Gözünde canlanan havuz ve ayın yansımasından Gülizar'ın uykusunda sayıklamasıyla sıyrıldı hayalinden; karanlık sayılabilecek odasında birden ses olması irkilmesine neden olmuştu. Bütün gününü Gülizar ile birlikte geçirmiş olmaktan mutluydu; onun enerjisini sevmişti ve gerçekten asıl Zerrin'e dair birçok şey öğrenmişti mesela aktif olarak okuyup yazıyordu. Gülizar söylediğine göre daha önceki ziyaretlerinde birçok kez Zerrin'i bir şeyler yazarken görmüştü lakin ne yazdığından haberi yoktu ona hiç göstermemişti. Zerrin arkadaşlardan ziyade akrabalarının çocuklarıyla; çoğunlukla kuzenleriyle iyi anlaşıyordu. Yılın belli zamanlarında Yusuf, teyzesi Helena'nın evine yaptığı ziyaretten kuzeni Julia ile dönüyordu ve Julia birkaç ayını Zerrin'le birlikte geçiriyordu. Anladığı kadarıyla farklı dinlerden hatta farklı milletlerden olmalarına rağmen aralarında bir duvar yoktu aksine Zerrin henüz bunu bilmiyor olsa da Mehmet Bey, Helena'nı kocası Jovian ile iyi anlaşırdı. Jovian tüccardı ve değerli taşlar ve kumaşlarla ilgilenirdi çıktığı yolculuklarda Mehmet Bey ile de alışveriş yapmış baldızı Maria ile tanışmasına da o vesile olmuştu. Zerrin oturduğu sedirden kalkıp masasının ayağının altındaki döşemeyi kaldırdı ve kağıtlarını çıkardı. Masanın üzerindeki mumu da alıp tekrar oturduğu sedire döndü. Zerrin'in günlerinden birisini okumaya zihnen hazırlamıştı kendini. "Bugün rüzgarın esmediği güneşin ısıtmadığı bir gündü. Babam oymakla uğraştığı altın parçasını bırakmadı elinden öyle ki konaktan çıkıp gittiğimi duymadı hatta Karaca'nın nal seslerine bile aldırış etmedi. Bazen kaybolsam yokluğumu fark etmeyeceğini düşünüyorum. Çocukken hep ağabeyimle gittiğim çayıra artık tek başıma gidiyorum. Nehrin kenarındaki söğüt ağacının dalında oturuyorum uzun saatler o sırada Karaca sükut içerisinde bekliyor beni kâh nehrin kenarında dolanıyor kâh ayakta uyuyor. Alıştı, hem o da benim gibi seviyor söğüt ağacını. Rüzgarda koşturmayı pek bir hazzediyor ama gök gürültüsünden korkuyor sahibi gibi. Eve döndüğümde akşam olmak üzereydi konaktakiler odasına çekilmişti çoktan. Uşaklar da babamdan korktuklarından ortalıkta dolanmıyorlar hatta eskiye nazaran benim yanımda da gürültü etmiyorlar. Bir şey yaptığımdan değil ama benden çekiniyorlar zira bir defasında senin ve benim hakkımda konuştuklarını duyduğumdan beri daha ketumlar. Anne seni ben mi öldürdüm sahi? Sahiden o güzel yüzünü ben mi soldurdum?". Önceki gece okuduğu iki kağıtta kiminle konuştuğunu anlamamıştı ama artık biliyordu ki Zerrin, annesine yazıyordu başından beri. Çaresizliği, yalnızlığı zihnine ve kalbine kara bir bulut gibi çökerken anlam veremediği bazı şeyler vardı mesela babası Mehmet Bey yazılanın aksine samimi bir adamdı yanı sıra pek de yalnız kalmamıştı çünkü Yusuf gün içinde sanki iyi olduğunu denetlemek istercesine sık sık yanına uğramıştı. Bir şeyler değişmişti ve bunu anlamakta kararlıydı, okumaya devam etmedi kağıtları aldığı yere geri koyduktan sonra yatağına döndü. Gülizar hemen yanında yatıyordu ve kızın uyuyan yüzüne baktığında gülmeden edemedi öğleden sonra Yusuf getirmişti onu. Zerrin'in düşündüğü gibiydi Gülizar, Yusuf'tan hoşlanıyordu ve fazlasıyla utangaç bir tipti söylediğine göre Yusuf evlerine gelip durumu izah ettikten sonra bir süre beraber yürümüş muhabbet etmişlerdi gerçi Gülizar utancından kısa kısa cevaplar vermekle yetinse de Yusuf için hava hoştu çünkü yanındaki kadına bir ilgisi olmadığı gibi hiçbir şeyin de farkında değildi. Gülizar onun için sadece Zerrin'in arkadaşıydı. Genç kadın hiçbir şey hatırlamadığını sandığı arkadaşının odasına girdiğinde yüreği