Bir piyano sesinden dinlemek gibi içimdeki acıyı duymak. Görmek, hissetmek. Benim burada işim neydi? Zaten tehlikenin içinden sıyrılarak gelen birini tehlikeden korumak saçma değil miydi? Neden çabucak pes edip, birilerinin himayesi altına girmeyi tercih etmiştim…
İnsan bazen bir şeyler için çabalamadan halledilsin istiyor.
Çabalayacak gücü olmadığından değil, bir şeyleri çabasız halletme isteğinden. Belki de birilerinin de kendisi için çabalamasını istediği için…
“Çağırayım mı abi kapıdaki adamı?” Alparslan’ın kara bakışlarında ki soru işaretlerini görebiliyordum. Benim cevap vermemi ister gibi bakışları beni buldu.
“Bizimle birlikte çalışıyordu. Beni merak etmiştir. Müsaadeniz varsa gelsin.” Dedim onun gözlerinin içine onay almak için bakarken.
“Madem tanıyorsun, sıkıntı yok. Çağırın gelsin.” Adam kafasını sallayarak Mustafa’yı getirmek için çıkışa yöneldi. Birkaç dakika içinde Mustafa’yla geri geldi. Mustafa salona girer girmez gözleri beni buldu. Gözlerindeki saf endişeyi hissedebiliyordum. Onun bana doğru ilerlemesiyle bende ayağa kalktım.
“Alesya! Çok şükür iyisin. Aklımı kaçıracaktım sana bir şey oldu diye!” Samimi bir tebessüm gönderdim ona, kollarının arasına girip dostane bir tavırla sarıldım.
“İyiyim Mustafa. Oldu bir aksilik işte. Otursana.” Kafa sallayıp koltuğa oturdu. Bende yanına doğru adımladım. Diğerleri hâlâ masada oturuyordu. Aden çok geçmeden yanımıza geldi ve Mustafa’ya sarıldı. Yarım saatlik muhabbetin ardından Mustafa işe dönmesi gerektiğini söyleyip gitti. Biz koltuklarda otururken Alparslan ve Harun yanımıza geldiler.
“Kolun nasıl? İyi misin?” Alparslan’ın sesiyle ona doğru dönüp iyiyim der gibi kafa salladım. O başka bir soru yöneltmedi. Bende daha fazla konuşmak istemedim. Harun ve Aden kendi aralarında derin bir muhabbete daldılar. Biraz onlarla oturduktan sonra başımın dönmesiyle dinlenmek için odaya doğru yöneldim. Merdivenlerden çıkarken arada gözlerim kararıyor ve adım attığım yerde denge kurmakta zorlanıyordum. Tahmin ettiğim şey olurken daha fazla direnemedim ve kendimi boşluğa bıraktım.
-1 saat sonra-
Gözlerimi açtığımda yatakta yatıyor vaziyetteydim. Bunu zaten tahmin ediyordum. Beni asıl şaşırtan şey Alparslan’ın odadaki koltuğa oturmuş bekliyor oluşuydu. Uyandığımı anlasın diye yerimde biraz kıpırdandım. O ise başını telefondan kaldırmadan sakince konuştu.
“Uyandın mı? Kendini nasıl hissediyorsun?”
“İyiyim. Başım dönmüştü sadece. Bayılacağımı tahmin etmemiştim.”
“Vurulduğun için çok kan kaybettin. Henüz iyileştiğin söylenemez. Mümkün olduğunca dinlen. Kendini zorlama.” Tamam dercesine kafamı salladım.
“Beni kim getirdi buraya?”
“Ben.” Bu iki olmuştu. Ne zaman bayılsam onun kucağında getiriliyordum odaya.
“Teşekkür ederim.” Kafasını önemli değil dercesine salladı.
“Mustafa’yla sevgili misiniz?” bu sorduğuna anlam veremedim. Bu nerden çıktı şimdi?
“Hayır değiliz. Dışardan öyle bir vibe mı veriyoruz?” İğrenç bir şey demişim gibi suratını buruşturdu.
“Sen değil ama o adamın öyle bir izlenim bıraktığı söylenebilir.” İyi de sana ne be bundan? Tabi ki bunu sesli bir şekilde dememiştim. Salak bir kız değildim. Onu sinirlendirmek istemezdim.
“Bize çok değer veriyor. Çalıştığımız yerde de koruyup kollardı. Bir nevi abi-kardeş ilişkisi diyebiliriz.” Alesya sen neden kendini açıklıyorsun elin adamına? Sana ne kızım ne düşünürse düşünsün! Kendi kendime göz devirdim.
