmaz ve sığınmaktan çekinmeyeceği bir limandı.

Kemal Bey hâlâ daha sindirememiş olacaktı ki "Haşim'den beklemezdim." diyerek söylendi. Peri onun neden böyle katı bir şekilde bunu düşündüğünü anlayamıyordu. Haşim Bey’in onlara anlattığı ve öğrettiği şeyi söyledi.

"Biz, soyismimizden olunca biz yapmayız. Bizden olunca soyismimize katarız.”

Kemal Bey’in gözünde daha da farklı bir noktaya geçti. Onun miras bekleyen biri olmadığına kesin karar verdi. O evindeki aç kedileri değilde tokluğuyla tenezzül etmeyen kedileri severdi. Peri’de artık bu noktadaydı. Mirasa ihtiyaç duymuyordu ama alsa çok iyi taşıyabilirdi. Yemeğin bitmesinden çok devam edilmeyeceğini kestiren Peri derin bir nefes alıp dizindeki peçeteyi tabağına bıraktı.

"Yemek için çok teşekkür ederim ama buraya beni çağırmanızın asıl nedenine geçsek olur mu? Bizimkiler... Beni bekliyorlar da..."

Sabırsızlık utangaç bir canlı gibi yuvasından çıkmakta kararsızdı. Çünkü ortada dolaşan bilinmezlik ensesine çökmek için kurban arıyordu. Yanlış, geçmişte yaşanılanların koluna girmiş mahcubiyetle bakıyordu. Peri karşısındakilerin tam olarak ne istediğini anlayamadığı sürece bilinmezliğin raconu işleyecekti.

Bundan dolayı bir an önce asıl meseleye gelmek istiyordu.

Kemal Bey’in konuşacağı ve Zehra Hanım’ın tek bir heyecan duymadan kendinden emin beklediği asıl mesele göz yaşartan bir soğuk gibiydi. Herkes donuk ve yavaş hareket ediyordu.

Avukatı ile kurduğu göz kontağından sonra karar veren Kemal Bey ona döndü. “Kahveleri odamda içelim.”

Peri’nin yüzünde durgunluk rahat olduğunun aksine dizginlerini sıkı tuttuğu ruhuna karşı güç sarf ediyor gibiydi. Dışının aksine bir panayırda toplanmış duyguları farklılıkları nedeniyle birbirlerine karışmayıp yalnız kalıyorlardı. İçinde bir bütünlük yoktu.

En az duyguları kadar yanlız olan Peri her daim içine düştüğü derin denizinde gözlerini kapatmak istedi. Sanki uyku anlık bir kararla göz kapaklarına göç etmişti. Bir an göz kapaklarını indirdiğinde Kemal Bey’in “Haydi gidelim.” demesi ile kendine geldi.

***

Sessizlik, mahsunluk içeriyormuş gibi konuşmayı deneyen Kemal Bey’in çabalaması boşa çıktı. Kahveleri getirmesi ve aralarında bir muhabet köprüsü olması için beklenilen Kerim gelene kadar odada nefes alışverişleri duyuluyordu.

Peri odayı da incelemişti, aslında neden malikânede o kadar oda varken Kemal Bey’in konuşmak için kendi odasını tercih ettiğini anlamaya çalıştı. Biri yatağın bulunduğu diğeri koltukların ve kitaplığın kurulduğu iki bölmeden oluşan bir odaydı. Hastalığı nedeniyle en çok burada vakit geçirdiğini düşünen Peri odanın basitliğine burun kıvırmıştı.

Oturduğu büyük koltuktan bahçedeki ağaçlara bakarken sakinlik onu hemen kucaklıyordu. Ağaçlar onun için doğayı şefkatle emziren bir anneden farksızdı. Temiz havayı verdikçe yavrusunu duyuruyordu. Ağaçları sevmek onları görünce sakinleşmek huzurun cılız nefesini hissetmesini sağlamaktı.

Kerim elinde kahvelerle gelip ortadaki büyük sehpaya koyduğunda ortam bir nebze de olsa değişmişti. Peri’nin yanına oturup derin bir nefes aldı.

Sanki herkes bu anı nefes almadan beklemişti. Kemal Bey boğazını temizlemek için öksürdüğünde başlangıcını verdiği bir maratona doğru koşuyorlardı. Kerim hemen yanındaki kitaplığa uzanıp kolay yerdeki şeffaf kapaklı mavi dosyayı aldı. Peri sadece onları izliyordu.

Hiçbir şeye hazırsız yakanlanmamak için tetikte davranıyordu. Bu kadar gerginliğe yumuşak bir konuşma ile başlanır zannediyordu. Oysa Kemal Bey fazla söze gerek yok dercesine eskiden yaptığı iş anlaşmalarındaymış gibi ciddi davrandı.

"Sen kaç yaşındayken babanlar seni bıraktı?"

Peri ne cevap vermesi gerektiğini bilse de bunu hiçbir çekince duymadan söylemesi şoka uğrattı. Kerim araya girip yumuşatmak istedi.

"Seni tanımak için soruyor deden."

"Beni tanımanıza ne gerek var?"

Cüretkarlıkta onlardan geri kalmayarak kaşını kaldırıp sordu. Etrafında dolanacak ya da uzanıp gidebilecek konuşmanın kollarına baltayla saldırdı. Direk olarak benden ne istiyorunuz diye sormuştu. Kemal Bey onun gibi açık olmayıp onu korkutmadan yaklaşacaktı. "Senin yaşından büyük olduğunu söylemişlerdi. Bu doğru."

