Kars’ın ayazı yetmezmiş gibi, odadaki atmosfer de buz kesmişti. Ama bu kez üzüntüden değil, sinirden. Karşımda dikilen bu adam, yani Yüzbaşı Uygar Korkmaz, sadece boy olarak değil, ego olarak da Everest’in zirvesindeydi sanki. Bakışlarındaki o "her şeyi ben bilirim" edası, damarlarımdaki kanı dondurmak yerine kaynatıyordu.
(İç Ses: Şuna bak ya... Tipine baksan dergi kapağı, ağzını açsa tam bir felaket. Herif resmen buraya 'kral benim' demeye gelmiş. Mert Yüzbaşı'nın gölgesi bile olamazsın sen be adam!)
"Üsteğmen," dedi, masanın kenarına kalçasını yaslayıp kollarını göğsünde bağlayarak. O devasa cüssesiyle odayı iyice daraltmıştı. "Yangan Timi'nin son operasyon raporlarını okudum. Hatalar yapılmış. Duygusallık, profesyonelliğin önüne geçmiş. Benim dönemimde böyle 'yumuşak' boşluklara yer yok."
Yumuşak mı? Dişlerimi birbirine öyle bir bastırdım ki çene kemiğim sızladı. Biz orada canımızı ortaya koymuş, şehit vermişiz; gelmiş bana duygusallıktan bahsediyor.
"Komutanım, biz orada bir komutanımızı, bir kardeşimizi kaybettik," dedim, sesimin titrememesi için büyük bir çaba sarf ederek. "Profesyonellikten ödün verdiğimizi düşünmüyorum."
Uygar, hafifçe sırıttı. O gülüş... Resmen sinir uçlarımla dans ediyordu. "Düşünmen değil, yapman gerekeni yapman önemli Üsteğmen. Bakıyorum da sesin biraz fazla yüksek çıkıyor. Kars’ın havası seni fazla cesur yapmış herhalde."
(İç Ses: Sabır... Sabır Özden... Herif resmen damarıma basmak için özel ders almış. O egonla o kapıdan nasıl geçtin acaba? 'Herif' dedikleri tam da bu işte!)
"Görev bilincim tamdır komutanım," dedim buz gibi bir sesle.
"Güzel," dedi, yavaşça ayağa kalkıp tam önümde durarak. Boy farkından dolayı kafamı kaldırmak zorunda kalmak beni daha da çileden çıkarıyordu. Resmen bir kule gibi başımda dikiliyordu. "O zaman yarın sabah 05:00'te timi tam teçhizatlı sahada görmek istiyorum. Kondisyonunuzu pek beğenmedim. Bakalım o çok övündüğün Yangan Timi, benim tempoma dayanabilecek mi?"
"Dayanırız komutanım. Hiç şüpheniz olmasın."
"Göreceğiz Özden Üsteğmen," dedi ismimi vurgulayarak. "Şimdi çıkabilirsin. Gözlerini de öyle dikme, ateşin beni yakmaz, sadece seni yorar."
Arkamı dönüp sert adımlarla odadan çıktığımda koridorda derin bir nefes aldım. Kapıyı arkamdan kapatırken elim ayağım titriyordu.
(İç Ses: Özden Akkan, sakin ol. Eğer bu sarı dev senin sinirlerini bozmayı başarırsa, maça 1-0 geride başlarsın. Herif resmen kendine taptırmak istiyor. Ama sert kayaya çarptığını Kars'ın buzunda öğreteceğim ona. Yüzbaşıymış... Egon batsın senin!)
Koridorun sonuna doğru yürürken kantinde timi gördüm. Hepsinin gözünde aynı endişe vardı. Onlara bakıp hafifçe kafamı salladım. "Hazırlanın çocuklar," dedim. "Yarın sabah 05:00'te cehennem idmanına çıkıyoruz. Yeni komutanımız biraz... dişli çıktı."
Kendi kendime mırıldandım: "Dişli mi, yoksa sadece diş kaşıntısı mı göreceğiz bakalım Yüzbaşı Uygar Korkmaz."
