YEDİNCİ BÖLÜM
Zehra Hanım o kadar dalmıştı ki yaşadığı o anları düşünürken tekrar aynı acıları yaşadı. Hiçbiri sindirilmemişti, kalbinin köşelerinde közlü alevlerini diğer insanlardan saklamıştı. Zira duygusallığın zayıflık olduğunu her daim düşünmüş, şu yaşına kadarda aksini kanıtlayacak hiçbir olay yaşamamıştı.
Duygulara önem verirdi, kimse ile paylaşılamayacak kadar özel olunca tabii.
Peri'nin gidişi ile kendini bariz bir yanlızlığın içerisinde buldu. Yanından ayırmadığı Küçük Kadın'ı oraya yalnız göndermek konusunda kararsız kalmıştı fakat en iyisinin bu olduğunu biliyordu.
Peri'nin güçlü olmasını hiç kimsenin yardımı olmaksızın kendi ayakları üzerinde durabilmesi gerekliydi.
Her şeyi önüne sermekten, kötü durumlardan sakınmaktan dolayı onu altın bir kafeste büyütmüştü. Bundan pişman değildi. Sadece Peri'yi İstanbul’dan çağırmamak için kendini zor tutuyordu. Yine aynı düzenlerine dönmek, serin hayatlarına devam etmek, tüm gerçeklerden kaçmak yaşlı kadının arzularını kabartıyordu.
Lâkin bu geçmişteki hatasının bir farklısı olurdu. Yıllar önce kocası ile boşandıktan sonra çocuklarını da terk edip buraya yerleşmesi ile neredeyse eş değer bir hata olurdu.
Şimdi pes edemezdi.
Hayatı boyunca alıştığı düzene baş kaldırmamış, gençliğinde bile uçarı bir kız olup kuralları çiğnememişti. Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de odur misali yaşamı hep aynı gitti.
Evlenince kendi ailesi gibi olmayan; geleneksel bir yapısında ona göre gaddarlık ile yaşam süren Turanlıları benimseyemedi.
Kuralları yoktu sadece başarı elde etmek isteyen vahşi doğaları ile serttiler, bunun yanında kibirliydiler.
Korallar ise asilliği genlerine işletecek denli benimserken paradan ve başarıdan çok aileye itibar ediyorlardı.
Turanlılar gibi soyu devam ettirip paralarına para katacak oğullar değil aksine şanlarındaki zerafeti gösterecek kızları dilerdiler.
Turanlılarda değiştirebildiği hiçbir şey yoktu. Evlatları bile kendine benzemiyordu, ikisi de babasının gözüne girebilmek için çabalar sarf ediyordu. Kemal Bey oğlunun soyisimlerini devam ettirmesini istedi.
Zehra Hanım kendisi gibi bir gelin hayal ederken, Kemal Bey'in tek düşündüğü zengin bir müttefikin kızıydı.
Ne çareki ikisinde dileği olmadı. Oğulları Yusuf aşık olmuştu, hemde kendileri gibi olmayan birine. Yavaş yavaş tüm hırsı bu güzel kadın ile çekilmiş ve artık paraya tamah etmez hâle gelmişti. Yusuf cesaretini toplayıp ailenin karşına çıkmasıyla tufan başlamıştı.
Kenar mahalleli deyip içlerine katmaya yeltenmediler. Bir noktada kızdaki zerafet ve kibarlık Zehra Hanım'ın hoşuna gitmişti. Kabul edebileceği bir gelindi, zira onun gibi olacağını düşündü. Soydan değil ruhtan gelen bir asalet vardı Melek'te.
Bu evliliğe destek çıktı, ne var ki oğlunu gözden çıkaramayacak olan Kemal Bey'in hışmı ona uğradı. Ruhunu ve benliğini parçalayan tokadı ve aşağılanmayı gururu kaldıramadı.
Daha oğlu evlenmeden evi terk edip boşandı. Bir noktada bu tokat zaten istediği fırsatı vermiş, yıllarca kendinden vazgeçtiği yerden ayrılmıştı.
Eski hayatına kavuşması, yine Koral olması ile bir parça da olsa huzura ermişti. Rahmetli annesinin yaptığı gibi yetim çocuklar için vakıf açmış kalabilecekleri binalar yaptırmıştı.
Yanlızlığıda böylece uçup gitmişti.
Peri'yi de bunlar sayesinde bulmuştu.
Dilediği gibi bir torun yetiştirmişti, ona her baktığında Peri ile olduğu kadar kendiyle de gurur duyuyordu. Böyle değerli bir şey elde edince korumak iç güdüsel oldu.
Peri'ye camdan bir şatoda naif bir hayat sağladı. Aslında dış dünyadan çokça uzaktı.
O kurallara uydukça ve kendiliğinden benimsediği gördükçe mutlu oluyordu. Sadece onu bu hayatta sıkmamak için elinden geleni yaptı.
Peri'nin bir moda dergisini karıştırırken bir şeye güzel sayılır demesi bile elde etmesine yeterliydi. Tam olarak beğendiği pek yoktu, zira her şeyi en iyisi elinin altında bulunuyordu. Özel ders hocalarından hiçbir zaman sıkılmayışı, öğretmenlerinin her zaman derse tam motive bir şekilde katıldığını söylemeside gurur veren bir diğer unsurdu.
Peri başarabildikçe, altından kalkabildikçe onun için yeni şeyler bulmak heyecan verici olmuştu. Piyano dersleri, resim dersleri hobi olsun diye bulduğu diğer unsurların hepsi Peri'nin yaptığı ve kibirli bir şekilde övünmek yerine, bilmem gayet normal dercesine olan sade havaları etkileyiciydi.
