Gülizar'ın üzerindeki elbiseyi gözleriyle incelerken kızın salına salına yürümesine güldü. Bazen Gülizar derin derin iç çekip kendini sırt üstü Zerrin'in yatağına bıraktığında ikisi de gülmesine engel olamıyor kahkahaları koridora kadar varıyordu. Geçen hafta beğendikleri kumaşlardan dikilen elbiseler gelmiş kızlar da onları deniyordu. Sıdıka içeri girince ikisinin haline güldü ve elindeki tepsiyi sedirin üzerine bıraktı sıcak süt getirmişti. Kızlar camın önüne oturmuş sütlerini yudumlarken Gülizar birden perdenin arkasına saklanıverince Zerrin ne olduğunu anlamasa da camdan baktı merakla. Alexis ve Yusuf'u konuşurken görünce kendisi de Gülizar gibi saklandı. " hadi ben Yusuf'la göz göze gelmemek için saklandım sen neden saklanıyorsun". Zerrin başta yalan söylemeyi aklından geçirse de vazgeçti ve gözleriyle Alexis'i işaret etti "şu uğursuz yüzünden, bakışı bir tuhaf. Birkaç kez de yüz yüze geldik ama pek hazzetmedim ondan". Gülizar düşünceli baktı aklına gelen fikirle bir şeyi ortaya çıkardığının da farkındaydı "o söyledi evet, babana Alexis söyledi seni biriyle gülüşürken gördüğü yalanını!". Zerrin, o olabileceğini hiç düşünmemişti çünkü birincisi babası onunla pek muhatap olmuyordu ikincisiyse uzun zamandır onu konağın etrafında görmemişti. Kafasında bir sürü soru işaretiyle baktığından olsa gerek Gülizar mantıklı nedenler sıraladı, akıllı bir kızdı gerçekten "bu konakla bağlantısı olup ağabeyin ya da baban haricinde pazarda dolaşabilen tek kişi o hem bizzat kendisi söylemediyse bile birisine söyletmiştir elbet". Olabilirdi elbette ama hiçbir kanıtı olmadığı için bir şey yapamazdı "haklı olabilirsin ama bir delil de yok ortada şimdilik bekleyelim elbet kokusu çıkar". Gülizar onu kafasını sallayarak onaylarken dışarıyı izlemeye devam ettiler Yusuf'la Alexis de çoktan gitmişti. Birlikte akşam yemeği yedikten sonra Gülizar'a kalması için ısrar etmiş arkadaşı da onu kırmamıştı. Gecenin geç saatlerine kadar çene çaldıktan sonra nihayet uyumak üzere yatmışlardı zaten Sıdıka da çoktan uyumuştu. Uyku saatini geçirdiğinden midir nedir Zerrin'in gözüne uyku girmedi. Düşünüp durdu, tez vakitte Şehzade'den yeniden haber almayı diledi içten içe. Camdan içeri sızan ay ışığını izlerken bahçenin arka kapısının açıldığını duydu. Neredeyse sabah olmak üzere dahi olsa hava hâlâ zifiri karanlıktı ve evden birisinin bu saatte ne işi olabilirdi dışarıda anlam veremedi. Sessizce kalkıp koridora çıktı ağabeyinin de babasının da odasının kapısı kapalıydı. Çalışanlardan birisiyle karşılaşmak umuduyla aşağı indi, gözleri karanlığa alışmıştı. Evin dış kapıya doğru yürümüştü ki kilidinin kapalı olduğunu fark etti demek ki içerideki kimse dış kapıyı kullanmamıştı. Korkmuştu ama tuhaf bir şekilde merakla tereddüt etmeden mutfağa yöneldi ve yavaş adımlarla indi merdivenlerden. Tahmin ettiği gibi mutfaktan yan bahçeye açılan kapı aralıktı. Kapıya yaklaşıp birkaç adım ötesinde biten tezgaha yaslandı. İki kişinin konuştuğunu duyabiliyordu ama ne söylediklerini anlayamamıştı. Bir süre öylece dinlese de konuşanlardan birisi hararetlenip sesini yükselttiğinde dinledikleri anlaşılır bir hale gelmişti "çok ileri gidiyorsun sana bana bırak dedim elbet o haspa bir gün yine kendi başına çıkacak dışarı sana haber edeceğim, son seferinde sarayda açtı gözünü ama bu son bir daha bu konağa dönmeyecek". Kim olduğunu anlamıştı, mutfakta arkasından olur olmadık konuşan kadının her şeyden sorumlu olmasına şaşırmış duyduklarıyla dona kalmıştı. Neden bu kadar ileri gittiğine anlam veremedi, korku tüm bedenini sararken başı dönüyordu nihayet kadının karşısındaki adamın da sesini duydu netçe ama kim olduğunu bilmiyordu "Efendi bana çok kızdı hatunu elimden kaçırdığım için. Gülsüm Hatun halimi