...
Sabahın beşi… Kars, cehennem ayazıyla kendini göstermeye başlamıştı bile. Hava buz gibiydi, nefesim dahi havada buhar olup donuyordu. Ama içimdeki öfke, bu ayazı hissetmemi engelliyordu. Tim, sahanın ortasında, tam teçhizatlı bir şekilde hazırdı. Yüzbaşı Uygar Korkmaz ise, sanki bir podyumda yürüyormuş gibi, ağır ve kendinden emin adımlarla bize doğru geliyordu. Üstünde askeri üniforması, o sapsarı saçları rüzgarda hafifçe dalgalanıyor, adeta bir film sahnesinden fırlamış gibiydi.
(İç Ses: Film kahramanı bozuntusu... Ne de havalı yürüyor, sanki Oscar almaya gidiyor. Herif bu ayazda bile kendini düşüneceğine, timi nasıl daha fazla zorlayacağını düşünüyor. Nefret ediyorum bu kendini beğenmiş halinden!)
Uygar Yüzbaşı, timin önüne gelip durduğunda, bakışları tek tek hepimizin üzerinde gezindi. Yüzünde ifadesiz bir maske vardı, ama ben o küçümseyici havayı iliklerime kadar hissedebiliyordum.
"Günaydın Yangan Timi," dedi gür bir sesle. "Umarım Kars’ın sabahları size iyi gelmiştir, çünkü bugün bayağı bir 'iyi' olmanız gerekecek."
Timden hafif bir homurtu yükseldi. Herkes Mert Yüzbaşı’nın ardından zaten yorgundu, bir de bu ego yığınıyla uğraşmak...
"Kıdemli Üsteğmen Özden Akkan!"
"Emredersiniz komutanım!"
"Görünüşe göre timin lideri sensin Akkan," dedi, başından aşağı beni süzer gibi. "Bugün sana ve timine, Yangan’ın ne anlama geldiğini yeniden öğreteceğim. Hazır mısınız?"
Asena Sancaktar, yanımda dururken fısıldadı: "Komutanım, bu adam bizi süründürecek."
(İç Ses: Süründürsün bakalım Asena. Biz ne sürünmeler gördük. Bu herife papuç bırakmayacağız!)
"İlk etap," dedi Uygar Yüzbaşı, işaret parmağını karlı araziye doğru uzatarak. "Beş kilometrelik koşu. Tam teçhizatlı ve tam hız. En arkadan gelen, timine cezasını çektirecek."
Timden bir uğultu yükseldi. Beş kilometre, bu teçhizatla ve bu karla… Oldukça zorlayıcıydı.
"Hemen şimdi! Başlayın!" diye kükredi.
Yangan Timi, karda bata çıka koşmaya başladığında Özden en önde, timin temposunu belirlemeye çalışıyordu. İlteriş, Bartu ve Akyaz, sağlam adımlarla Özden'i takip ediyorlardı. Arkalardan ise Astsubay Kıdemli Üstçavuş Tan Alaz Alpargu ve Astsubay Kıdemli Başçavuş Tayga Gümüş'ün solukları duyuluyordu. Üstçavuş Saygun Karadağ ise genç olmasına rağmen iyi dayanıyordu.
Uygar Yüzbaşı, elinde kronometreyle, sanki bizi eğlenerek izliyormuş gibi, yanımızdan geçip duruyordu. Arada bir "Daha hızlı Yangan! Bu ne tembellik böyle?" diye bağırıyordu.
(İç Ses: Yeter be herif! Sen de koşsaydın ya bu teçhizatla. Boş boş konuşmak kolay. O kasların sadece görüntüden ibaret değilse gel de göster kendini!)
İlk beş kilometrenin ardından, nefes nefese kalmıştık. Ciğerlerim buz kesmiş havadan yanıyor, bacaklarım titriyordu. Ama Uygar Yüzbaşı’nın yüzündeki o umursamaz ifadeye bakınca, yorgunluğumu bastırıp dik durdum.