Şefkatsiz tek bir bakışı bile olmamıştı, her şey planladığı gibi gibiyordu. Küçük Kadın’ın etrafında pervane olan her şeye olağan gözü ile bakıp şımarmaması müthiş davranıştı. Tek bir dileği sorgusuz yerine getirilmeye hazırken o fıtratından gelen bir sadelik ile bu durumdan faydalanmak yerine asilliğini konuşturup dilek dilemeye yeltenmiyordu.
Zehra Hanım kafasını çevirip özlemeye başladığı Küçük Kadın’ın fotoğrafına bakarken çalışma odasının kapısı çalındı. Elinde onun telefonunun tutan genç yardımcı kapıyı açmasına rağmen girmek için izin bekledi.
Zehra Hanım "Getir, kızım." diyerek uzattığı eline telefonun bırakılmasını bekledi.
Kız telefonu koyar koymaz hafifçe eğilip selam verdi. "Telefonunuz çaldı Hanımefendi. Buyrun. Bir isteğiniz var mıydı?" diye sorduğunda "Teşekkür ederim." diyen yaşlı, nazik kadınının bir isteği olmadığını anlayınca odadan çıktı.
Burada çalışmaya başladığı zamandan beri Osmanlıdan kalma buluyordu Zehra Hanım ve kurallarını, daha rahat bir işi gözlese de dolgun maaş sürekli onu caydıran bir unsur olmuştu.
Zehra Hanım gözlüklerini düzeltip zerafeti ile son arayan numaraya baktı. Arayanın Kemal Bey olduğunu görmek pek önem arz etmiyordu, zira işi düştüğü için aradığını tahmin edebiliyordu, tekrar arayacağından da emindi. Telefonu yanındaki yıllanmış fiskosun üzerine bıraktı. Gözlerinin dinlendirmek için gözlüğünü çıkarıp burun kemerini sıkmaya başladığında telefonu tekrar çaldı.
Kemal Bey olduğunu düşünüp ne derdi var yine diyerek telefonu açıp kulağına dayadığında gelen sesin ağabeyine ait olduğunu hemen anladı.
"Zehracığım, nasılsın?" diye yoklayan sesi başta normal geldi. "Teşekkür ederim, sizler nasılsınız?" Ağabeyi kem küm ederek kelimeleri dilinde dolandırıp konuşuyordu. "Seni olan bitenden haberdar etmek için aramıştım."
Zehra Hanım derin bir nefes alıp "Gazeteden bahsediyor ise haberim var." dediğinde ağabeyi şaşkındı. "Peki neden bu denli sakinsin?" diye sordu.
"Yapacak bir şey olduğunu düşünmediğim için."
"Haklısın kardeşim... Küçük Kadın ile konuşmalısın. Sanırım biraz kötü."
Zehra Hanım endişelendi. "Neden? Neyi var ağabey? Önemli bir şey mi!?" diye soruları sıralarken aklında kötü ihtimallar saniyede bir çoğalıyordu.
"Paniğe gerek yok kardeşim sadece gazeteyi görünce halsizleşti biraz o kadar. Her zamanki gibi."
"Senden bir ricada bulunacağım ağabey. İlacını aldığından emin olur musun?" Bu ricasında resmiyetin bulunduğu garip bir durum vardı.
Haşim Bey bunu hissetmiş olsada önemsemedi. Her zamanki soğuk davranışları sayılırdı. En içten duyguları ile kardeşinin endişesini yok etmeye çalıştı.
"Tabii... Onunla ilgilenmek benimde sorumluluğum tabiiki de sahip çıkıp, göz kulak olacağım."
"Hayır ağabey. Gücenmeni ve alınmanı istemem fakat bu kadarını yapmaya gerek yok."
Haşim Bey şaşırdı, Peri’yi kendi torunlarından ayırmazdı. Şimdi kardeşinin neden böyle söylediğini merak ederken sözüne içerledi. "Neden Zehra?"
"Ağabey, ben onu bilerek yalnız gönderdim. Bunca zaman yanımdan ayırmamışken neden böyle yaptığımı sorgulamadın mı? Onun birazda kendi ayakları üzerinde durması gerekli. Kendi başına halletsin."
Haşim Bey kız kardeşine hak verdi. Belki onun yerinde olsa o da aynı şeyi yapardı. Peri’nin cam bir vazo gibi kırılmaya hazır benliğinden kurtulmasını o da istiyordu. Güçlü bir kız olması iyi olurdu, fakat bu seferde yanında yer almalıydılar. Bu konu da yanlız bırakılmamalıydı.
"Zehra bu konu pekte kendi başına halledebileceği bir konu değil."
"Merak etme, miras konusunda benim dediğimi yapacaktır. Turanlıya karşı nasıl bir yaklaşım sergileyeceğini iyi biliyor."
Haşim Bey asıl yutkunması gereken konuya geldi. "Asıl konu bu değil Zehra."
Zehra Hanım bu ısrarın korkutacak bir olay olması konusunda endişelendi. "Bu denli ehemmiyet barındıran şey nedir ağabey söyler misin?"
"Peri, artık herkes tarafından nerede ise Turanlı mülkünün sahibi diye anılmaya başlamış bile. Tanıdığım birkaç insan teyit etmek için beni aradı. Bunun yanı sıra Kemal Bey aylardır ciddi tehditler alıyor, hisseleri devredilmez ise harekete geçeceklerine eminim. Şimdi bu haber ile Peri inşallah tüm şimşekleri üzerine çekmemiştir."
