İçeriğe geç

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 20 · 9 dk okuma

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 20

19. Bizim Hikayemiz Başlıyor

19. BİZ ORTAĞIZ

Başımı eğip sımsıkı kollarından bedenimi ayırdığımda elleriyle çenemden tutup gözlerine bakmamı sağladı ve alnıma uzun bir öpücük bıraktı. Öyle heyecanlanmıştım ki kalbimin sesini duymasına az kalmıştı.

"Ben artık aşkına sahip çıkıyorum Zerda..." dedi şiir gibi bir sesle.

"Biliyorum... Artık bu garip aşkım ne öksüz ne de yetim. Bunu hissediyorum. Kalplerimiz elimizde atıyor, gözlerimiz aynı dili konuşuyor. Yıllarca bekledim izledim seni senin gözlerinin rengi bile değişti."

Alihan beni kendine çekip tekrar sarıldı. Bir yandan kokumu içine çekiyor bir yandan öpüyordu. Son bir nefes çekip "Huzuruum." dedi içten bir şekilde. Beni tekrar bırakıp "Hadi gidelim artık biraz nefes alalım sen de çok sıkılmışsındır günlerdir." dedi arabayı yeniden çalıştırırken. "Nereye gittiğimizi hala söylemedin."

"İlk önce Optimum'a (avm) gidip kendimize birkaç kıyafet ve yiyecek alalım."

"Hmm bir yerde kalacağız galiba."

"Evet güzelim..."

Arabayı alışveriş merkezinin otogarına bıraktıktan sonra yukarı çıkmıştık. Alihan elimden tutmuş beni bir mağazaya doğru götürüyordu. Alihan yanımda son derece modern kıyafetlerle film artisti gibi duruyordu. Herkes bu film artistinin yanındaki al yazmalı kıza bakıyordu. Üzerimde siyah bir etek, gri tişört ve füme bir ceket vardı, başımda ise ucu kelebek oyalı al bir yazma.

Herkes herkesi dış görünüşüne göre değerlendirdiği gibi bizi de çoktan puanlamaya almıştı genç kızlar. Kimisi hayran olmuş bir şekilde Alihan'a bakıyor kimisi ise sanki bir böcekmişim gibi iğrenircesine gözlerini suratıma ve kıyafetlerime dikiyordu.

Kimsenin "kişi kıyafetleriyle karşılanır kişiliği ile uğurlanır" sözünden haberi yoktu. Belki Alihan ve ben ayrı kişiliklerde ayrı dünyalarda iki insandık ama bizi dengeleyen aşk "teke" düşürüyordu. Aramızdaki farklılıkları ortadan kaldırıyordu Sevda...

Bu halde birkaç mağaza gezip alışverişimizi yapmıştık. Benim kıyafetlerimi Alihan, onun kıyafetlerini ben seçmiştim. Neyi gösterdiysem hiç birine itiraz etmiyordu. Gerçekten yumuşak başlı ayrıca fazlasıyla eğlenceliydi. Kahkahalarımı mağazanın ortasında elimi ağzıma bastırarak susturabilmiştim. Birbirimizi tanıma aşamamız çok güzel ve keyifli geçmişti.

Mutfak alışverişimizi de yapıp sıra aldıklarımızı arabaya taşımaya gelmişti. Alihan hepsini kucaklamış götürürken yolunu kestim.

"Hey hey dur hepsini sen götürmeyeceksin herhalde? Ver birazını ben taşıyayım. Hayat müşterektir dimi yani?"

Elinden bazılarını kurtarıp arabaya doğru ilerlerken Alihan hala arkamdaydı. Ve şaşkınlığını üzerinden atınca iki adımda bana ulaşıp konuşmaya başladı. "Hayat ne dedin sen?"

"Hayat müşterek dedim."

"O ne demek oluyor yani?" Bunu bilmiyor olamazsın Alihan! Içimden göz devirsem de onu bilgilendireceğim için sevindim tabi.

"Müşterek Arapçada eklem demek. Yani eklem nasıl iki kemiği birleştirip ikisinin görevine de ortaksa hayat da öyledir. Biz artık ortağız sırrımız bile var, değil mi?"

"Ya yemin ediyorum ayaklı sözlüksün bayılıyorum her şeyi bilmene." Hem kalbimi hem gururmu okşamaya devam ediyordu bu adam. "Her şeyi bilmiyorum tabi ki ama her şeyi bilmek isterdim."

