Ellerini yorgana götürüp hafifçe üzerinden sıyırdığında birkaç saniyeliğine açabildiği gözleri tekrar kapandı. Nehir kenarından döndükten sonra yıkanmış, yemek yemiş ve dinlenmek üzere odasına çıkmıştı. Yıkanırken sıcak suyun tesiriyle gevşeyen kasları ve yorgunluğunun da etkisiyle serin yorganın altına girdiğinde uyuya kalmıştı. Saatler sonra yakınlarında duyduğu fısıltıyla gözlerini açmaya çabalasa da yapamadı uyku ağır geliyor bir türlü uyanıp etrafına bakamıyordu. Bir elin yüzüne dokunduğunu hissetmişti; sahibinin bir kadın olduğunu anladığı eller dua fısıltılarıyla yüzüne dokunuyordu. Tuhaftı. Rahatlamış hissediyordu ve hoş sesli bir kadın kulağına eğilip sevgi dolu bir ninni söylemeye başladığında mutluluk yüreğine dolmuş bilmediği bir dilde söylenen ninni gülümsemesini sağlamıştı. Nihayet gözlerini açtığında kimse yoktu; duvarda yanan kandil ve masasının üzerindeki mumun aydınlattığı odası her zamanki gibi sessizdi. Ayağa kalkıp üzerine aldığı ince örtüyle birlikte camının önündeki sedire oturdu. Orayı seviyordu çünkü hem cam kenarındaydı hem de gök yüzünü rahatça görmesini sağlıyordu. Güneşin doğuşunu ilk o sabah izledi. Kimseye anlatmasa da söyleyemese de öncelerine nazaran daha huzurluydu fakat hâlâ ne yapacağını bilmiyordu buna rağmen önceliği yaşamaktı. Düzgünce yaşamak istiyordu belki de bu ikinci bir şanstı onun için. Elini kalbinin üzerine koydu kendi kalbinin gümbürtüsünü hissediyordu ve gülümseyerek fısıldadı "yaşıyorum". O sabahtan sonra zaman daha bir hızlı geçti sanki. Zerrin yazı yazıp kitaplar okumaya başlamıştı. Başlarda okuyup yazabildiğine şaşırsa da artık alışmıştı ve asıl Zerrin'e içten içe teşekkür ediyordu. Bunun yanı sıra Gülizar ve küçük uşak Ayşe'den kendine dair birçok şey öğrenmişti. Günleri daha düzenli geçiyor abisi Yusuf ile vakit geçiriyordu sık sık. Lakin babası Mehmet Bey oldukça soğuktu nadiren Zerrin'in yanına uğruyor konuştukları ise gündelik muhabbetlerin dışına çıkmıyordu. Zerrin bunu dert etmemekle birlikte anlamaya çalışıyordu babasını bir gün aralarındaki tüm mesafeyi yok etmeyi kafasına koysa da bunu yapmak için acele etmiyordu. Saraydan geleli neredeyse bir ay olmuştu ve bazen Zerrin hâlâ orada bıraktıklarını hatırlıyor tebessüm ediyordu. Kendisine itiraf etmekten kaçınsa da aklı Şehzade Turgut'ta kalmıştı. Aralarında bir şey olamayacağını düşünüyor kendini aşağı görmekten de geri durmuyordu sık sık "koskoca Şehzade" diye aklından geçiriyor yüreğine eziyet ediyordu. Bu eziyeti biraz olsun dindiren olay bir akşam üzeri vuku buldu. Atının üzerinde nehir kenarından döndüğü vakit konak bahçesinin arka kapısının orada birisi adını seslendi. Sesin sahibini tanımadığından tedirgin olsa da hemen evinin dibinde olduğundan telaşlanmamıştı. Adamın gözlerinin yüzünü talan ettiğinin farkındaydı ve nedensiz bir hayal kırıklığı sezmişti. Adam kuşağından çıkardığı bir zarfı uzattığında anlamsızca baktı. Birkaç saniyenin ardından uzanıp almayı akıl ettiğinde karşısındaki adam kimseye duyurmamaya çalıştığından hafif bir ses tonuyla konuştu. "Zerrin Hatun, benim adım Leon; bu mektubu Ural Sarayı'ndan getirdim