İçeriğe geç

Zemheri Terfisi

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Zemheri Terfisi

Bölüm 2

Bölüm 1

Topuklu ayakkabılarımı neredeyse yere çivileyecek kadar yere sert basarak şirketin binasından içeri girdim. Bu sırada içinde sadece Taylor Swift’in olmadığı çantamın içerisinde şirket kartımı arıyordum.

“Lara hanım, günaydın.”

Çantama gömülmüş olan başımı şirkette ki yardımcı ablalarımızdan biri olan Gülistan ablanın sesiyle birkaç saniyeliğine kaldırıp, “Günaydın Gülistan abla, çocuklar nasıl?” diye sordum. Sonrasında yüzüme bir zafer gülümsemesi yerleşti….kart çantamın içerisinden çıkmayı başarmıştı.

“Nasıl olsunlar, okula gidip geliyorlar. Bildiğin gibi.”

“Anladım, onları öpüyorum çok. Kolay gelsin sana da. Gün içinde yanıma uğra bir kahve saati yapalım seninle. Kaç zamandır yapamıyoruz.”

Gülistan abla beni başıyla onayladığında, ben personel giriş kısmına ilerleyip kartımı okuttum. Duyduğum şeyle bir an afallayıp saniyeler sonra yeniden okuttum, iki, üç, dört, beş hepsinde aynı cevabı alınca. Danışmaya döndüm.

“Tuğçe, cihazda sıkıntı mı var? Kartımı okumuyor?”

Sesimle birlikte Tuğçe bakışlarını önünde ki bilgisayardan çekip bana çevirdi.

“Yok Lara hanım, az önce Hazal hanım sorunsuz bir şekilde geçti.”

“Tamam Tuğçe, teşekkür ederim.”

Allahım, güne cidden çok iyi başladım rica ediyorum mahvetmeyelim şu günü. Annem güzel bir kahvaltı hazırladı. Trafiğe kalmadan şirkete geldim falan, ne olur şu kartı şu cihaz okusun. Lütfen, yalvarıyorum.

Kartı yeniden okutup, yeniden ‘kart geçersizdir’ sesini duyunca tam ağzımı bozacaktım. Müdürümüz, Sercan beyin önümde belirmesiyle, “Sercan bey----“ diyerek lafa girmiş sıkıntımı söyleyecektim ancak o sözümü kesti.

“Odama gel Lara, konuşmamız lazım” dedi ve arkasını dönüp giderken arkasından bağırdım.

“Gelemiyorum ki, kartım çalışmıyor.”

Yanıma gelip kartını okutarak beni şükürler olsun şirketin içerisine aldıktan beş dakika kadar sonra Sercan Bey’in odasındaydık.

“Sercan Bey neler oluyor? İşten mi çıkarılacağım?”

Sorumla birlikte Sercan Bey hafifçe güldü. “Senin gibi birini işten çıkartmak aptallık olur Lara.”

Eee o zaman neden buradaydım? Bir dakika yoksa aylardır istediğim terfi mi geliyor?

Düşüncemle birlikte istem dışı büyüyen gözlerimi Sercan Bey fark etmiş olmalı ki, “Evet, beklediğin terfi geldi.” Dedi.

Yüzüme yayılan gülümsemeyle alt dudağımı dişleyip, “Şükürler olsun” dedim ancak bunu içimden söylemek isterken istem dışı bir şekilde dışımdan söylemiştim.

“Sen sormadan söyleyeyim, kartın artık bu binada geçerli değil. Çünkü sen artık, New York’ta çalışacaksın. Moda Tasarım departmanının başına geçiyorsun.”

Sercan Bey’in kurduğu cümleyle gülümsemem anlık olarak durdu ve gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım. Doğru mu duymuştum, ben?

Doğru duyup duymadığımı teyit etmek adına, “Nasıl? Anlamadım?” dedim.

“Duydun Lara….senden daha iyi biri olamaz oraya gönderebileceğimiz, bir hafta sonraya uçak biletin alındı, iki hafta sonrasında ise New York’ta ki binada çalışmaya başlayacaksın.”

“Ama orada açık yok diye biliyorum. Yıllardır oraya gönderilen kimse olmamıştı.”