Zehra Hanım kaşlarını çattı, işlerin nasıl yürüdüğünü biliyordu. İllegal oyunları da görmüş geçirmişliği vardı. Fakat hukuğa ve yargıya güveni tamdı.
"Bu bir zorbalık ağabey. Kimsenin malı elinden zorla alınamaz ya!"
"Bu da böyle bir ticaret kardeşim. Turanlıların veliahtları yok, kızına bırakmayacağını herkes biliyor. Kemal hasta ve ölmek üzere iken hisselere düşük fiyata sahip olmak isteyen çok kişi var. Bunu hukuken yapmanın yanı sıra kabulu içinde teşvik gerekli."
"Ne yani şimdi Küçük Kadın tehlikede olabilir mi?" diyerek emin olmak istediğinde ağabeyi onu vesveseye düşürmek istemedi. Sonuçta İzmir’deydi ve burada torununun yanında olmadığı için kendi kötü hissederdi.
"Bilmiyorum kardeşim fakat ben koruma ayarladım. Hatta Peri yetiştirdiğin naifliği bildiğim için kendini kötü hissetmesin diye çocukların hepsine koruma tuttum. Böylece kendini tedirgin hissetmez."
"Sağol ağabey. Minnettarım. Ona göz kulak olsan iyi olacak." Fikrini net bir şekilde değiştirirken ağabeyine bu konuda güveniyordu. Haşim Bey göğsünü şişiren bir nefes aldı.
"O benim de torunum Zehra. Teşekkür etmene gerek yok."
Zehra Hanım endişe içinde aramayı sonlandırırken ayağıya kalkıp telaşlı adımlarla odadan çıktı. Hiçbir zaman bir işi kendi yapmadıkça tam emin olamazdı.
Salona doğru ilerlerken gözü ile yardımcılarını aradı. Bu sırada çalan zili açmak için mutfak katından çıkan Mine'yi durdurup "Bana ilk İstanbul uçağında yer ayarlamalarını söyler misin? Ya da Özel uçak kiralasınlar. Sen dediğim yap ben kapıya bakarım."
Hanımefendisini bu denli bir telaş içinde görünce genç kızda panikledi. Hemen dediğini iletmek için alt kata indi.
Zehra Hanım kapıyı açmadan evvel kendini kontrol altına alıp gayet sakin bir şekilde kapı kolu aşağıya çevirdi.
Kapıyı açtığında karşısında Egemen'i ve elinde tuttuğu gazete ile karşılaştı. Her zaman ki gibi genç öfkeliydi.
"Daha yeni hava alanından geliyorum ve uçakta bu gazeteyi gördüm. Torununuza açtım ve ulaşmadım, bu yüzden bunu bana siz açıklar mısınız?"
***
İstanbul- Turanlı Malikânesi
Kerim öfke içinde saatler süren telefon görüşmelerinin bir sonu gelmeyeceğini düşünerek kapatıp fırlatırcasına koltuğa bıraktı. Yüzünü avuçlarıyla sıvazlayıp düşünmekten ağrı giren kafasını geriye attı. Sakin kalamıyor gençliği yüzünde de sabır gösteremiyordu.
Oda içerisinde volta atmarken kendi kendine konuşmaya başladı. "Kim yapar bu haberi, kim?" Aklına kimse gelmiyordu fakat bu işin üstlerine kalacağından emindi. Haberi yapan gazeteciden iz yoktu.
Gazetede özgür basın adı altında bir çok şey söyleyip üste çıkmaya çalışırken özel hayata girmediklerinin üzerini çiziyordular.
Kemal Bey halsiz bir şekilde gözlerini açıp yüzündeki oksijen maskesini çıkarmaya yeltendi. Onun uyandığını fark eden Kerim hemen yanına gidip yatağının kenarına oturdu.
"İyi misiniz?" diye sordu haberi okuyunca fenalaşan yaşlı adama.
Kemal Bey göz kapakları yarı açık bir şekilde sayıklar gibi "Onu buraya getir, burası güvenli." deyip gücü tükenerek gözlerini yumdu.
Kerim'de bunu istiyordu fakat Peri'nin burada kalmayı reddeceğine emindi. Bunun için Kemal Bey'in telefonundan Zehra Hanımı bile aradı, fakat açan olmadı.
Tekrar denemek için Kemal Bey'in telefonunu aldı. Ekran kilidini açar açmak gördüğü mesaj donup kalmasına neden oldu.
"El değiştirmeden şirketi versen iyi olur, yoksa devredeceğin kimse kalmaz. Teklifimizi düşmeden kabul et. Yoksa torunun ölür."
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Tüm ışıklar karanlıktan çekinmez aslında, bazılarının ölümü karanlığı doğrurur bu yüzden ışık için yeni bir varoluştur. Bu düzen sükûneti getirir.
Her yok oluş varoluşa döndükçe şeytanın aşılamak istediği isyan mantıksız görünür. Her şey elbet yolunu bulacaktır. Endişe ve kaygı elbet son bulacaktır. Bulmadan önce kendini yormanın ve yıpratmanın kimseye yararı olmaz.
Peri, sabah gözlerini güne açmamak için direniyordu. Kulağına gelen bozuk müzik ile rahatsız olup kafasını daha çok yatağa gömdü. İstanbul’da başladığı günün sabahı yine kendini tonlarca ağırlıkta hissediyordu. Bedeni bitmiş gibi davranırken nefesleri onu zorluyordu.
Yataktaki hareketlenme ile bedeni sarsılırken ses çıkarma niyetinde değildi. Dün baygınlık nedeni ile yarım günü uyuyarak geçirmiş üstüne yetmemiş erken yatmıştı. Fakat yine de uykuya derin bir açlık çekiyordu.