eğer cevap yazacak olursan yarın akşam yine bu saatlerde buralarda olacağım beni bulursun". Zerrin'in teşekkür etmesini bile beklemeden atına atlayıp gitti Leon. Genç kadın ise adamın arkasından bakakalmıştı kimsenin görmesini istemediği mektubu belindeki kalın kuşağa sakladıktan sonra Karaca'yı ahıra bırakıp doğrudan odasına çıktı. Normal şartlarda Ayşe'ye hamamda sıcak su hazırlamasını söyler yıkanmadan da sofraya oturmazdı bunun yerine kızla karşılaştığında yemek yemeyeceğini söylemiş odasına girdiğinde de kapıyı kilitlemişti. Belindeki kuşağı heyecanlı ellerle çıkardıktan sonra kağıdı alıp yatağının üzerine oturdu. Krem renkteki mum mührü söktükten sonra satırları okumaya başladı. Her okuduğu satırda yüzü daha da gülüyordu. "Hava bir hayli soğuk kış bir hayli yakın ve geceler olduğundan daha karanlık. İşittiğime göre Sayeh'te hava ılıkmış bahar henüz terk etmemiş seni. Yine de senin için diktirdiğim pelerini giy Zerrin Hatun, kadife tenine değen rüzgar aramızdaki yollar ve zamana rağmen yüreğimi titretir. Yazıktır ki uzanamam sana mani olamam incinmene. Altında oturduğun söğüt ağacı bile benden daha talihli olsa gerek zira sık sık seni görüyor ağlar gibi uzattığı dallarıyla, yapraklarıyla sarıyor çepeçevre; bu biçare zatım ise geçmişte her gece bir peri gibi konduğun tırabzana bakıp seni düşlüyor". Haftalar sonra Şehzade Turgut'un sesini duymuş gibi olmuştu. Öylesine hafiflemiş ve mutluydu ki kalbi ağzında atıyor sık sık elini kalbinin üzerine götürüyordu. Satırları defalarca okudu her okuyuşunda farklı bir kelimeye takılıp büyüleniyordu adeta. Gecenin geç saatlerine kadar cevap mahiyetinde bir şeyler karalamışsa da ne yazacağına ya da nasıl bir üslup kullanacağına ancak karar vermişti. Uyumak üzere yatağına girdiğinde güneş doğmuş tüm sıcaklığıyla odasında geziniyordu. Birkaç saat kadar uymuştu ki odasının kapısının tıklatılmasıyla açtı gözlerini ağabeyi Yusuf, odadan çıkmadığını duymuş ve kontrol etmek için gelmişti. Gece uyuyamadığını söylemiş üzerine hasta olmaması konusunda nasihatler duyduktan sonra yatağına geri dönmüştü. Öğleden sonra hafif bir şeyler yemiş ardından Ayşe'ye nereden mühür bulabileceğini sormuştu. Küçük kız bu sorunun üzerine aval aval bakmıştı zira okuyup yazmayı bile şartlardan ötürü zar zor öğrenmişken mühür kullanmak ya da nereden bulabileceğini bilmek saçmalıktı bunun üzerine soluğu ağabeyinin yanında aldı. Sorular sormuş meraklı kız kardeş rolünü iyi oynamıştı nihayet soracağı soru anlamlı hale gelmeyi başardığında aradığı cevabı almıştı. "Senin de kendi mührün var. Julia'ya mektup yazdığında üzerinde görmüştüm birkaç sefer; babamın çalıştığı dairededir muhtemelen". Yusuf, kardeşinin babasından çekindiğini bildiğinden kısa bir anlığına ortadan kaybolmuş babasının dairesinden alıp gelmişti mührü üstelik yanında mum da getirmişti. Mühründe Arap harfleriyle Zerrin yazılıydı ve ağabeyi ile bunun üzerine bir şeyler konuşup odasına döndü. Mumu eritip mührünü bastığında bile yüreği hızla çarpıyor daha o andan itibaren alacağı cevabı merak ediyordu. Akşam vakti ahıra inip bir süre Karaca ile ilgilendi gözü