Yirmi altı yaşımdayım ve neredeyse altı senedir bu şirkette çalışıyorum. Altı senede bir kişi bile New York’ta ki bina adına terfi almamıştı. Orası kurtlar sofrası olarak bilinirdi.

Gerçi ben o sofraya yem olacak biri değildim. Sercan Bey ve üst yöneticilerde bunu anlamış olacaklar ki beni oraya gönderiyorlardı ama neden?

Sercan Bey aklımda ki soruyu ben sormadan zihnimi okumuşçasına cevapladı. “Orada ki kişi işleri biraz sallamaya başladı, bizim de güvenilir bir kişiye ihtiyacımız var açıkçası ve aklımıza bir tek sen geldin.”

Başımı olumlu anlamda salladım. “Anlıyorum, orada ki kişinin yerine ben geçeceğim yani.”

“Tam olarak öyle değil, Kaan’la beraber işi yürüteceksiniz.”

Kaan? Kim olduğunu bilmiyordum ancak sorgulamadım.

Onun yerine, “Peki, siz öyle uygun görüyorsanız.” Dedim.

“Kabul ediyorsun o halde?”

“Bu teklifi reddetmek aptallık olur.”

“Bence de reddetmemelisin zaten. Bu hafta izinlisin. Cumartesi günü uçağın var. Bir hafta kadar da orada izinlisin, alışma sürüce için. Sonrasında çalışmaya kaldığın yerden devam edeceksin.”

Sercan beyle son konuşmamız bu oldu. Ona teşekkür edip odadan çıktığımda olduğum yerde zıpladım ve hareketler yapmaya başladığımda Gülistan abla, “Ne oluyor Lara Hanım, delirdin mi?” diye yanıma geldi.

Ona sarılıp, “Sevinçten deliriyorum şuan, evet.” Dedim.

“Lara Hanım, boğuluyorum.”

Sevincimden boğduğum kadını hızlı bir şekilde bırakıp, “Bu kız, New York’a gidiyor, Gülistan abla” diyerek ellerimi birbirine vurarak olduğum yerde zıpladım.

“Beklediğin terfi yerine New York’a mı gönderiyorlar?”

Gülistan abla kafası karışmış bir şekilde sorduğu soruya başımı olumlu anlamda sallayıp, “Beklenen terfinin de üstü. Şimdi ben eve gideyim çünkü bu haberi yaymam lazım. Vedalaşmaya geleceğim sizinle” dedikten sonra Gülistan ablayı öpüp hızla şirketten çıktım.

Bu günü hiçbir şey bozamaz edasıyla havaya bakarak yürürken düz yolda yere kapaklanmam ise binadan çıkıp arabama doğru yürüdüğüm iki dakikalık mesafede oldu.

Ben ne olduğunu anlamadığım için sıcak betonla bakışırken, biri yanıma yaklaşıp İngilizce bir şekilde, ‘İyi misiniz hanımefendi?” diye sordu.

Ellerimden destek alarak dizlerimin üstüne oturup tepemde dikilen adama dönerek, İngilizce “İyiyim, teşekkür ederim” dedim.

Bu arada adam, ben ‘Amerikalıyım’ diye bağırıyordu. İngilizce aksana ve tipi. Kumral bir Amerikalıydı ve Allah var yakışıklıydı. Allah sahibine bağışlasın.

Adamı incelemeyi keserek, kendi çabamla düştüğüm yerden kalkmaya yeltenecektim ancak adam elini uzatınca, şimdi kalkarken gene düşerim falan diye korkup adamdan destek alarak kalkıp üstümde ki tozları silkelerken, tekrar teşekkür etmiştim.

“Eğer kötüyseniz hastaneye gidelim, ağrıyan bir yeriniz var mı?”

Gülümsedim, “Ah yok hayır. Sağlamım, tekrar teşekkürler ve iyi günler.” diyerek arkamı dönüp çantamın içinden araba anahtarını bularak arabayı açıp içine binmiştim.

Kısa süre sonra ise trafikte sinirlerim zorlanarak ilerlemeye başlamışken telefondan Cemre’yi arayarak kulaklığımın tekini kulağıma yerleştirdim.

Cemre benim bu hayatta ki olmayan kız kardeşimdi. Bazen abim olmasa da, Cemre kardeşim olsaydı diyordum.