“Nerede lan bunun başı?”
Burak yorganı çekiştirerek ararken Peri yine ses çıkarmaya niyetli değildi. Onun başından gitmesini ümit ederken böyle bir şeyin olmayacağınıda biliyordu. Burak onun ayak bileğinden tuttu.
“Aha! Kıçını buldum, başı da çok uzaklaşmış olamaz. Can tut şunu.” dediğinde uyku ile olan tüm hayalleri uçtu.
Ayak bileğini soğuk ellerden irkildi ve kalkmak istedi. Doğrulmak istede dolaştığı yorgandan başını bile çıkaramadı. Debelenmeye başlayıp yorganın ucunu tespit ederek kafasını çıkarıp temiz havaya kavuştu.
Kimseyi karşısında göremeyince şaşırdı, az önceye kadar başındaydılar, etrafına baktı. Arkasında onu garipseyerek bakan mirasçıları gördüğünde kaşlarını çattı. Yatış şekline garipseyerek baktıklarını için ayrı, uyandırdıkları için ayrı kızıyordu.
Peri yatakta ters uyuduğu fark etmişti yine de onlara alay etmeleri için malzeme vermek istemeyip onlar başlamadan konuştu.
“Bir kızın odasına böyle giremezsiniz. Siz bunu bilmiyor musunuz? İnsan kapıyı çalar ne bileyim seslenip uyandırır. Bu ne hal?”
Bir müddet üçü de onun söylediklerini düşündü fakat bir kızın değil kardeş gibi büyüdükleri Peri’nin odasına girmek hiçte ayıplanacak şekilde durmuyordu. Tekrar doğru bildiklerini okudular ve onun söz saydırmasını umursamadılar.
Can işe ilk el atan oldu ve kardeşinin üzerinde yorganı çekip yere düşürdü. Berke akordu kaçsada umarsamadan çaldığı gitarını, yatağa dayadığı dizine koyarak çalmaya başladı.
Burak, anlam veremediği ve tanımadığı çiçeği olmayan küçük bitki saksısını elinde tutuyordu. Peri hareketli sabah bu temposuna dayanamayıp derin bir nefes aldı. Kaşlarını çatıp hepsine tehditkâr bakışlar attı.
“Odadan çıkar mısınız lütfen?”
Yüksek çıkan ses ile hepsi durgunlaştı. Berke gitarını yatağa bırakıp hüzün doldurduğu gözlerle baktı.
“Özür dileriz.”
Hallerinde bir yapmacıklık vardı. Ağabeyi boynunu büküo yere attığı yorganı alan alırken biraderide ona yardım etmeye başladı. Peri onların kırıldığını düşününce kendini kötü hissetmeye başlamıştı.
"Ben öyle uykudan uyanınca... Kusura bakmayın ben sizi kırmak istemezdim."
Dizlerinin üzerinde doğrulup onlara af dileyerek baktı. Burak elinde bitkisi ile uzaklara bakarken karşılıklı bir şekilde yorganın ucundan tutan biraderler gökten düşecek bir şeyi tutmak için hazırda bekliyorlarmış gibiydiler.
Peri duymamazlıktan geldikleri için içlerindeki gönlü en çabuk kazanılacak olana döndü. “Burak, aşkım sen bana kırıldın mı?” diye sordu ince sesiyle.
Ona taviz vermeyip elindeki saksıyı veren Burak gayet soğukkanlıydı, yaylanan yatağın üzerinde ayağa kalktı.
Barış adına saksıyı eline alan Peri gelen kokuyla onun fesleğen olduğunu almıştı. Burnuna bu kadar yoğun dolan kokuyla yüzünü buruşturdu. Onun fesleğene odaklanmasını fırsat bilen Burak onu yakalayıp hızla kaldırarak diğerlerinin gerdiği yorgana savurdu. Her şey kızın tepki veremeyeceği kadar hızlı olurken, diğer üçünün sözsüz ortak çalışmaları bir komplo gibi ilerliyordu.
Neler olduğunu anlayamayan Peri’nin tek tepkisi çığlık atıp fark etmeden elleri arasındaki saksıyı daha sıkı tutması oldu. Saçları etrafa yayılırken fesleğenin kokusunu havaya saçıp yorganın içine düşmüştü.
Kafasına çarpan saksıyla yüzünü buruşturup manasız iniltiler çıkardı. Eğlence peşinde olan ağabeyi ve Berke endişelenecek bir şeyi olmadığı teyit etmek için ilk olarak ona baktılar.
Canının fazla acımadığını ve iyi olduğunu gördüklerinde kaldıkları yerden devam ettiler. Yorganın içinde onu uyutulmak istenen bir bebek gibi sallamaya başladılar.
Peri her ne kadar "Canım acıdı. Dursanıza!" diye bağırsada eğlencelerine devam ediyorlardı.
Onu kaldırabildikleri kadar kaldırıyor ve havaya savuruyorlardı. Bu noktada kızın minyon tipli olması güçleri bedenlerine oturmaya başlamış oğlanlar için egzersiz gibi geliyordu.
Peri onlara sinirlenip hışmını fesleğenden aldı. Bir parça koparıp karşısındaki abisine fırlattı.
"Ağabey! Bari sen yapma. Lütfen beni indirin."
Burak etrafa saçılan bitkisini görünce hemen atıldı ve onu Peri’nin elinden kurtardı. Yolunmuş ve toprağı dökülmüş saksıyı görünce sinirle bağırdı.
“Pislik! O dedemin çiçeği niye yoluyorsun? Gelirken suluyordu bende kaçırdım. Yolma!”