“Anladım. Neden orada çalışıyorsunuz?” Bu dediğine göz devirdim.
“Alparslan. Salak bir kız değilim. Muhtemelen bizim tüm hayatımızı araştırmışsındır. Bildiğin şeylere tekrar cevap arama. Zaman kaybı.” Dudağı hoşuna gitmiş gibi iki yana gerildi. Tebessüm desem değildi. Ama belliydi cevabımın hoşuna gittiği.
“Akıllı kızsın. O zaman Mustafa ve senin zaten sevgili olmadığınızı bildiğimi de bilirsin.” Bu detay aklıma gelmemişti ne yalan söyleyeyim.
“Biliyorsan neden sordun?”
“Sen neden açıkladın? Aranızdaki ilişkiyi açıklamana gerek yoktu.” Bunu derken sesinde öyle bir alay vardı ki. Resmen benim sıkışmamdan eğleniyor gibiydi. Bir şey diyemedim. Aden sanki yardım çığlığımı duymuş gibi odaya damladı. Canım arkadaşım.
“Ales- aaa Alparslan abi! Sende mi buradaydın?”
“Evet Aden bir sıkıntı mı var? Yok abi de Harun seni arıyordu.”
“Tamam Aden.” Alparslan gitmeden kurnazca bir yüz ifadesiyle bana bakıp odadan ayrıldı. Kendine gel Alesya! Aden yanıma oturduğunda onun yanağına bir öpücük kondurdum. Aden ne olduğunu anlamamış, şok olmuş bir ifadeyle yüzüme baktı.
“Tövbe estağfurullah! Ay sayılı günüm mü kaldı?”
“Ne alaka Aden?”
“Kızım senelerdir tanışıyoruz sen bir kere öpmedin beni!” Bugün bana göz devirmekten bir hal olmuştu ama buna da göz devirdim.
“Az önce hayatımı kurtardın gülüm, ondan.” Noldu dercesine yüzünü buruşturdu.
“Boş ver uzun hikâye…” sonra ne Aden sordu ne de ben anlattım. O gün öyle sonlandı. Yemekler yendi, herkes odasına çekildi. Aden ve ben sırtımız ilk defa yatak gördüğü için yataktan hiç kalkmadık. Sonra bu halimize üzüldük, durgunlaştık. Kimseden çıt çıkmadı o gece.
-2 Hafta Sonra-
“Aden hadi be gülüm!” Aden sinirle cırladı.
“Ya hazırlanıyorum Harun! İki dakika beklesen ölür müsün?” Harun pes etmiş gibi koltuğa geri oturdu. Son iki haftada Aden ve Harun iyice yakınlaşmış, hatta sevgililer denilebilecek kadar yakınlaşmıştı. Bugün Alparslan’ın isteğiyle onların gece kulübünde işe başlayacaktık. Alparslan tehlike geçmedi diyordu. Şu anlık onlara inanmaktan başka şansımız yoktu ama artık evimize gitmemiz gerektiğine inanıyordum. Şimdiye kadar bulamamaları da saçma geliyordu ama inanmak zorundaydık. Aden giydiği siyah dar kot pantolon ve büstiyerle ne yalan söyleyeyim fıstık gibi olmuştu. Harun sabır dilenircesine başını havaya kaldırdı.
“Aden bu üstündeki ne? Yavrum gece kulübünde çalışacaksın. Her an yanında olamam. Çık değiştir lütfen!” Aden omzunu silkti.
“Hayatta değiştirmem. Alesya olmuş mu?”
“Fıstık gibisin.” Aden bana öpücük atarak, Harun’a da omuz silkerek dışarı çıktı. Ben onun aksine koyu bir kot üstüne de tişört giymiştim. Hoş istersem çıplak gideyim benim sorun edecek bir sevgilim yoktu. Aden’in arkasından bende adımlayarak arabanın arka koltuğuna oturdum. İkisinin didişmelerini dinlemek istemediğim için kulaklık takıp müzikle kendimi iletişime kapattım. Yarım saatlik yolun ardından arabadan indim. Yolda yürürken bir yandan da kulaklığımı çantama koymaya çalışıyordum. Ben bununla uğraşırken sert bir bedene çarpmam bir oldu.
“Hay sikeyi- Alparslan sen miydin? Pardon”
“Önüne bakmadan niye yürüyorsun?” kaşlarımı çattım.