Dördüncü çalışta Cemre’nin, “Zehir zekiye, nabeysin” diyen sesi kulaklıkta yankılandı.

Neden bana Zehir zekiye dediği hakkında hiçbir zaman fikrimiz olmadı. Lisede tanıştığımız günden beri bana böyle diyordu ve ikimizde bunu sorgulamıyorduk.

“Sana hem kötü hem iyi haberim var Cemoş”

“Önce kötü haberi veriyorum, New York’a taşınıyorum.”

Önce cam bir şeyin yere düşme sesi geldi ardından Cemre’nin, “Nasıl? Neden?” dediği soru ikilemesi.

Derin bir nefes aldım, “Terfi aldım. Artık New York’ta ki binada moda tasarım yönetimi kısmında olacağım. Hatta direkt o departmanın başına geçeceğim.” Diyerek yükseldim ve ekledim, “İstanbul’da ki binada bir üst konuma getirirler diyordum ama onlar New York’a gönderme kararı almışlar. Moda tasarım departmanın başına geçmem bekleniyordu evet ama New York bu çok büyük sürpriz oldu.” Cümleleri ardı ardına sıralım.

Cemre ise bir süre sessiz kalıp sonrasında bir sevinç çığlığı patlattı. “Lara bu çok iyi bir haber.”

O göremese de başımı olumlu anlamda salladım. “Evet, cidden çok iyi haber.”

Cemre ile ben eve varana kadar yani bir buçuk saat kadar New York’ta neler yapabileceğim, Cemre’nin ne zaman yanıma geleceğini, her zaman iletişim halinde olacağımız hakkında konuşup ben arabayı park ettiğimde görüşmeyi sonlandırdık.

Görüşmeyi sonlandırdığımızda içime düşün huzursuzlukla yutkundum. Bu neydi şimdi? Neden huzursuzlanmıştım?

Gitmeme daha beş gün vardı, şimdiden gerilemez, huzursuzlanamazdım. Bu terfi benim hayatımı kurtaracaktı.

Sakin ol Lara Beliz Karaca. Sen, her şeyi yapabilirsin. Evet, üniversiteyi bile İstanbul da ailenin yanında okudun. Onlardan tatillere gitmek için ayrılmak dışında hiç ayrılmadın ama artık yuvadan uçman gerekiyor. Bu terfi ve New York senin hayatının en büyük dönüm noktası. O yüzden kalbim rica ediyorum sıkışma ya da huzursuzlanma. Beynimle beraber çalışıp bana destek ol. Çok rica ediyorum senden.

Orada çok mutlu olacağım. Ivory Ember şirketini pişman etmeyeceğim. Türkiye de kapış kapış giden kıyafetleri. New York’ta ismi, Chanel, Coach gibi markalar kadar popüler. Ben de böyle bir markanın şirketin moda tasarım departmanının başına geçiyorum. Her şey, harika olacak.

Yan koltukta ki çantamı alarak arabadan indim, sakin adımlarla evin kapısına giderek zile bastım. Çantamda evin anahtarını arayamazdım.

Bir dakika kadar sonra abim kapıyı açarak, “Aaa, Lara senin evde ne işin var? İşten mi kovdular yoksa?” dedi ve benim cevap vermemi beklemeden içeriye doğru giderek annemlere, “Lara’yı işten çıkartmışlar” diyerek feryat figan bağırmaya başladı.

Sabır çekerek ayakkabıları çıkarıp eve girdim. Ardımdan kapıyı kapatıp endişeli bir şekilde yanıma gelen anne babama döndüm. “New York’a gidiyorum. Beklenen terfinin çok üstünde bir şey oldu ve New York’a gitmeme karar verildi.”

Bölüm sonu

4 yorum

  • çok güzel yazıyorsun ama umarım daha fazla değer görür

  • Demek aşık olacağımız şahıs Kaan hatta belki bu amerikalı adam bile çıkabilir diycemde ismi türk ismi yazım dilin mükemmel çok akıcı efsane olmuş ve laranın abisi benim erkek kardeşime benziyor ksjsjjs

  • Sadece Taylor swift'in olmadığı çanta sjsjjsjsjsjsj çok iyi sarkılarına bayılırım