"Ben de senin her şeyini öğrenmek, ezberlemek istiyorum." Beni utandıran yanaklarımı domatese çeviren bu sözleri yere bakıp tebessüm etmeme sebep olmuştu.

"Senin şu zeytin gözlerinin içi gülüyor ya benden mutlusu yoktur artık."

"Teşekkür ederim." dedim içten bir gülüşle.

"Asıl ben teşekkür ederim. Senden önceki hayatımı hiç yaşanmamış saydım."

Alihan'la ben mutluluğa koşar adımlarla ilerliyorduk. Ölümden doğan hayattı bizim hikayemiz. Farklıydı ama güzeldi.

…

Alışveriş merkezinden çıktıktan sonra Seyhan nehri manzaralı lüks villaların olduğu bir siteye gelmiştik. Sitenin girişindeki güvenlik görevlisi "Hoş geldiniz Alihan bey" deyip emniyet çubuğunu açmıştı. Ben biraz şaşırsam da üzerimden çabuk atmıştım bu aptal yüz ifadesini.

Dördüncü villanın önünde durup arabadan inmiştik. Poşetleri yüklenip cebinden çıkardığı anahtar ile triplextir diye tahmin ettiğim evin devasa kapısını açtı. Kapıdan içeri girdiğimizde karşıma küçük bir hol çıktı. Holden çıktığımızda bizi üç veya dört tane daha kapısı bulunan geniş bir hol karşıladı. Holün diğer kapısı ise mutfağa açılıyordu. Birkaç günlük deyip neredeyse üç ay için yaptığımız alışveriş poşetlerini mutfağa bıraktıktan sonra salona geri döndük.

Salonu incelemeye başladığımda duvarlar şampanya koltuklar ise krem ve kahverengindeydi. Büyük televizyonun arkası doğal taşlarla döşenmiş, köşedeki şömine ise ortama otantik bir hava katıyordu. Sevmiştim burayı, sıcak bir yuva tabirini doğruluyordu.

"Beğendin mi?" dedi arkadan belime sarılıp. "Beğenmek ne kelime bayıldım. Soğuk kış günleri bu şöminenin önünde oturup kitap okumak isterdim." dedim hayal kurar gibi. "Belki de dileğin gerçek olur." deyince tahmin ettiğim şeyin olmasını diledim. "Nasıl yani."

"Ömür boyu konakta kalacak değiliz ya. Arada kafam eser ‘Yürü Zerda gidiyoruz.’ derim. Bazen de sıklaşır gelmelerimiz..." içimdeki çocuk el çırıpıyordu adeta ama hemen sevinmek istemedim. "Hmm ama şu an pek mümkün değil galiba."

"Sanırım... Her şeyin bir zamanı var..." dediğinde iyi ki erken kutlama yamadım dedim içimden. "Hadi kıyafetleri de yukarı yerleştirelim sonra güzel bir yemek hazırlarız." dedim kafamdaki düşünceleri es geçip.

"Ne yemek yapsak ki?"

"Aldığımız malzemelere göre mantarlı kremalı tavuk sote, pirinç pilavı ve salata yapabiliriz." Bu yemekleri hem severdim hem de yapımı kolaydı. Başımla onaylayıp kıyafetlerimizin olduğu poşetleri alıp yukarı çıktık. Yatak odasına geldiğimizde beni diğer odamızdan farklı olmayan bir yatak odası karşıladı. Mobilyalar beyaz, duvarlar ve halı gri, yatak örtüsü ise maviydi. Alihan bu soğuk renkleri gerçekten çok seviyordu.

Giyinme odasına ve banyoya giden küçük holün duvarı boydan boya camla kaplıydı ve buradan verandaya çıkılıyordu. Elimizdeki poşetlerden kıyafetlerimizi çıkarıp dolaba yerleştirmiştik. İç çamaşırlarımı ise çekmeceye rastgele atmıştım Alihan fark etmeden.

Aşağı indiğimizde ellerimizi yıkayıp hemen işe koyulduk. Ona salata yapması için malzemeleri uzatmıştım. Benim abiler mutfağın yolunu bilmezken Alihan yemeklerle ilgilenmekten zevk alıyordu.

Alihan sebzeleri özenle yıkadıktan sonra mutfak barının önüne tabureyi koyup oturmuştu. Kesme tahtasına da malzemeleri koyup ciddi bir şekilde doğruyordu.