görmeliydin hele de o haspanın öldüğünü söylediğimde Efendi delirdi aklını kaybetti sanki beni öyle dövdü ki inan hâlâ ağrıyor her yanım hem de bir hiç uğruna hatun aylar sonra sapasağlam geldi". Kadının adamı teselli ettiğine emindi bir süre oynaşmalarını dinlerken gitmek üzere hareketlendiğinde tezgahın üzerinden bir şey düştü öyle hafif bir aydınlık vardı ki mutfakta düşen şeyin ne olduğunu bile anlamamıştı görünmekten korktuğu için tahıllarla dolu iri çuvalların arkasına saklanıverdi o sırada tezgahtan düşen şeyi de almıştı can havliyle. Hatunun korkuyla ve aceleyle içeri girip kapıyı kilitlediğini ve üzerindeki kıyafeti kapının alt kilidine taktırıp düşmesine rağmen hızlıca toparlanıp rüzgar gibi merdivenlerden çıkıp gittiğini dinledi. Bir süre daha bekleyip olduğu yerden çıktı sanki kaçan kendisiymiş gibi nefes nefese kalmıştı. Yere doğru baktı. Uzunca bir kumaş parçası kilidin üzerindeydi, kumaşı da alıp sessizce çıktı odasına. Yatağına uzandığında kalbi öyle hızlı atıyordu ki doğru düzgün nefes alamıyormuş gibi hissetti. Güneş doğup oda aydınlandığında dahi düşünmeyi bırakamamıştı. Sıdıka'nın erkenden uyanıp elini yüzünü yıkadığını gözleri kapalı dinledi. Çoktan uyanık olduğunu belli edip duyduklarını konuşacak gücü bulamamıştı kendinde. Gözleri kapalı uzandığından olsa gerek bir ara içi geçmiş hafif bir uykuya teslim olmuştu ki Gülizar'ın sesini duyduğunda uyandı. Kahvaltı hazırdı elini yüzünü yıkayıp üzerini giyindikten sonra Gülizar'ın yanına oturdu. Birlikte kahvaltı ediyorlardı ama Zerrin'in aklı karmakarışıktı. Artık zihninde tutamayacak gibi olduğunda elindeki çatalı bıraktı sofraya ardından derin bir nefes aldı, kızlar boş boş baktılar bu haline "Bakmayın öyle, geceden beri doğru düzgün uyumadım. Gece yürüme sesleri gelince aşağı indim bakmak için ama kimse yoktu ortalıkta sonra bir de mutfağa bakayım dedim geçen gün benim arkamdan konuşan hatun var ya adamın birisiyle mutfak kapısının dışında fısır fısır konuşuyor". Sıdıka'nın da Gülizar'ın da kaşları çatılmış pek de hayırlı haberler almayacaklarının farkına varmışlardı ve devam et dercesine baktılar Zerrin'in yüzüne. "Ne konuştuklarını başta anlamadım ama bir ara hiddetlendiler. Hatun benim elbet yalnız dışarı çıkacağımı adama beklemesini söyledi sonra adam da buna dert yandı beni öldüm sanıp ormanda bıraktıktan sonra efendi dediği kişi artık kimse onu fena dövmüş. Ben duyduklarımı sindirmeye çalışırken fingirdeşip durdular. Kahretmesin o ara elim ayağıma dolaştı bir şey düştü tezgahtan hatun yıldırım gibi çıktı adam da kayboldu gitti. Yalnız kadın nasıl korktuysa kıyafetinin eteğini kilide taktırıp düşmesine rağmen anında kalkıp kaçtı". O sırada masanın üzerindeki kağıtların arasına bıraktığı uzun kumaşı getirdi kızlara. İkisi de şaşkınlıktan ağzını açamamıştı başta ama sessizliği bozan Sıdıka oldu "Zerrin Hatun bu sefer ne olacaksa olsun Yusuf Bey'e söyleyelim. Bak bu senin yalnız başına altından kalkabileceğin bir mesele değil". Gülizar da ona hak verirken Zerrin olmaz anlamında salladı kafasını. "Önce bu hatunu biraz izlemek gerek dün geceki adam kimdi? Benden ne istiyorlar? Eğer Yusuf'a söylersek bu iş kadıya kadar gider böyle olsun duyulsun istemiyorum niyetim o hatunu sessizce bu evden göndermek". Sıdıka her ne kadar onu ikna etmek için dil dökse de bir işe yaramadı aksi gibi Gülizar da sessiz kalmıştı. O günü de beraber geçirdiler, çoğu zaman olduklarının aksine odada gülüşmeler duyulmuyor yaşanan olayın ardından sanki olacak kötü şeyleri bekliyor gibiydiler. Gülizar sessizlikten sıkılmış olacak ki ayağa kalkıp Zerrin'in karşısına dikildi. "O hatunu göndermenin yolunu buldum. Hata yapmasına izin vereceksin. Anında kapının önünde bulacak kendini". Zerrin, arkadaşının