ağzında atıyor ve ateş basan yüzünü elleriyle serinletmeye çalışıyordu. Zerrin'e Yusuf'u bilerek gönderdiğini söylemiş kızmıştı ama belli etmese de kendisi de memnundu zira Yusuf'la konuşmak söyle dursun karşı karşıya gelme fırsatı bile nadir oluyordu. Gülümsemesi solup kendi yalnızlığına döndüğünde Zerrin içinden dualar etti karanlığa doğru, mumu söndürdüğünden odası karanlıktı gözleri karanlığa alışmış etrafını görebilir hâle gelmiş zaman geçip gitmişti lakin yine de uyku uğramamıştı zihnine. Düşünüp durmuş haliyle yorulmuştu. Bedeni ve zihni bitap düşmüş öyle uyuya kalmıştı. Saatler sonra Gülizar'ın dürtüklemesiyle uyandı; arkadaşının enerjik tavırları hoşuna gitse de uykudan uyandığında nasıl bu kadar enerjik olduğunu anlayamıyordu. Hızlıca üzerini giyinip ilk defa gördüğü en fazla 13-14 yaşlarında olan bir kız çocuğunun ibrikten akıttığı su ile elini yüzünü yıkamıştı. Kızın küçük eline yüzüne rağmen yaptığı işte tecrübeli olduğuna emindi. Uzattığı havlu ile yüzünü kurularken merakına engel olamayıp sordu "Bu ibriği her sabah sen mi getirirdin odama?" Kız evet anlamında başını salladı önce "Annem ve babam bu konakta çalışıyor. Babam birkaç yıl önce Mehmet Efendi ile konuştu iş tutmam için". Bir tepki vermeden baktı kızın suratına diğerlerinin aksine bu küçük kız doğrudan gözlerine bakıyor bakışlarını kaçırmıyordu. "Adın ne?". Sanki biraz önce dosdoğru gözlerine bakan o değilmiş gibi endişeyle yutkundu küçük çocuk "Ayşe adım". Zerrin çocuğun tuhaf bir endişeye kapıldığını hissetmiş gibi gülümsedi "Ayşe aşağıdakilere söyle kahvaltımı odama göndersinler". Ayşe odadan çıkar çıkmaz Gülizar "bu neydi şimdi?" der gibi bir bakış attı, Zerrin zoraki bir gülümseme takınmıştı yüzüne "bu konakta normal görünen tek çalışan o küçük çocuk hem sorduğumda bana bir şeyler anlatmaktan çekinmeyecek gibi duruyor". Gülizar, arkadaşının bu hamlesini akıllıca bulurken ne zamandan beri Zerrin'in bu denli bir şeylerin farkında olduğunu düşünmeden edemedi keza kaybolmadan önce çalışanlar onun yanında bile zırvalayacak olsa duymazlıktan gelirdi. O sabah keyifli bir kahvaltı ettiler bu sefer anlatma sırası Zerrin'e geçmişti zaten Gülizar da sürekli sorular soruyor anlatmaktan başka bir çare bırakmıyordu "Sarayda geçirdiğim günler başta zor olsa da sonraları alıştım. Valide Begüm Sultan'ın sayesinde arkadaş olduğum Afife bana yardımcı olmakla görevlendirilmişti. Birçok şeyi o bana öğretti hatta birlikte pazara bile gittiğimiz oldu". Gülizar, Zerrin yalnızlık çekmediği için mutlu olmuştu yanı sıra arkadaşının bazı şeyleri anlatmadığını da biliyordu çünkü bazen Zerrin öyle dalıp gidiyordu ki bir şeylerin ya da birisinin aklını meşgul ettiğinin farkındaydı. "Sadece Afife mi? Hadi ama Zerrin başka bir şeyler var değil mi?" Zerrin gülümseyebilmişti zira yakalanmıştı ve Gülizar bu fırsatı kaçırmadı "Şu haline bak yanakların elma gibi kızardı bir de benimle dalga geçiyordun; anlat işte meraktan öldüreceksin beni". Artık daha fazla içinde tutamayacaktı en azından birisiyle konuşmanın iyi geleceğini kabullenmişti. "Tek hasbihal ettiğim kişi Afife ya da Valide Begüm Sultan değildi Şehzade Turgut ile de birçok kez konuştum diğerleri gibi bana destek oldu hatta ağabeyimle bir araya gelmem onun çabalarının sayesinde bile diyebilirim". Zerrin'in gözlerindeki hüznün nedenini anlayabiliyordu yalnız bu merakını tek başına dindiremese de Gülizar daha merhametliydi onu utandırmamak için daha fazla kurcalamadı neler olduğunu ya da ne hissettiğini de anlamıştı zaten. Öğleden sonra evine döndü yine Yusuf eşlik etmişti fakat bu sefer sorular sormadı genç adam sadece Gülizar'ın