Dudağını büzmüş, işine odaklanmış hali çok tatlı görünmüştü gözüme ve kendimi tutamayıp yanağını öpüvermiştim. Galiba yürek yemiştim. Tam kendimi geri çekecekken beni tutup dudaklarıma yapışmıştı. Donup kalsam da hareket eden tek yerim kocaman açtığım gözlerimdi.

"Sen öyle yaparsan ben de böyle yaparım." dedi sesini alçaltıp. Bu ses tonu içimi kıpır kıpır etmişti.

"Ben şey... Öyle tatlı tatlı doğrayınca..." Dilim dilime dolanmıştı adeta.

"Tatlı mı?"

"Evet. Tatlı ve ciddi."

"Sana ayak uydurmaya çalışıyorum."

"Hmm iyi o zaman devam et böyle."

"Tatlılığıma mı devam edeyim yani?”

" Evet... Yani... Hayır ciddi olmaya devam et. Güzel yapıyorsun işini." Nefesimi tuttuğumu yeni fark ediyordum. Beni iyice sıkıştırmıştı. Adeta zevk alıyordu bu halimden.

"Tamam canıım yaparım o dediğini ben."

Alihan beni ikinci kez öpmüştü ve ben utanmaktan bu duygunun nasıl bir şey olduğunu yaşayamıyordum. O ise biraz daha cesaretleniyordu. Boşuna çapkın bakışlı Alihan demiyordum ben!

Soteyi pişirmeye başladıktan sonra salata ve pilavı da halledip salondaki masayı hazırlamaya başladım. Alihan da televizyonun başına geçmiş bir futbol kanalı açıp maç yorumlarını izliyordu. Mutfaktan iki kişilik yemeğimizi salona taşıdıktan sonra "Sofra hazııır.” deyip Alihan’ı dalıp gittiği futbol maçından ayırdım.

Bismillah diyerek yemeğe başlamıştık. İki kişi olmak ne kadar huzur vericiydi. Baş başa ilk yemeğimizi yiyorduk. Bir kaç gün yalnız kalmak ikimize de iyi gelecekti.

"Yemekler harika olmuş ellerine sağlık canım."

Onun bu kibarlığını görmezden gelemeyecektim. "Salata da çok güzel olmuş sadece onu bile yiyebilirim yani.” deyip surat ifadesini inceledim. Gülümsyordu. “Senin de ellerine sağlık. Adam karısına yardım etmeli ki paylaşım olsun demi?" dedim mantarı ağzıma atarken. Öyle bir şey söylemişti ki yemeği çiğnemeyi bırakmış öylece dalmış gitmiştim.

"Tüm güzelliğiyle nam salan güzeller güzeli bir güle bile zarar veremezken neden senin gibi narin bir çiçek koparılır ki? Şimdi sen benim eşimsin, helalimsin, evimin neşesisin. Bırak sana eziyet etmeyi senin kılına zarar gelse dünyayı yakarım!"

Alihan’ın ağzından bal damlıyordu bal. Hüzünlenmeyi bırakıp bu güzel sözlerin hakkını vermeye çalıştım.

"Herkes birini bulur ama birbirini bulamaz diye bir söz var ya hani Alihan. Sen beni, ben seni bulmuşum. Az önce "Eşimsin" dedin, ben bunu hep düşünürdüm: Kur'an'da ‘Allah'ın eşi ve benzeri yok nasıl çocuğu olsun.’ yazıyor. Eş aslında benzerlik, denklik demek. Allah'ın eşi benzeri yok; Rabb'in yok, kulun yani Abd'ın var. Sen benim eşimsin, benzerimsin, ancak birbirine denk olan eşler mutluluğa kavuşur Alihan.”

Beni dikkatle sözümü kesmeden dinlemişti. "Seni seviyorum Zerdali Çiçeğim, sen ruhumun kalbimin sevgilisisin. Benim sevgilimsin."

Ne kadar da içten ne kadar da sevgi doluydu. "Senin merhametin bitmemiş Alihan. Kalbindeki vicdan seni aşka çağırıyor. Vicdanı olmayan biri sevemez. İki eş arasında muhabbet (sevda) varsa aşkı da büyürmüş. Bizim muhabbetimiz, sevdamız daim olsun."

"İnşallah gözüm inşallah."