Bu bir iltifat ya da yola getirmek için söylenen kurgusal bir cümleydi. Peri karşı çıkmak istemezken ön ayakta olmadı. "Doğrular bazen, bazı yerlerde değişebilir. Mesela burası beni bebek yapıyor, kovulan bir bebek."

"Senden bebek olmamanı istiyorum. Seninle konuşmamız gerek."

Müdafaa kendini savunmaksa Peri’de kendini korumayı sonraya bırakacaktı. Kemal Bey’in ağzındaki bakla artık sığmayacak kadar büyüktü. Peri sükünet içinde ona baktı. "Sizi dinliyorum."

Kelimeler sırtını dönmüş, yaşlı adam ne diyeceğini bir an bulamamıştı. Oysa tasarlanmış bir konuşmaydı, nasıl böyle kendini hazırlıksız buluverdi bilmiyordu. Bakışları ile dosyayı gösterdi.“Okusan iyi olur.”

Kerim’in uzattığı dosyayı eline aldığında kararsız bir şekilde kapağını açtı. Bu tür resmi ve prosedür dolu şeylerden anlamazdı. Fakat sayfalar arasındaki DNA testi kendini fark ettirmişri. Peri Turanlı adına yapılan DNA testi babası Yusuf ile pozitif bir uyuşma göstermişti. Peri’yi şoka uğratan kağıttaki tarihti.

Bu yıl içinde yapılmıştı ve eğer doğruyu gösteriyorsa örnek ondan değil gerçek Peri’de alınmıştı. Aklında deli gibi sorular dolaşıyordu. Gerçek Peri buralardaydı o zaman. Zehra Hanım torununa için kayıp demişti, bunu derken yalan söylüyor olmalıydı. Belki de onu İstanbul’a gönderirken şüphe çekici sakinliğinin nedeni buydu.

Peri, kendini yem olarak görmekten alıkoyamadı. Eğer gerçek Peri buralardaysa neden mirası için ortaya çıkmıyordu ki. Zehra Hanım’ın onu ortaya atıp gelecek tehlikelerde torununu koruduğunu düşündü.

Figüran gerekecek bu oyunun tehlikeleri düşünmeye çalıştı. Yine de oyunu açık etmeyip gizleyemediği siniri ile “Bunun sizde ne işi var? Ve... Neden bana gösteriyorsunuz?" diye sordu. İşi zorlaştıracağında korkan Kerim, yaşlı adama konuşma fırsatı vermedi.

Koltukta yönünü Peri’ye doğru çevirip, kızı şaşırtacak şekilde onun ellerini avuçlarının içine aldı.

"Biz giden bebeğin geri dönmesini istiyoruz."

Yüzünde samimiyet ve kaybetme korkusunda başka hiçbir şeyin belli olmadığı genç adama Kemal Bey’de katıldı. Güven vermek ve kendine inandırmak isteyen bakışlar ile “Yerime geçmeni istiyorum torunum.” dedi.

Peri, hızla ellerini çekip ayağıya fırladı. Karanlık şatolarda, büyük günahlarla saklı odalardan mücevher alacaktı. Çocukluğundan beri bu anlatılarak büyütüldü. Nasıl olurda altın tepside, hem de tahmin ettiğinden fazlası sunulurdu.

"Neden bahsediyorsunuz?!"

Belki de figüran gereken tehlikeli nokta buydu. ‘Benim için değerlisin.’ diyen Zehra Hanım baştan beri ona bu oyun da şah olduğunu söylerken aslında piyondan farksızdı.

Zehra Hanım prenses olarak yetiştirmemişti. Peri’yi baştan beri bu masalda kül kedisi yapmıştı. Peri içindeki aldatılmışlık, aptal yerine konulmak ve kullanılmışlık tek renkte birleşmişlerdi. Hızla ayağa fırladı, Zehra Hanım’dan açıklama yapmasını isteyecekti.

Kerim ayağıya kalkıp onu sakinleştirmeye ve tepkilerini önünü almaya çabaladı. “Sakin ol, Peri. Bizi dinlemelisin.”

Miras vazgeçebilmesi bu kadar kolay bir şey olmazdı. Peri insanoğlunun ayağını sürmekten sakındığı bir toprağa, dibi uçsuz bir çukura düşüyor gibiydi. Aklı başını uzatsada bazı noktalara eremedi. Kendi için bir şey yapamıyordu, yapabilecek birini yanında diledi. En çok güvendiği kişinin, abisinin yanında olmasını isterdi.

Daha fazla durup yanlış bir şey yapmaktan çekindi. Tam olarak hangi tahta üzerinde oynandığını bilmediği bir oyun içine düşmüştü. Kemal Bey’in ne söyleyeceğini öğrenmek için gelmişti ve de öğrenmişti. Olaya basitlikle bakıp gitmek, daha doğrusu kaçmak en iyisiydi. Karmaşıklık çözülemiyorsa uzaklaşıp onu tek bir bütün halinde değerlendirmek akıllıca olurdu.

Arkasını dönüp kapıya doğru ilerlerdi. Fakat Kemal Bey içine kadar inceden sızan ve her duygusunu harekete geçirip ortada beklenti bırakan bir şey söyledi.

“Zehra Hanım’dan güçlü olmak istemez misin? Belki kız kardeşin için bu güce ihtiyacın olur.”

İnsan sanır ki perde perde siyah örtmüş karanlığını. Kimse göremez onu orada. Gözleri kapalı, gizlisinin saklıda olduğuna çok emin. Öyle bir güven hisseder ki ışık tutulacağını tahmin bile edemez. Bu yüzdendir ışığı görünce donup kalması, gözlerinin kamaşması. Sonra öğrenir; hiç kimsenin gizlisi kalmaz saklıda...

Bölüm sonu

15 yorum