"Beş dakika mola," dedi, sanki bize lütfediyormuş gibi. "Ardından ikinci etap: Engel parkuru. Tamamını keskin nişancı tüfeklerinizle birlikte, atış talimi yaparak tamamlayacaksınız."
Timden şaşkınlık dolu fısıltılar yükseldi. Bu, normal bir eğitim değildi. Resmen bizi son sınırlarımıza kadar zorluyordu.
"Komutanım," dedi Kıdemli Astsubay İlteriş Tunga, "Bu parkur, normalde..."
"Normalde diye bir şey yok İlteriş Astsubay!" diye kesti sözünü Uygar Yüzbaşı. "Saha her zaman anormaldir. Gerçek bir operasyonda size mola mı verecekler? Dinlenecek zamanınız mı olacak? Hadi bakalım, vakit kaybetmeyin!"
Engel parkuru, tam bir işkenceydi. Tırmanma duvarları, dikenli teller, lastik yığınları... Ve tüm bunları yaparken, o ağır keskin nişancı tüfeğimi bir an bile bırakmamak, ardından hedefi tam on ikiden vurmak zorundaydım.
Özden, ilk engel olan tırmanma duvarına doğru hızla ilerledi. Tüfeği sırtında dengesini sağlamaya çalışırken, omuzları zonkluyordu. Tam tırmanmaya başlarken, Uygar Yüzbaşı’nın sesi yankılandı: "Akkan! Atışını unutma! Hedef orada!"
Özden, yukarıdan aşağıya atış pozisyonuna geçmek için bir an duraksadı. Kendi kendine mırıldandı: "Herif... Seni gidi işkenceci!"
Nişan aldı ve ateş etti. Hedef tam isabet.
(İç Ses: Al sana! Bu keskin nişancı senden daha iyi nişan alıyor, Bay Ego!)
Parkuru tamamlarken her adımda yorgunluktan dizlerim titriyor, ama inadımdan bir milim bile geri adım atmıyordum. Timim de aynı kararlılıkla beni takip ediyordu. Hepimizin yüzünde kararlılık ve öfke karışımı bir ifade vardı.
Eğitim bittiğinde güneş batmış, Kars’ın soğuğu iyice kemiklerime işlemişti. Tim, bitkin ama başları dik bir şekilde Uygar Yüzbaşı’nın karşısında duruyordu.
Uygar Yüzbaşı, hepimizi baştan aşağı süzdü. Yüzünde ilk defa, o küçümseyici ifadeden farklı bir şey vardı; belki de hafif bir takdir kırıntısı.
"Beklediğimden daha iyisiniz Yangan Timi," dedi. "Ama bu daha başlangıçtı. Daha sizi çok zorlayacağım."
Özden, başını hafifçe eğdi. "Emredersiniz komutanım."
(İç Ses: Zorla bakalım herif... Bu tim sana boyun eğmeyecek. Asıl sen bizi tanıdıkça zorlanacaksın. Senin o çelikten egon varsa, bizim de Zemheri Çeliği gibi bir irademiz var!)
Gece, karargah binasına döndüğümüzde, timdeki herkesin yüzünde aynı bitkinlik ve aynı sinir vardı. Asena, "Komutanım, bu adam bize kan kusturacak," dedi.
Tayga, "Neyimiz var neyimiz yok tüketti resmen," diye ekledi.
Özden onlara baktı. "Evet, zorlayacak. Ama biz de Yangan Timi’yiz. Bu zorluklar bizi yıkmaz, daha da güçlendirir. Bu adamı bu timin ne kadar güçlü olduğunu göstereceğiz. Onun egosu varsa, bizim de tim ruhumuz var!"
O gece Özden, yatağına uzandığında tüm kasları ağrıyordu. Ama gözleri kapanmıyordu. Yarın ne olacağını, bu sarı devin timiyle arasında daha ne gibi çatışmalar çıkacağını düşünüyordu. Tek bildiği şey, Yüzbaşı Uygar Korkmaz'dan delicesine nefret ettiğimdi.