Kızıp tekrar saksıyı kıza verdiğinde ellerinde oyuncak olan Peri bu durumdan tat almayı bırakmalarını bekledi. Oysa onlar bu eğlenceden vazgeçme peşinde değillerdi. Burak gidip kapıyı açtığında ağabeyi kavradığı yorgan uçlarını arkasını dönerek omzunda tuttu.
Berke’de kaldırdığında otomatik olarak yükselen Peri düşme korkusu nedeniyle tepkisiz kalma planını bir kenara attı. Çığlık atıp söylenmeye başladı.
“Ya! N’olur indirin beni! Korkuyorum. N’olur- hadi indirin beni!”
Odadan çıkıp merdivenlere yöneldiklerinde Peri daha da korktu. Düşme riskini azaltmak için kıpırdanmayıp kabileye kabul törenlerinin hemen bitmesi için ona yardım edebilecek birine seslendi. Onu kurtaracağını umduğu birine bağırdı.
“Dede! Dede!”
Onun zeki hareketini bastıran Burak, elindeki gitarın tellerine kulakları kanatırcasına vurup çığırtkan bir şekilde şarkı söylemeye başladı.
“Akdeniz akşamları bir başka oluyor. Oha! Saat on iki mi olmuş? Hele birde aylardan temmuz ise.”
Arada dikkatini dağıtacak şeyler bulsa da azimle şarkısına devam etti. Peri onun söylediği saati duyunca şaşırdı. Merdivenleri çıktıklarında güvenliği için daha rahat nefes alan Peri buradan sesini rahat duyar diye tekrar yardım istedi.
“Dede! Dede! Ya bunlara biriniz bir şey demeyecek mi? Çocuklar! İndirin beni! Bakın gerçekten bir yerime bir şey olacak! Bu yaptığınızı çocuklar yapmaz! Hem ben sizin oyuncağınız değilim! Ya! Kime diyorum!”
Oğlanlara sessizlik çöktüğünde sonunda onları ikna ettiğin düşünen Peri mutlu oldu. Yere indirdiklerinde ilk önce kurtulduğu için sevindi. Daha sonra yorganı kenara atıp serzenişe başladı.
“Gerçekten siz kaç yaşındasınız? İnsan kız kardeşine böyle davranır mı? Hem biraz nazik olamaz mısın? Yalandan da olsa kibarlık göstergesiz bana yeter.”
Ayağıya kalkıp karşılarına dikildiğinde, ne utanç içinde elini önünde birleştirip başını eğen Berke’yi ne de arkasına gitarı saklayan Burak’ı sözleriyle bu kadar etkileceğini düşünmüyordu.
Onların böyle efendi bir tavır takınmaları pek nadir rastlanırdı. Garipseyerek ağabeyine döndüğünde, onun odaklanarak baktığı yeri merak etti.
Arkasını dönmesi ile karşısında Zehra Hanım’ı görünce şaşkınlıktan donakaldı. Elinde bastonu olmasına rağmen gayet dik yürüyen yaşlı kadın yaklaştıkça Peri’yi de bir mahcubiyet aldı.
Aynı diğerleri gibi utanıp başını yere eğmemek için kendini zor tuttu. Bir de saçları dağınık, üzerinde pijamaları olunca daha fazla utandı ve başını eğdi.
Zehra Hanım onlara ayıplayarak bakarken dün sağlık durumunun kötü olduğu söylenen Peri’nin yanına gitti. Teni solgun olsa da iyi görünüyordu. Elini saçlarına koyup “Nasılsın Küçük Kadın?” diye sordu.
Peri başını hafifçe sallayıp sağlığı için endişe etmesine minnettarlık gösterdi. Daha sonra ev sahibi olmalarına rağmen çekingelerinden dolayı konuşmayan kuzenlerin yapması gerekeni yaptı.
Elini nazikçe salona doğru uzatıp “Hoş geldiniz. Buyrun.” diyerek yol gösterdi. Ona eşlik edecekken bahçe kapısında giren Haşim Bey, kız kardeşini görmenin mutluluğu ile gülümsedi.
Torunlarının disiplin içinde hizaya girmeleride gözünden kaçmadı.
Kız kardeşine sarılırken torunlarında bıraktığı etki yüzünden gülümsüyordu. Ayak üstü sohbetleri bittiğinde içeriye girmek için hareketlendiler. Peri “Müsadenizle ben üzerimi değiştirip hemen geliyorum.” diyerek nazikçe izin istedi.
Zehra Hanım buna memnun olmuş gibi “Tabii.” dedi. Karşılaştığı manzara güzel gelmese de Peri’nin sergilediği tutum hoşuna gidiyordu.
İki yaşlı kardeş birlikte ilerlerken mirasçıları arkalarında bıraktılar. Kimse hiçbir zaman gürültü yapmalarına ya da oyunları hakkında bir kısıtlama koymazdı. Korallar evdeki çocuk seslerini severlerdi bu onların gururuydu.
Sadece ortadaki oyun malzemesi aralarındaki tek kız olan Peri olunca Zehra Hanım istemsiz bir şekilde durgunlaşıyor dili ile değilde bakışları ile onaylamadığını belirtiyordu.
Zehra Hanım her zaman ona karşı nazik olmaları gerektiğini düşünüyordu, üç erkeğin arasındaki kız olarak narinliğinin göz önünde tutulması gerektiğini söylerdi.
Aslında o üç erkekten buna dikkat ediyordu sadece Zehra Hanım’ın alıştığı gibi kibarlık yapmıyorlardı. Onlar prensesi tahta oturtup önünde eğilmek yerine aralarına alarak oynuyorlardı.
