İçeriğe geç

Zehr-i Sermest

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Zehr-i Sermest

Bölüm 3

Fedai

Selam, bekletmeden diğer bölüm geldi...Alt fotoda ki Devrim..:) Keyifli okumalar Dilerim..:)

Yaklaşık bir saatlik yolculuk sonrası çarşıya girebilmişti Enes. Etrafa bakarken ortamın büyülü egzotik havasına kapıldı. Anlata anlata bitiremezdi Devrim memleketini. Her can kendi evine özlem duyarmış demek. Onun anlattığı kadar güzeldi buralar. Doğunun etkisi insanlarıyla ve kıyafetleriyle gözler önündeydi. Çarşı esnafına çevirdi başını, İstanbul dönüşü buralardan bir iki eşya almayı düşündü.

Yorgunluk Enes'i bitap düşürmüştü zira Navigasyon cihazına göre daha bir saatlik yolları vardı. Devrimin yaşadığı ev çarşı dışında kalıyordu. Ve biraz mola verseler fena olmayacaktı.

"Güven, hadi uyan da bir şeyler yiyelim." Diyerek arkadaşını uyandırdı. Yolculuk boyunca da uyumuştu ve bundan sonra nasıl uyuyacak çok merak ediyordu. Güven'in en gıpte ettiği özelliği adamın uyuyan prenses olmasıydı. Eğer öyle bir rol verseler Güven'in bu rolü başarıyla yerine getireceğinden emindi. Herif ömrünün üçte ikisini uyuyarak geçirebilirdi.

Bir restoranın önüne geldiklerinde arabayı en yakın yere park edip, yukarı çıktılar ve karşıda ki şark köşesine geçtiler. Buradan manzara kusursuz görünüyordu. Önce derin bir nefes aldı.

"Biliyor musun Enes," Dedi Güven. "Bu memleket Devrim gibi kokuyor."

Aniden dondu Enes, geldiğinden beri aklında olup da dile dökemediği şeyi söylemişti Güven. Hakikaten öyleydi. Sanki ona daha yakınmış gibi. İnsan memleketi gibi kokabilirdi sahiden. Gülümsedi.

"Belki havasından, belki suyundan. Ama insan yaşadığı yerin toprağına benziyor gerçekten."

"Bak şimdi ben de memleketi özledim." Dedi bir iç çekerek...

"Dur daha bismillah, yeni geldik." Dediğinde etrafına bakındı Enes.

"Devrim'in evleneceği kızı merak ettim. Bizimkini nasıl kandırdı acaba.." Derken Güven, hareketleri yavaşladı Enes'in. Doğru, ne zamandır birlikteydiler acaba? Zira Devrim kolay kararlar alan biri değildi.

"Aramızda onunla en iyi anlaşan sendin. Sana bile söylemediğine göre ciddi ciddi merak ettim şimdi." Dedi Güven. Boğazına bir yumru takılır gibi oldu Enes'in, Devrim her şeyini anlatırdı kendisine. Başkalarına açık değildi ama Enes'e karşı fazla boş boğazdı. Bu da demek oluyor ki araları sandığı kadar iyi değildi. Belki kendisiyle yaşadığı o son olaylar yüzünden ipler kopmuştu bilmiyordu. Lakin bu kadar kolay kopacak bir bağ için mi gelmişti buralara kadar? Hayır. İnanmak istemiyordu. O eski Devrim'in değişebileceğine inanamazdı.

**********

2014 nisan sonu

Bir adım sonra durdu Enes. Nefes almaya çalışıyordu. Yaklaşık bir haftadır Güven ve Tuna'nın sıkı denetiminde olmak canını sıkmaya başlamıştı. Hastanede ki o halini gördüğünde Güven öfkeden köpürmüş ve Veysel'in peşine düşmeye karar verdiyse de Tuna engel olmuştu. Şahsen Enes de engel olmasını isterdi zira bir güne bir yaralı yeterdi. O gün bu gündür de sürekli takip ediyorlardı. Bu artık sıkıcı bir hal almıştı. Bakılmaya muhtaç bebek değildi ya kendisi? Belki şuanda öyleydi ama şimdi bunu tartışmak istemiyordu içinde... Lavaboya tutunduğu an eliyle kaburgasını tuttu, eskisi kadar acımıyordu ama sızısı derindi.

