İçeriğe geç

Zemheri Terfisi

Bölüm 8 · 6 dk okuma

Zemheri Terfisi

Bölüm 8

Bölüm 7

Işıkların gitmesiyle sertçe yutkundum.

“Kaan” dedim sesimin titremesine engel olamayarak. “Senin işinse bu hiç hoş değil.”

Röportajı yapamayayım ya da insanları bekleterek kötü bir imaj çizmem için yapmıyorsa bir şey bilmiyorum demektir.

“Lara, benim işim olsa yanında olamam.”

“Seninle kavga etmek istemiyorum açtır şu asansörü.”

Herhangi bir şey demek istemiyordum şuan çünkü bacaklarım titremeye avuç içlerim titremeye başlamıştı. Hem karanlıkta hem de kapalı alanda olduğumuzdan.

“Ben çok meraklıyım sank,” telefonunun flaşını açıp cümlesine devam etti. “seninle kavga etmeye.”

‘Meraklı değil misin?’ diye sorardım da içinde bulunduğum ruh hali ve korku bunun sırası değil diyordu.

O yüzden sadece, “Telefonum yukarıda kaldı. Açtır şu kapıyı Kaan.” Demekle yetindim.

“Emiriniz olur Lara Hanım” deyip telefonun ışığını kapattı. Artık asansörü sadece ekran ışığı aydınlatıyordu.

Benim dediğimi yapma kararı almıştı Kaan.

Sırtımı arkamda duran asansör duvarına yaslayarak derin bir nefes aldım.

Sakin ol Lara. Küçük bir asansör değil. Gayet geniş bir asansördesin. Sakin ol kızım.

“Lara, sen iyi misin?”

Yeniden flaşı açarak ışığı bana doğrulttuğunda, “Geliyorlar mı?” diye sordum sesimin titremesine engel olmayarak.

Bu arada, Kaan’ın telefonla konuştuğunu duymamıştım ancak duymayışımı korkuma verdim. O sırada kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum ne de olsa.

“Mesaj attım babama, o söyler yetkililere.”

Başımı olumlu anlamda sallayarak yere çöktüm. Bacaklarım beni taşıyamıyordu. Alnımdan boncuk boncuk terler akmaya başlamıştı.

Kaan yanıma gelip dizlerinin üstüne çöktü. “Sen, iyi değilsin.”

Derin bir nefes alıp verdim. “İyiyim” demeye çalıştım ancak sesim çıkmamıştım. Göğsüm daralmaya başlamıştı.

Çenemden tutarak yüzümü yüzüne çevirdi. “Bana bak, kapalı alan mı karanlık mı hangisinden korkuyorsun?”

Hangisinden korktuğumu tabi ki anlamıştı ama emin olmak istercesine sormuştu bu soruyu.

“Kapalı alan.” Dedim.

Yeniden derin bir nefes almaya çalıştım. Ciğerlerime nefes gitmiyor gibi hissediyordum.

Kaan, bedenini yanımda ki boşluğa bırakarak beni kucağına çekti. Buna engel olmaya çalışmamıştım…..nefes aldığımı hissetmek istiyordum, sadece.

Kafamı, göğsüne yasladı. “Burada tek değilsin, sana bir şey olmayacak.”

“Ölmeyeceğiz, dimi?”

Sorduğum soruyla saçlarımı okşamaya başladı, bu sırada bana cevap vermişti. “Tabi ki, hayır. Ölmek için çok genciz.” Birkaç saniye saçımı okşayıp daha sonrasında yeniden konuşmaya başladı. “Biliyor musun bende köpekten çok korkardım. Bir keresinde kız kardeşimle yürürken kız kardeşimi köpeğin önüne atmışlığım var.”

İstemsizce güldüm. “Tam olarak benim abimin yapacağı bir şey, tanışsanız iyi anlaşırmışsınız.”

Gerçekten de abimin yapacağı bir şeydi. Benim için dünyayı yakardı ama ufak tefek şeylerde de beni ateşe atardı.

“Abin bence benimle anlaşamaz.”

Kaşlarımı çattım. “Neden ki?”

Birde ilk defa insan gibi tartışmadan sohbet ediyorduk, umarım bilincimin yarı kapalı olmasından dolayı rüya görmüyorumdur.