Can omzularını silkip “Neyse...” deyip olayı üstünden atarak onların arkasından ilerlerken Berke, prensesine döndü.
Ağlamaklı çıkan sesi ile “Babannen bana smokin giydirir diye çok korkuyorum ben.” dediğinde gülmeden edemediler. Hâlbuki yaşlı kadın çokta sert davranmazdı ama bunun mizahını yapmak eğlendiriyordu.
Sessizliği garipsenen Burak’a döndüler.
Alt dudakları üzüntü içerisinde titreyerek boşluğa doğru bakıyordu. Zehra Hanım gelişi için fazla bir tepki olduğunu düşündüklerinde sormaya kalmadan arkasındaki gitarı yavaşça çıkardı.
Kopmuş tellerini gördüklerinde Peri bu kavgada yerini almak istemediğini geriye çekilerek gösterdi. Berke bu sefer fena kızacaktı. Aldığı her eşyasına zarar veren kuzenine ne yapardı kimse kestiremiyordu.
Berke’nin çenesi sinirden titremeye başlarken gözleri çok sevdiği gitarındaydı. Bu anı kaçarak değerlendirmek en akıllıcaydı.
Peri yerdeki saksıyı alıp Burak’a uzatarak kinaye ile “Çelenk getiremeyeceğim kusura bakma.” dedi.
Sonunu bilen Burak ona beni kurtar der gibi baksa da Peri yerden yorganı alıp hızla uzaklaştı. Arkasına bakmadan merdivenlerden inmeye başladı.
Burak’ın kuzenine “Ne güzel çiçek, ister misin?” diye sevimli bir şekilde sorduğunda ve cevap olarak bir kükreyiş aldı. Peri bunu duyunca adımlarını daha da hızlandırdı.
Elindeki yorgana basıp düşmemek için dikkat ederken yanından hızla gelip geçen Burak korkusunun boyutunu belli etmişti. Yan yana olan odalara girip peş peşe kapıları kapatarak ikisi de Berke ve öfkesini dışarda bıraktılar.
Peri odanın kapısını kilitleyip hızla üstünü değiştirmek için işe koyuldu. Ağabeyi öğrendiği tüm bu konular üzerinde durup her ne kadar dert etmemesini söylese de bir an önce neler dönüp bitti bilmek istiyordu.
***
Salona girer girmez Peri’yi kalabalık karşıladı. Burak kendini sevdirmek niyetinde bir kedi gibi Zehra Hanım’ın yanında otururken bunda kuzeninden kaçmasının etkisi olabileceğini düşündü. Yüzünde saçma sırıtış ile etrafa bakıyordu.
Berke değer verdiği gitarına zarar gelmesini üzüntüsü ile köşede otururken biraderi Can onu teselli etmek için elini omzuna atmış yanında oturuyordu.
Her zaman olduğu gibi bu yan yana oturma iki oğlanın fısıldaşmalarına imkan sağlamasına ve gülüşmelerine yarıyordu.
Karşı koltukta oturmuş Koral gelinleride her zamanki gibi eltiden çok kız kardeş gibi sevgi içindeydiler. Zehra Hanım onların nazikliğini ve yakışır naifliğini çok takdir eder sürekli asil olduklarını dile getirerek övgülerde bulunurdu.
Haşim Bey tüm olanlara rağmen ailenin bir arada olmasından dolayı keyifli bir şekilde tekli koltukta oturuyordu. Kolçaklara koyduğu kollarıylada heybetini gösteriyordu. Ailenin en büyüğüydü ve bu kavramın yitip gitmemesi için elinden geleni yapmıştı.
İçeri giren Peri’ye ortalarında yer açan gelinler onu beklediler. Büyük gelin İpek elini nazikçe koltuğa dokundurup “Böyle gel, tatlım.” diyerek davette bulundu. Tebessümle onların yanına giderken kıskanç duygusu bir volkan gibi uyanan Burak korkuyu bir kenara attı. Peri’den önce annesi ve yengesinin ortasına oturdu.
Her ne kadar büyürse büyüsün bu evin en küçüğü olarak tüm ilgi ve şefkati kendine istiyordu. Bunu ondan küçük Peri’ye kaptıramazdı.
Peri yerini aldığı için ona kaşlarını çatarak baktı. Beş yaşındaymış gibi davranmasından bıkmıştı. Fakat Burak yengesini paylaşmak istemiyor ve bunun en doğal hakkı olduğunu düşünüyordu.
Ona bakan kıza ne var der gibi bakış attı. Annesi Nergis “Burak, oğlum kardeşine yer versene.” deyip ikaz etsede oğlu duymamış gibi yaptı. Onun bu çocukça davranışlarına Peri göz devirip Zehra Hanım’ın yanına oturdu.
Burak keyfi yerine gelmiş gibi tekrar etrafa sırıtmaya başladı ve annesi gibi bu yaptığına kızan yengesinin gönlünü almak istedi. Gözlerini kırpıştırarak bakarken ellerini kucağında birleştirdi.
Beş yaşındaki yaramaz bir çocuktan farksızdı aynı zamanda yengesini çok seviyordu.
Zehra Hanım elini yanında oturan Peri’nin bacağına koyup az önce cevap almadığı soruyu yineledi.
“Nasılsın?”
Sağlığından endişe ediyordu ve rahatlayabilmesi için iyi olduğunu onun ağzından duymak istiyordu.
Peri cevap vermek için ağzını açmışken onun yerine Burak cevapladı. “İyiyim.”
Bu can sıkıcı durumdan kurtulmak isteyen Peri derin bir nefes alıp göğsüne sabır doldurduktan sonra inatlaşır gibi Burak’a döndü. “Bana sordu?”