evinin önüne geldiklerinde yardımı için teşekkür etmekle yetinmiş dönüş yolunda ise medreseden ve yaşadıkları küçük beldeden tanışıklıkları olan arkadaşlarının yanına uğramıştı. Konakta ise Zerrin düşünmekle bir yere varamayacağını anlamış olacak ki Turgut'un hediyesi pelerinini giyip konağın bahçesinden arka tarafa ahıra dolandı. Saraydaki gibi bir seyisle falan da karşılaşmamıştı; kendi işini kendi halledip atını hazırladı. Hayvan sanki bu anı bekliyormuş gibi hevesle geniş alan çıktığında kendi etrafında döndü yavaş adımlarla Zerrin atının bu haline gülerken üzerine yerleşti. Nereye gittiğini bilmiyordu konağın ön tarafına dolanmamış hemen bahçenin köşesinden sokağa açılan kapıdan çıkmıştı. Yalnız başına çıktığından tedirgin olsa da telaşlı değildi. Atının yolu bildiği belliydi; hayvan yavaş sayılmayacak adımlarla insanların arasından süzülüp giderken bazıları Zerrin'e baksa da genç kadın umursamamaya çalıştı. Sokağın, insanların sesi ve görüntüsünden uzaklaştığında asıl Zerrin'in bahsettiği yere geldiğinin farkındaydı zira nehrin kenarındaki büyük söğüt ağacını görmüştü. Ağacın yakınında atından indi; uzaktan gelen insan seslerinden yalnız olmadığının farkındaydı fakat bulunduğu yerde kimse yok sayılırdı. Yanında getirdiği elmayı kuşağından çıkarıp ağacın gölgesinin altına oturdu; dallardan adeta fışkıran yeşil yapraklar yere değiyor Zerrin'e yemyeşil bir çadırın içinde oturuyor gibi hissettiriyordu. Tatlı elmadan bir ısırık alıp dalların izin verdiği kadar nehri izlerken kafasını yukarı kaldırma ihtiyacı hissettiğinde dalların arasında sallanan kırmızı bir kumaş parçası gördü merakla ayağa kalktığında kumaşa dokundu. Yaşadığı belliydi güneş görmüştü, yağmur yemiş hatta fırtınalar tarafından hırpalanmıştı aklına gelen fikirle kıkırdayarak odasında bulduğu beyaz mendili çıkardı kuşağından ve kırmızı kumaş parçasının hemen yanına bağladı. O kumaşı kimin bağladığını ya da ne anlama geldiğini bilmiyordu sadece aynını yapmak istemişti. Tekrar oturduğunda Zerrin'in bu koca söğüt ağacının altında ne düşündüğünü merak etti. Birkaç adım atsa nehrin üzerindeki nilüferlere dokunabilir beyaz çiçekli yapraklarını hissedebilirdi. Sessizliğin tadını çıkarırken birkaç ufak çocuğun koşarak oynayışlarını izledi. Sağ tarafında ve uzaktaydılar çocuklar Zerrin'i fark etmemişti bile; genç kadın, çocukların uzun bir süre keyifle koşturup yeşil çimenlerin üzerinde yuvarlanarak oynayışlarını izledi. Dakikalar akıp giderken güneş kızıllığıyla gökyüzünü süslemiş çocuklar da gitmişti. Oturduğu yerden kalkıp eve dönmek üzere tekrar atına bindi ve geldiği vakte nazaran daha da boşalan sokaklardan geçip konağın arka kapısından bahçeye girdi. Atını ahıra bırakıp ön bahçeye dolandığında Yusuf'la karşılaştı. Ağabeyi de eve yeni dönüyordu ve kardeşinin dışarıdan geldiğini de fark etmişti "Neredeydin?". Zerrin söyleyeceği yalanı önceden planlamamış olsa da Yusuf'u kandırdığının farkındaydı fakat başka çaresi kalmamıştı tek yol göstericisi olan bir avuç kağıttı ve bir süre oradan öğrendikleriyle idare edecekti. "Nehir kenarına gittim. Sıkılmıştım ve birden bire aklıma gelince anılarımı hatırlayabilme fırsatını kaçırmak istemedim". Yusuf'un yüzünde tuhaf bir ifade belirdi ufacık bir anlığına fakat saniyeler içinde silinip gitmişti; uzanıp kardeşini kendine çekti ve uzun uzun sarıldı saçlarından öpünce yalan bir tiksinmeyle geri itti Zerrin'i "at gibi kokuyorsun" ağabeyinin haline gülerken bu sefer sarılmaya çalışan taraf kendisiydi Yusuf'u rahatsız etme düşüncesi keyifli gelmişti.
Bölüm 8
Söğüt Ağacı
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.