bu haline gülmeden edemedi "Sakin ol Gülizar. Bu benim de aklıma geldi lakin biliyorsun ki işin ucunda babam da kabahati bende bulabilir". Gülizar hiçbir şeyin farkında olmadan söyleyiverdi aklındakileri "Annenin kolyesi çalındığında baban sana kızmıştı yine öyle olabilir ama sonunda bu beladan kurtulmak var Zerrin". Genç kadın düşünceli baktı haklıydı aslında babası yine kızar bağırır çağırırdı belki ama en zararsız yol da buydu. "Tamam bunu yapalım ama nasıl?". Sıdıka kızların yanına oturdu "Çok basit. Biraz etrafında dolanacak aklını çeleceksin sonra aklını çelen şeyi çalmasını bekleyeceksin ama Zerrin Hatun onu görecek ve yaptığı şeye şahit tutabileceğimiz birisine ihtiyacımız var". Aklına gelen kişi gülümsemesine neden oldu, konağı avcunun içi gibi bilen üstelik dikkat çekmeyen tek bir kişi vardı. Akşama doğru Ayşe'yi yanına çağırdı ve hakkında konuşan hatunu belli etmeden izlemesini istedi. Küçük kız sadece "tamam" diyerek kabul etti. Ayşe'nin, Zerrin'e karşı sevginin yanı sıra sadakati de vardı küçük olmasına rağmen hizmet ettiği kişiye saygı duyuyordu. Hem işittiği ve gözlemlediğinden hareketle karar vermişti ki Zerrin Hatun başka ev sahibelerine benzemiyordu. Konakta çalışan hizmetçilere kötü davranmıyor hatta çoğu seferinde Ayşe'yi mutfakta ya da bahçede çalışırken görürse yanına çağırıyor ona okuma ve yazma alıştırmaları yaptırıyordu. Sanki konakta onun bir çocuk olduğunu fark eden tek kişi Zerrin'di. O gün öğleden sonra Sıdıka'nın hasta olduğu yalanını uydurdu bu yüzden Gülsüm Hatun'u hizmet etmesi için mutfaktan göndermelerini söyledi. Aslında Gülsüm hizmette kusur etmiyordu ama suratı asıktı halinden memnun olmadığı barizdi. Zerrin onun daha da üzerine gitmek için sürekli iş buyuruyor yaptığı işleri de açıkça kontrol ediyordu. İstediğini yapmış öfkesini daha da perçinlemişti. O sırada Gülizar sanki öylesine soruyormuş gibi bir tavırla konuştu Zerrin'e "geçen gün resmini çizip gösterdiğin bilezik var ya bitirdin mi onu?" genç kadın kafasını sallayarak onayladı başta "bitirdim sayılır birkaç yakutu hâlâ eksik ama emin ol yarım hâli bile benim dairemi satın alır". Gülizar arkadaşının konuşmasına güldü istemeden normalde arkadaşı asla yaptığı şeylerden bahsetmez övünmeyi de sevmezdi. Zerrin deneyebileceğini söyleyip bileziği sandığından çıkardı. Yemini önceden hazırlamış çoktan asıl yerinden getirmişti. Gülizar onu göstermelik bileğine takıp deniyorken Gülsüm Hatun da yanlarındaydı yerdeki sofrayı topluyordu ağır ağır kendince olan biteni izliyordu ve Gülizar'ın bileziği çıkarıp Zerrin' verdiğini gördü. Zerrin de ipek keseye koyup masasının üzerine bıraktı. Dalgınlıkla yapmış gibi davranmış çoktan Gülizar ile başka bir şey hakkında konuşmaya başlamışlardı. Akşamına Gülizar'ı bırakmak için Zerrin, Yusuf'a birlikte gitmelerini rica etti ve üç genç çıktılar. Bu bile Gülsüm'e hata yapması için verdikleri bir fırsattı üstelik Gülsüm bileziğin çalındığını fark etseler dahi kendini suçlayamayacaklarını yanı sıra önceki kolye olayından dolayı kimsenin Zerrin'i teselli edip bileziğin peşine düşmeyeceğini düşünüyordu zira onun gözünde ev sahibesi şımarık ve savurgan bir kadındı, dakikalar içerisinde bileziği yok etmişti. Attığı her adımda kurdukları planı düşünen Zerrin ise ağabeyiyle birlikte Gülizar'ı evine bırakıp döndükten sonra düşündüğü gibi olmuş bilezik kesesi çoktan ortadan kaybolmuştu. Aradan birkaç saat geçti yaygara koparmak için babasının odasına çekilmesini beklemişti. Nihayet vakit geldiğinde telaşla ağabeyinin odasının kapısını tıklattı.
Bölüm 27
Tuzak
Bölüm sonu
2 yorum
Hissediyorum Gülsüm Hatun daha büyük bir bela olarak geri dönecek jdjdjd
Hissediyorum Gülsüm Hatun daha büyük bir bela olarak geri dönecek jdjdjd