Her zaman ailedeki tek kız olarak ilgi gösterilen Peri ve o ilgiyi çalmak için uğraşa Burak yine soğuk savaşlarına başlayacaktılar. Burak sıkıntı ile iç çekip küskünlüğünü belirtmekten çekinmeyerek konuştu.
“İşte bende onu diyorum. Zehra nine hiç bana sormadı.”
Onun bu kıskançlığı tatlılıkla karşılanıp insanlarda gülümseme oluştururken Zehra Hanım “Kusura bakma yol yorgunluğundan unutmuş olmalıyım. Sen nasılsın Burak?”
Gönlünü almak bir serçenin yerden kalması kadar kolay olan Burak sırıtarak sevimli bir şekilde cevap verdi.
“İyiyim Zehra nine, sen nasılsın?”
Herkes onun tatlı ve gerçek haliyle gülümsedi. Zehra Hanım konuyu bitirmek için “Sağol evladım, iyiyim.” dedi.
Yanı başında ona bakıp düşüncelerini zihnine dolayarak ve yargıya varma peşinde olan Peri, olanları öğrendikten sonra Zehra Hanım’ın buraya gelmesini garipsedi. O kraliçe olarak tahtında olup biteni, kurduğu oyunu seyretmeliydi.
Elinde kadeh ile bahis üzerinde durmalı ve tahminlerini seyretmeliydi. Eğer buraya gelmek bir telaşsa bunun nedeni kraliçeye sızan bir zehir miydi merak etti.
Bildiği ve fark ettiği bir küçüklük içerisindeydi fakat kibri biat etmeye el verişli değildi. Bir aile sohbeti başladı.
Her şey normal ve olağan bir haldeydi bu da Peri için şaşırtıcı geliyordu. Kimsenin kıyamadığı sohbetlere gazete haberinden bahsedilmedi.
Müsade isteyerek gitmiş olan İpek geri geldiğinde “Yemek hazır buyrun.” diyerek çağırdı. Burak yengesinin söylediğini duyar duymaz ayağıya fırladığında yakalama fırsatını bulan Berke’de peşinden gitti.
Diğerleri kalkmak için büyükleri beklerken Zehra Hanım oturmaya devam etti. “Biraz sonra gelememizde bir sakınca yoktur umarım...”
Anlayışla karşılayan gelinler salondan çıkarken orada kalması gerektiği düşünen Can ve Peri ayaklanmamışlardı. Nergis kayınbabası ile koluna girerek çıkarken kapıyı kapayıp gitmişti.
Sadece üçü kaldığında hepsinin kafasını birbirine kurşun almıştı. Zehra Hanım gözlerini çocuklar üzerinde gezdirdi.
“Çocuklar ağabeyim size durumun ciddiyetinden bahsetmiş. Bugün beni Kemal Bey’in avukatı arayıp Küçük Kadın için endişesini paylaştı. Bu bizim dahil olmak istemeyeceğimiz bir durumdu fakat şimdi içindeyiz.”
“Mirası almak isterken zaten bir tehlikenin içerisinde olacağını biliyor olmanız gerekirdi.” düşüncelerini söylemekten çekinmeyen Can sakin gözüktüğünün ve sesinin normal çıktığının aksine endişe içindeydi fakat yansıtmaktan kendini mahrum bırakıyordu.
“Bu üstü kapalı ölüm tehdidi gibi değildi, Can. Hem şimdi kimin tehdit ettiğinden bile haberimiz yok. Kendimizi kimden koruyacağımızı bilmiyoruz.”
Zehra Hanım fazla sakinliği üzerine Peri ima dolu bakışlarla “Haşim dede biliyor olmalı, öğrenmek istiyorsanız sormalısınız.” dedi. Onlarında bu işte ağabeyininde yer aldığını bildiklerini anlayan Zehra Hanım onlara oyun sergilemedi.
Can kendinden emin bir şekilde “Koral Grup şirketleri ve birlikte iş yaptıkları firmalar... Kemal Turanlı’nın akbabaları onlar.” dediğinde cürretkârlığı göz dolduruyordu. Bunu umursamayan Zehra Hanım güven vermek için Peri’ye döndü.
“Senin zarar görmemen için elimizden geleni yapacağım Küçük Kadın. Bu yüzden Kemal Bey ile kartları açık oynayacağımız bir toplantı ayarlayacağım. Miras dışındaki bir teklife evet demeyeceğiz. Beni anladın mı?”
Yolundaki eksik taşları bulma çabasına giren Peri “Neden miras, neden devir değil?” diye sordu. Zehra Hanım ise onu anlamasını bekleyerek cevapladı.
“Eğer bu haberi Kemal Bey yaptıysa tek nedeni Haşim Koral’ın mirasçısı olman. Devir gerçekleşirse sana bir şey olmasın diye abimin ortakları arasında yer almamız gerekecek. Sen daha reşit olmadın ve yasal vasisin benim. Eğer devir gerçekleşirse ortak sen değil ben olurum. Bu isteyeceğim son şey. Kemal Bey bunu çok iyi biliyor. Devir asla olmamalı.”
Her şeyi kitaba göre açıklamış olan Zehra Hanım’a uzunca baktı daha sonra ağabeyine çevirdi gözlerini. Onun ne düşündüğü merak ediliyordu. Bu oyun içinde piyon olmayı kabul etmeyen kibri yeni bir oyunun şartlarını döktü.
Sabretmek... Ne verir sizce? Elinizde bir bomba ile beklemek... Ne yapar size?