Alihan'ı sevmek pişmanlık değildi. Vicdanı kendini yiyip bitiriyordu görebiliyordum. O cani herifin kardeşi olmadığını ispatlamaya; o gecenin esrarından kaçmaya, kurtulmaya çalışıyordu. Ona yardım eli uzatmak hem ona hem de bana şifaydı.

…

Birlikte sofrayı kaldırıp bulaşıkları makineye dizmiştik. Mutfaktaki işlerimizi hallettikten sonra salona döndük. Televizyonda güzel bir aşk filmi vardı. Ben koltuğa oturmuş Alihan ise başını dizlerime koyup uzanmıştı. Bir süre ellerimi nereye koyacağımı şaşırmıştım sonra o çok yapmak istediğim şeyi yapıp onun yumuşacık dokunulası kumral saçlarını karıştırmaya başladım. Ben yüzünü, saçlarını okşarken o bir yandan ellerimi öpüyordu. Ben dizlerimde yatan en güzel filmi izlerken Alihan uyuyakalmıştı. Bir an kararsız kalsam da uyandırmamın iyi olacağını düşündüm.

"Alihan... Alihan kalk hadi yatak odasına yat ben de kendime misafir odasının birini hazırlayayım."

Uyanmayacağını anlayınca dizimdeki başını koltuğa yavaşça koyup kalkacaktım ki Alihan bileğimden tutmuş uyku mahmuru gözleriyle suratıma bakıyordu.

"Gitme... Başka bir yerde de yatma. Yatak odasında, bizim kendi odamızda beraber uyuyalım. Lütfen Zerda."

"Ama..."

"Lütfen..."

"Ta…tamam olur beraber uyuruz."

Merdivenlerden Alihan'ın bana bıraktığı ağırlıkla çıkmaya çalışıyordum. Şu an tam bir çocuktu uykulu ve yakışıklı bir çocuk.

"Sen bana uyku hapı gibi geliyorsun mest oluyorum kokunla." deyip sarıldı. Bir süre öylece ayakta dikildik. Ama o kadar ağırdı ki bedenini taşıyacak gücüm kalmamıştı. Yatağa yatmasını söyleyip pijamalarım ve iç çamaşırlarımla banyoya girmiştim. Kısa bir duş alıp kurulandıktan sonra giyinip dişlerimi fırçaladım. Banyodan çıktığımda ben onun uyumuş olduğunu zannederken Alihan bordo pijamalarını giymiş yatakta cin gibi beni bekliyordu.

"Uyumadın mı sen daha?" dedim bir yandan havluyla saçlarımı kuruluyordum.

"Tabi ki uyumadım. Yarım saattir senin çıkmanı bekliyorum. Seninle ilk defa uyuyacağım daha doğrusu ikinci ama bu sefer hatırlamak istiyorum uykuya dalma anını."

"Neden ki?" Merak ettiği şey gerçekten tuhaftı.

"Bu benim için önemli ilk defa biriyle uyuyacağım."

"Ö-öyle mi?" Şaşırmıştım. Benim olduğu gibi onun da ilk deneyimi olacağı bir hayli şaşırtmıştı beni.

"Öyle tabi. Sen ne sanmıştın, her gün başka birinin koynunda uyandığımı mı?"

"Ne bileyim belki Dilek'le..." Bunu ne kadar tereddüt ederek söylesem de çıkmıştı ağzımdan bir kere. Alihan’ın inkar etmesini nefesimi tutup bekledim. "Saçmalama Zerda." deyince derin bir oh çektim. Tabi içimden…

"Erkekler sevdiği kadınla uyumak ister, şimdi gel yanıma."

"Sevdiğin kadın ben oluyorum galiba.” Alt dudağını dişleri arasına alıp hınzırca yukarı aşağı salladı. “G-geliyorum..."

İnsan sevdiği ile uyumak ister… Ama sevdiği ile uyuyamayan binlerce, milyonlarca kişi vardı. İnsanın sevdiği ile uyumasının büyük bir nimet olduğunu şimdi anlıyordum. Alihan'ın o sert ama içi yumuşacık olan göğsüne başımı yaslamıştım o da beni iyice sinesine çekmişti. Ne kadar da güzeldi, yar kucağı...

"Alihan biliyor musun insanın sevdiği ile uyuması nimetmiş." dedim düşüncelerimi içimde tutamayarak. Ve günün son darbesi de kalbime indi: "Zerda, yarını bekle, insanın sevdiği ile uyanması daha büyük bir nimet..."

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

21. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

1 yorum