“Pardon dedik ya ne uzatıyorsun?” ona sinirle son bir bakış atıp kapıda içeri girdim. Aden ve Harun beni takip etti. İçerisi birbirleriyle bütünleşmek ister gibi yapışmış çiftlerle, deli gibi dans eden çiftlerle ve oturup bir şeyler içen çiftlerle doluydu. Damsız kimse giremiyordu anlaşılan. Gözlerimi etrafta gezdirirken barmenin olduğu alana adımladım. Barmen olacaktık konuştuğumuza göre. Tezgâhta duran diğer barmene yaklaşıp selam verdim.
“Selam, sen Alesya olmalısın. Hayırlın olsun yeni işin.”
“Teşekkür ederim. Memnun oldum.”
“Bende Sarp, memnun oldum.”
“ee ne yapıyoruz şimdi?”
“Bugünlük seni çok yormayacağım. İçki isimlerine aşinalık kazansan yeterli. İş deneyimin var mı?” onun bu dediğine kafa sallayıp onu onayladım.
“harika o zaman kolay alışırsın tempoya. Geceleri çok aktif oluyor.” Anladım dercesine tekrar başımı sallayıp bu kez ben soru yönelttim ona.
“Tek başına mısın burada? Başka birisi var mı?”
“Normalde vardı ama işi bıraktı. Sizde onun yerine geldiniz. Şanslıymışım. Bende nasıl tek başıma idare edeceğim diyordum.” Onun bu dediğine tebessüm ettim. Sarpın gözünü korkutacak kadar yoğun oluyordu demek ki geceleri.
“Merak etme işi kavrarsak zorlanmayız hiçbirimiz. Bu da Aden. O da burada çalışacak.” Sarp Aden’in yüzüne bile bakmadan hoş geldin dedi. Harun hemen arkamızda duruyordu. Bahse varım bu durumun sebebi Harun’du.
“Dur tahmin edeyim. Harun yüzünden bakamıyorsun Aden’e” Olumlu anlamda kafasını salladı bu kez.
“Harun bey özellikle samimiyet kurmamamız için uyardı.” Onun bunu demesiyle Aden ve Harun arasında olan gerginlik daha da arttı.
“Harun sen benim sahibim değilsin! Kiminle samimi olacağıma karışamazsın.” Harun sinirle kaşlarını çattı. Sesini duyurmak için bağırarak konuşuyordu. Aden’in bu dediğine sinirlendiği için sesi ekstra yükseldi.
“Karışırım Aden. Bu konu tartışmaya kapalı!” Aden normalde ağzını pek bozan biri değildi benim aksime ama Harun’un bu dediğine;
“Ya bi siktir git!” diyerek karşılık verdi ve kapıya yöneldi. Harun onun peşinden gitmek için hareketlendiğinde kolundan tutup onu durdurdum.
“Eğer Aden’i biraz olsun kaybetmek istemiyorsan ona bu tavırla yaklaşma. Benden sana tavsiye.” Harun ağzının içinde bir şeyler mırıldanarak Adenin peşinden gitti. Umarım halledebilirlerdi. Sarpın yanına barın arkasına geçip ona yardım etmeye çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü Sarp ilk günden beni zorlamak istemiyor ve isimleri ezberlemeye bak diyordu.
Sonunda çalışmaya başladığım için mutluydum. Evde durup hiçbir şey yapmamak canımı sıkıyordu. Tamam ilk zamanlar tatil gibiydi. Kumarhanede köpek gibi çalıştığımız için başta cennet gibi gelmişti. Ama çok çalışan biri için bir zaman sonra sıkıcı olmuştu evde oturmak. Çalışmayı seviyordum. Düşünceleri beynimden uzaklaştırmaya yardımcı oluyordu.
Ben içki isimlerini ezberlemekle uğraşırken daha önce yüzünü görmediğime emin olduğum, Alparslan’ın adamı olduğunu tahmin ettiğim biri yanıma yaklaştı.
“Alesya Hanım, Alparslan Bey sizi çağırıyor.” Tamam dercesine kafamı salladıktan sonra elimdekileri bırakıp adamı takip ettim. Üst kata çıktık. Koridorda ilerledikçe müzik sesi azaldı ve bir müddet sonra tamamen kayboldu. Nasıl bir yalıtımı var diye düşündüm koridorda ilerlerken. Adam koridorun sonunda durup içeri girmem için kapıyı açtı. Burası Alparslan’ın şahsi odası olmalıydı. Alparslan elindeki belgelerle uğraşırken benim geldiğimi duyunca kafasını kaldırdı. Yüzünde gergin bir ifade vardı. Ne olduğunu anlamaya çalışır gibi tek kaşımı kaldırıp ona baktım. Önce genzini temizledi. Sonra gerginliğini azaltmak ister gibi nefes verdi.
“Seni vuranları yakaladık.”