Birde olduğum konum çok saçmaydı ancak şuan nefes alabildiğim için yerimden kıpırdamıyordum. Bunun dalgasını bir hayli geçeceğini bilsem de nefes almak iyiydi o yüzden sonrasını sonra düşünmek ve şuan olduğum yerde kalmak istiyordum.

“Seninle uğraştığımı öğrenirse beni döver çünkü.”

“Onu nereden anladın?”

“Benziyorsunuz dedin, biri benim kız kardeşimle böyle uğraşsa pompalı tüfekle bütün New York boyunca kovalarım onu.”

Kıkırdadım. Haklıydı.

Öğrense, abimde Kaan’ı pompalı tüfekle bütün New York boyunca kovalardı.

“Kaan, artık benimle uğraşmasan olur mu?”

Kaan sorduğum soruya cevap verecek miydi bilmiyorum ancak şuan cevap veremedi çünkü önce “Kaan” diyerek ses tonu yumuşak olan Sabrina bizi görür görmez “aman tanrım neler oluyor?” diye şok ses tonuyla bir tık sesi yükselmişti.

Bu da asansörden kurtulduğumuza işaretti.

El verdiğince hızlı bir şekilde Kaan’ın kucağından kalkıp sabrımı sınayan ikiliye bakmadan asansörden çıktım.

Kaç dakikalık bir kaybımız vardı bilmiyordum o yüzden hızlanmalıydım. Cengiz Bey çok oyalayamazdı. Bekleten yönetici olmak, en nefret ettiğim şeydi.

Tasarımcımızın yanına vardığımda, “Bilgi geldi mi acaba size? Yeni koleksiyondan bir parça giyeceğim.” Dedim.

Tasarımcımız Vivian Lockhart beni başıyla onayladı. “Cengiz bey bilgisini verdi Lara hanım. Sizin gibi bir güzelliğin üstünde görüneceği için çok mutluyum.”

Vivian Lockhart. Havalı ve tam olarak moda tasarımcı ismiydi.

Vivian’la beraber yeni koleksiyonun olduğu odaya girdiğimizde bana son dönemde hiçbir markanın benzerini yapmadığı bir elbise gösterdi.

Bu arada bir haftadır işlerin daha çok alışma ve öğrenme aşamasında olduğum için koleksiyonu inceleyememiştim ama keşke inceleseymişim, çok ama çok iyiydi.

Elbise bebek mavisiydi. Üst kısmı kalp şeklindeydi, bele kadar oturan belden dize kadar da kabarık gelen etek kısmı vardı. Tarifi basitti belki ama görünüşü giyen tüm kadınları prenses gibi hissettirecek bir elbiseydi.

“Bu çok güzel Vivian Hanım, bayıldım.”

“Ben tasarladım, star parçam olmasa da en beğendiğim ilk üç parçadan biri. Hadi hemen giyinin daha fazla bekletmeyelim yukarıyı.”

Odada bulunun kabine geçerek hızlıca elbiseyi giyindim ancak ayakkabılar hiç olmamıştı. Kabinden çıkarak, “Vivian hanım, ayakkabılar?” dediğimde arkası bana dönük olan Vivian bana döndü ve gözleri kocaman açıldı.

İlk önce elbiseye bir şey yaptım zannettim ancak, “Tanrım çok güzel oldunuz.” demesiyle yüzümün kızardığını hissettim.

“Demeyin öyle demeyin.” Dedim.

Vivian hızlıca ayağıma ince topuklu beyaz bir ayakkabı verdi. Şuan bir partiye katılabilirdim. Kimse yadırgamazdı.

Aynanın karşısına geçmeden hızlıca yukarı çıktım. Hem kendime bakma vaktim yoktu hem de Vivian Hanım çok güzelsin dediğin için bakmak istememiştim. Ona güvenmiştim.

Asansörü kullanmak yerine merdivenlerle çıktım. Hoş kullanamamıştım çünkü bakımdaydı.

Hızlı adımlarla röportajın yapılacağı odanın önüne gelip kapıyı iki kere tıkladım ve bir adım atarak içeri girdim.

Cengiz bey beni ilk fark eden kişi oldu. “Ah, Lara Beliz Hanımda geldi.”