hemen yakınındaki bahçe kapısındaydı çok geçmeden Leon'u gördüğünde hızlı adımlarla adamın yanına yürüdü ve kağıdı uzattı dosdoğru. Leon kağıdı anında alıp kuşağına saklamıştı. Bakışlarını Zerrin'den kaçırıyordu; ki pazarda görüp konuşamadığı düşünüp durduğu kadına Sayeh'te rastlamış yanı sıra Şehzade Turgut'un özel emriyle yaptığı ulaklığın da bizzat o kadın için olduğunu anlamıştı. Bulunduğu durumun imkansızlığı kalbini kırmış hayal kırıklığına uğramıştı. Böylesine kalbini kıran bir durumun içinde bulunmak için nasıl bir günah işlediğini düşünürken Zerrin'in teşekkür etmesiyle kederinden sıyrıldı. Sesi çıkıp "mühim değil" diyebildiğinde doğrudan Zerrin'in gözlerine bakma gafletinde bulunmuştu. Söylemesi gerekeni söyleyip oradan ayrıldı "ayda bir buraya teftiş için gelirim; geldikçe ve Şehzade Turgut iletmem için mektup verdikçe getireceğim sana". Leon'un yaklaşık üç gün süren yolculuğunda düşünmek için bol fırsatı olmuştu. İçinden bazen mektubu parçalara ayırıp savurmak gelse de yapmamıştı. Her şeyden önce Şehzade Turgut onun için iyi bir arkadaştı; ikisinin de çocuklukları sarayın koridorlarında geçmişti yanı sıra Leon iyi bir yazardı ve Şehzade Turgut onu sık sık yanına çağırır yazdığı şiirleri gösterir bir nevi Leon'un onayını alırdı. Aslında Leon, Çapar ve Sungur'a göre daha sessiz sakin bir tipti kılıçta ya da ok atmakta usta değildi bunlara karşın kalemi güçlüydü bu nedenden olsa gerek farklı bir arkadaştı Şehzade için daha yumuşak huylu efendi bir çocuktu oldu olası. Leon'un yazdığı şiirler okuyanı ve dinleyeni hayran bırakırdı yanı sıra büyüklerinden dinlediği kıssadan hisseleri de yazıya geçirmeyi severdi bu yüzden Şehzade Turgut acemice yazdığı şiirleri Leon'a onaylatırdı gerçi son zamanlarda onu da çağırmaz olmuştu zira yazdığı şiirler daha bir gizliydi artık sadece yazılan kişinin okuması gerekiyordu ne de olsa. Sarayın sınırlarına girer girmez önce teftiş ettiği evrakları babasına teslim etmiş sonrasında Şehzade Turgut'u bulmak üzere sarayın bahçesine dolanmıştı. Çapar ve Sungur ile birlikte kılıç talimi yapıyordu Şehzade Turgut ve adam öylesine yorulmuştu ki alnından akan teri koluna silip olduğu yere oturdu. Leon'un geldiğini gördüğünde genç adamın yüzünü inceledi gözleriyle; mektubuna cevap almayı temenni ediyor Zerrin'in nezaketini de biliyordu ki kendi konumunun da farkındaydı en azından Şehzade kimliğine cevap vermeye tenezzül etmiş olmalıydı Zerrin. Leon, Turgut'u ve arkadaşlarını selamladıktan sonra ayak üstü havadan sudan konuştular. Teftiş ettiği bölgelerdeki aksaklıklardan bahsetti fakat konuşurken Şehzade Turgut'un yüzündeki beklentiyi de görüyordu. Mücadele edemeyeceği bir aşka tutulmuştu Leon ve kuşağındaki mektubu çıkarıp uzattı çaresiz. Normalde mektubu Şehzade Turgut'a yakın olsalar bile arkadaşlarının yanında vermezdi fakat öfkeliydi. Mektubu verdikten sonra dinlenmek üzere izin isteyip yanların ayrıldı. Turgut, Leon'un tavrını fark etmemişti bile mektubu kuşağına koydu esasında günün sonunda dairesine çekilmeyi dört gözle bekler olmuştu.
Bölüm 9
Mühür
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.