Peri sükûnetinin altından yılanlar çıkarırcasına “Ayşe? Sizce onun oradan çıkma vakti gelmedi mi?” diye sordu.
Ağabeyi ve yaşlı kadın kafalarını hızla ona çevirirken bu konunun aniden önlerine gelmesine şaşırıp anlam vermemişlerdi. Herkesin kaçtığı mevzuyu Peri önlerine koymuştu.
Afallamış halinden kurtulan Zehra Hanım “Bu nereden çıktı?” diye sordu. Peri kartları açık oynamaktan bahseden kişiye karşı merhametli olup lafı dolandırmadan söyledi.
“Kemal Bey bana Ayşe'yi oradan çıkarabileceği söyledi.”
İkinci bir dalga şok üzerlerinden geçerken Can yerinde durmayıp ayağıya fırladı. Bozuk adımlarla kardeşine doğru gelirken Zehra Hanım “Ayşe’yi nereden biliyor?” diyerek daha fazla bilgi almak istedi.
Açığını bulmuş gibi yüzüne vuran Peri “Bilmiyorum... Galiba bu olayı düşündüğünüz kadar iyi gizleyemediğiniz.” deyip ayağa kalktı. Zehra Hanım onun aklının karıştığını hemen sezdi.
“Bunu sırf seni etki altında bırakmak için söylemiş. Ayşe doktor raporu olmadan oradan çıkarılamaz.”
Peri ismini bile söylemekten çekinip ora diye bahsettikleri yerde kardeşinin kaldığını onlara hatırlamak istiyordu.
Bunun için hiçbir şey yapmadıklarını yüzlerini vurmak ve bunun farkında olduğunu belirtmek istiyordu.
“Efendim, orası dediğiniz deliler hastahanesi ve benim kardeşim deli değil. Sizce doktor raporunun zaten çok önceden gelmesi gerekmez miydi?”
Zehra Hanım’a kalmadan olayı reddeden Can oldu. “Önceliğimiz konu bu değil. Konu; senin güvenliğin. Sırf bu nedenden dolayı aptallık edecek değiliz.”
Peri ayakta dikildiği yerden ikisinede bakıp kaba bir harekette bulunmadan kibarlığını koruyarak sordu.
“Peki bana bu konu için bir tarih verebilir misiniz? Ne zaman önceliğimiz bu olacak? Çünkü bir buçuk yıla yakındır beni oyladığınızı düşünüyorum.”
Zehra Hanım gözlerini kaçırıp Can’a baktı bu konuda hükum onda değil gibi gözüküyordu. Nadiren yaşanan Can’ın kardeşine kızması ilk kez bir başkasının yanında oldu.
Can kendini tutamayıp üçüncü kişi yanında kardeşinin ne hissedeceğini unutarak bir çocuk gibi azarladı.
“Ahmaklık etmeyeceksin! Sadece kendini düşüneceksin anladın mı? Güvende değilsin ve saçının teli için bile bir bahse tutuşamazsın. Ağabeyin olarak sana yapman gerekenleri söyleyeceğim ve bu meselede elimizden geldiğince dışta duracaksın. Onun için bir şey yapamayacak kadar küçüksün fakat ben kardeşimi koruyacak kadar büyüğüm. ”
Gözleri dolan Peri ağabeyin öfke dolu sözleri bitince yutkundu. Zehra Hanım’a dönüp “Yemeğe katılamayacağım çok afedersiniz.” diyerek başıyla selam verdi. Mazeretini bildirikten sonra odaya kapanmak için hızlı adımlarla salondan çıktı.
Ağlamamak için kendini zor tutarken yanağına düşen bir yaşın firarı affoldu. Aşağıya inen merdivenlere yöneldiğinde arkasından gelen sesle durdu.
“Sende ağlayınca, ne çirkin oluyorsun be!?”
Tanıdık sese şaşırmadan edemedi. Arkasını dönen Peri ile kardeşiyle konuşmak için salonda çıkan Can aynı anda onu gördüler. İkiside üzerlerinde pek hayret tutamayacak kadar hararetli bir sohbetten çıkmışlardı.
Bir şeylerin ters gittiğini anlayan Egemen onlar sormadan açıkladı. “Zehra nine İstanbul’a gelirken ona eşlik etmemi istedi. Gittiğim gibi geldim.”
Can arkadaşına yaklaşırken kararlı bir şekilde kardeşine bu konuda fikir değiştirmeyeceğini belirtirek baktı. Destek vermesi için Egemen’e “İyi yaptın şimdide bana eşlik et.” diye hemen kardeşini şikayetlenmeye başladı.
Egemen yolculuktan dolayı yılgınlık içinde “Yok valla bir daha yolculuğu bedenim kaldıramaz. İzmir’e inmemle geri uçağa binmem bir oldu zaten.” deyip reddetti.
Can yanlış anlaşılmayı düzeltip gözleriyle kardeşini işaret ederek kısık sesle konuştu.
“Bana ikna için eşlik et. Ayşe’yi çıkarmak istiyormuşta.”
Egemen hayretler içinde kendini tutamayıp “Ne!” diye bağırarak Peri’ye döndü. Onları anlayamadı Peri, neden herkes bunu bu kadar şaşırıp tepki veriyordu. Bunu yapmak için kendiler söz vermişti, şimdi Peri yapmak isteyince neden kızdıkları anlamadı.
Daha hiçbir şey ortada yoktu ama herkes verdikleri sözün yalan olduğunu hissetirir gibi davranıyordu.
Hiçbir zaman bu yapılmayacak gibi duruyordu. Ona sadace söz vermişlerdi. Tutmaya meyilli değil gibiydiler.