Gülümseyerek röportajı yapacak kişilerin yanına ilerlediğim sırada üstümde hissettiğim bir çift bakışla istemsizce kısa bir an o bakışların sahibine baktım. Kaan Mert Vardarlı büyük bir dikkatle bana bakıyordu.

Normal bir bakma değildi, rahatsız edici bir bakışta değildi…..hayır, nefret dolu bir bakışta atmıyordu. Garip ama hayranlık dolu gözlerle bakıyordu. Asansörde ki yakınlaşmamızdan sonra yumuşamış mıydı? Bilmiyorum. Ve bunu düşünmeye de vaktim şuan için yoktu.

“Kusura bakmayın, beklettim.” Dedim elini bana uzatmış olan genç hanımefendiye dönerek.

“Bu güzellik için saatlerce beklesek yeridir, Lara Hanım.”

Hanımefendi yerine yanında ki beyefendi konuştuğunda kibarca ona döndüm. “Teşekkür ederim.” diyerek onunda elini sıktım.

Adam elimi tutup nazikçe bir buse kondurduğunda birinin boğazını yalandan temizlediğini duydum ardından omuzlarımdan geriye doğru çekildim.

“Röportaja geçsek, ne dersiniz Harry bey?”

Kaşlarımı çatmamaya özen göstererek Kaan’a döndüm, adam da kamerayı ayarlamaya geçmişti. Kameramanmış demek ki.

“Ne yaptın sen şimdi?” dedim kısık ve Türkçe bir şekilde.

“Yarım saat seni bekledik, sıkıldım. Birde adamın biriyle flörtleşmeni izlemek istemedim.”

“Kimseyle flörtleştiğim yok.”

Kaan’ın cevap vermesine izin vermeden yanından geçip Cengiz Bey’in olduğu tarafa yöneldim.

Şu röportaj sorunsuz geçsin allahım, ne olur.

Röportajı sorunsuz bir şekilde atlattığımı düşündüğüm dakikaya girdiğim sırada, gazeteci kadının, “Son olarak Lara hanım, Kaan Mert Vardarlı ile çalışmak nasıl?” diye sormasıyla anlık olarak afalladım ancak bunu neyse ki kimse fark etmemişti…..hemen kendimi toparlamayı başarmıştım.

Yüzümde ki gülümsemeyi silmeden, “Çok eğlenceli” deyip kısa bir an Kaan’a baktım sonra yeniden kadına döndüm. “O bana çok destek oluyor, alışmam için elinden ne geliyorsa yaptı….desteğini her zaman hissediyorum.”

Cümlemi bitirdiğimde yeniden Kaan’a baktım. Gözlerinden kısa bir anlık da olsa ‘özür dilerim’ adlı temanın geçtiğini gördüm. Ya da sadece görmek istedim, bilmiyorum.

“Pekâlâ, bu güzel röportaj için size çok teşekkür ederiz Lara Hanım. Şimdi dilerseniz sizi bu güzel elbise ile çekelim.”

Başımı olumlu anlamda salladım.

Birkaç poz fotoğraf çekildikten dakikalar sonra odada çekirdek ekip kalmıştık. Fotoğraf çekimi yapılırken gelen Caleb’da vardı bu çekirdek ekibin içerisinde.

“Lara, harikaydın.”

Cengiz Bey elinde ki beyaz şarabı kaldırarak beni tebrik ettiğinde bende hafifçe kadehimi kaldırıp, “Teşekkür ederim Cengiz bey” dedim.

“Normal bir röportajdı, abartılacak bir şey yok aslında.”

Sabrina sesinde ki nefreti saklamadan kurduğum cümleye tepkisiz kaldım. Ne diyebilirdim ki.

Caleb, “Ben yetişemedim, çok heyecanlandın mı?” dediğinde Kaan benim cevap vermeme izin vermedi.

“Heyecandan gazetecinin üstüne kustu Caleb, rezil olduk.”

Gözlerimi bıkkınlıkla doldurdum, o ise çocuk gibi omuz silkip şarabından bir yudum aldı.

Bende ona bakmayı keserek yanımda ki Caleb’a döndüm. “Başıma neler geldi bir bilsen Caleb.”

“Dedikodu mu var?”

“Sen yanımda değilken başıma çok şey geldi”

“Farkındayım, bu gün giymen gereken kombinle olmadığını gördüğüm an itibariyle hem de.”

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

9. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.