Herkese merhaba. 😘🌸
İlk romanım Zerdali Çiçeği tekrar baskıya Ulysses Yayınlarından girecek. Yakın zamanda buradan bölümleri kaldıracağım. Zerdali Çiçeği ile birlikte Yılan Hikayesi (roman), Dori And Alex (İngilizce hikayeler) çıkacak. Yeni Yılda 4 kitabım sizlerle olacak. Keyifli okumalar dilerim canlarım. Instagram hesabım: @ranateacherinkitaplari
bana Çizgi Studio’dan geldik derseniz instagramda birbirimizi takip eder sohbet ederiz. Yakında kitabımın whatsapp grubunu açacağım herkesi oraya beklerim .
1.YENİ GELİN
Güneş yine en tepede, bize en sıcak yüzünü gösteriyordu. Meşhur Adana'nın hiçbir yerde bulunmayan meşhur Çukurova sıcağı... Kuru topraklar, kuru ağaçlar, kurumuş eller, aksine boncuk boncuk terleyen yüzler... Yaz başını uzattı mı kapıdan bir damla su için nelerimizi vermezdik, yaz yağmuru uğramazdı bu topraklara zira... Yağsa, yağsa da topraklara can katsa, içimizdeki kor yangınları söndürse...
Tarlada saatlerdir ot dövüyordum. Bulunmak istediğim en son yer bile değildi burası. Ve yorgunluktan parmak uçlarımı hissedemez olduğum bir günün sonunda, zorla başladığım işi güneşin altında bin bir zorlukla bitirip evin yolunu tutmuştum düşünceler içinde.
Liseyi bitireli iki yıl oluyordu. Çukurova Üniversitesi İngilizce Öğretmenliğini kazansam da göndermedi sevgili(!) ailem. Liseyi bitirir bitirmez üniversiteye başlayamadım evet ama dondurmayı başarmıştım. Bir umut işte... Babamlar “Kız kısmı okumaz, okuyup da ne olacak, lise bile fazla sana.” gibi klişe sözlerle konuyu kestirip atıllar. Sırf tarlada köle olayım, ırgat gibi çalışayım üstelik her gün abilerimden, babamdan dayak yiyeyim diye geleceğimi söndürmek istediler...
Türkiye’de okumak isteyip de okutulmayan binlerce kızın arasında ben kim miyim?
Ben Zerda... Yirmi yaşındayım. Bu toprakların talihsiz kızlarından sadece biriyim... Evin tek kızı çok çile çekeniyim. İki abim var, ikisi de hiçbir işe yaramaz. Hergün babamla ben giderim tarlaya, bunlar da kahvede sabahtan akşama kadar ya okey oynarlar ya da batak. Babam onları okutmak için çok çabaladı. Babadan torpilliydi bu ikisi. Büyük abim İbrahim ortaokulu bitirebilsin diye babam hocalara dil döker soru satın alırdı. Bense tam tersi… Hergün okula giderken arkamdan söylenirdi, hergün yeni bir bahane arardı okula gödermemek için. Kör cahilliği sadece banaydı…
Her zaman şunu düşünürüm; bir insanın cahil olduğunu göğsünü gere gere, elini kolunu sallaya sallaya gezmesinden anlarım. Mahallenin muhtarı gibi, küçük dağları ben yarattım havasında oluyor genellikle bu tipler. Okumakla hiçbir alakası yok kibrin, böbürlenmenin. Profesör de olsan kibirliysen cahilsindir. Benim babam da abilerim de böyle insanlardı işte. Güçsüzü ezince omuzlarını bir o kadar daha geriyorlar; güven duydukları, muhtaç oldukları tesbihlerini bir o kadar daha hızlı sallıyorlar.
Yine bir sabah ezan sesiyle uyanmıştım. Her gün Allah tarafından uyandırılıyordum sanırım, çünkü saat kurmama gerek bile kalmıyordu. Abdestimi alıp huzur bulduğum tek anda namazımı kıldım ve saatlerce dua edip ağladım.
"Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete ram ol, yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol."* demiş şair. Anlamı o kadar etkilemişti ki bu cümleyi ilk duyduğumda beynime mıh gibi kazınmıştı: Allah'a güven, çalış, gayret et takdirine rıza göster benim bildiğim yol budur başka bir doğru yol bilmiyorum.
Bu evden de bu cani insanların arasından da sadece Rabb'ime sığınarak kurtuluyordum.
Sabah namazından sonra uyuyamamıştım ve müstakil evimizin kapısını süpürmeye başladım. Başımı kaldırıp baktığımda balkonda annemin de namaz kıldığını, dua ettiğini gördüm. Annem... İçi yanıp kavrulan ama elinden bir şey gelmeyen annem... Bu topraklarda düzen böyleydi işte. Kadınlar Yaradanlarına yalvarır, erkekler de kahve köşelerinde unuturdu imanını, Allah'ını.
Saatler ilerleyince kahvaltıyı hazırlamam gerektiğini düşünüp mutfağa girdim ardından birisi dış kapıya sert ve hızlı hızlı yumruklarını indiriyordu. Yerimden sıçramamla şaşkınlığımın surat ifademe yayılması bir oldu. Kemal'in -küçük abimin- elini tuttuğu kızı gördüğümde küçük dilimi yutacaktım. Birden evde abimin gür sesi yankılandı: Tanıştırayım Yeni Gelininiz Aysun!!!
*Sözü geçen cümle milli şair Mehmet Akif Ersoy’a aittir.