"Yaranı sıcak tut." Dedi tanıdık bir ses. Başını çevirince Devrim'in tuvaletten çıktığını gördü.

"Tavsiyen ölümcül olmuyor artık." Derken derin bir nefes almak istedi ama bedenine yayılan ani bir sızıyla kaburgasını tutarak başını aşağı eğip gözlerini kapadı.

"Karşımda acıyla kıvranırken seni izlemek eğlenceli olsa da bir süre sonra sıkıyor." Dedi." Çabuk iyileş, yeni yaralarını ne zaman alacağına dair bahse gireceğim. Veysel'in de bu aralar canının sıkıldığını duydum. Belli ki adamın stres topu olmuşsun."

"Tövbe tövbe" Derken başını çevirdi Enes: "Arkadaşım sen Veysel'in kamu spotu musun? Benim derdim bana yetiyor zaten."

Yandan bir bakış atarken gülümsedi Devrim. O zaman yüzüne baktı Enes.

"Çok eğleniyorsun dimi?" dedi "Robotlar eğlenebiliyor muydu ya?" Diye sorarken, Devrim'İn gülümseyen yüzü soldu. Devam etti Enes: "Hayır burdan bakınca sen pek öyle konuşkan birine de benzemiyorsun ama ne hikmettir ki bana gelince çenenin bağı açılıyor. Gün içinde kurduğun cümlelerin sayısı bir elin parmaklarını geçiyor mu?, Söylesene, insanların acılarıyla eğlenmek komik mi?"

"Senin acılarınla eğlenmek komik." Dedi birden Devrim. "Hem sen ne biliyorsun ben kiminle ne konuşuyorum Cüce?"

Dişlerini sıkarken ona doğru döndü Enes: "Bak hemşerim. Bana cüce değip durma, sen fazla gelişmişsin diye senden kısa sayılmıyor insanlar."

"Doğru. Ama etrafımda başımı eğerek konuştuğum kıçı yere yakın olan bir tek sensin hemşerim. Hem cücesin, hem boyundan büyük işlere kalkışıyorsun."

"Beni yargılamak sana mı kalmış." Derken bir adım daha attı ona doğru Enes, Devrim dilini ağzının içinde üst dişlerinde gezdirip gözlerini kısarken Enes'e bakmaya devam etti.

"Sen... Çok fazlasın Cüce." Dedi. Kaşları çatık bakarken ne dediğini anlamadı Enes.

"Çok fazla ne?"

Başını sağa eğdi: "Ne o, Cüce'ye takılmadın bu sefer."

"Takılmadım Sırık. Çok mu canını sıktı bu durum."

Bu sefer usulca gülümsedi Devrim.: "Sözlerini birazcık umursayan bir adam olsaydım eğer, bur da senin dördüncü kaburganı beşe kitlerdim Cüce."

"Denesene..." Dedi korkmamış gibi Enes. Titrerken bile, yıkılmadım ayaktayım felsefesine bakıp bu sefer elleri belinde gülmeye başladı Devrim. Bu haliyle sahiden dev gibi görünüyordu.

"Bu sene içinde sakın ölme ufaklık." Dedi ve gülümseyen bir suratla dışarı çıktı. Ama fena bozulmuştu Enes. Topallayan bir bacakla dışarı çıktığında oldukça öfkeliydi. İçinden küfrediyordu. Siyah keten pantolonun üzerinde ki mavi şişme montunu çıkardı. Gri t-sörtle kaldı. Beyaz tişörtüyle kantinde oturmuş yine kitabına dalan Devrim'e kaydı gözleri. Görünüşü hiç de kitap okumayı seven bir tip gibi görünmüyordu. Tıpkı karakteri gibi diye düşündü Enes. Onu gören bir insanı ortadan ikiye ayırabilirmiş gibi hissederdi ama hiç de öyle değildi.

Yolunu çevirip okul kapısına yöneldi. Eve erken gidip yatmak en iyisi olacaktı. Cavit abiye selam verip kapıdan çıktı. Bahçeyi geçti, yol üzerinden sola döndüğünde bir iki adım ilerlerlerken birinin kendisini sertçe ittiğini gördü.

"Bak sen yaralı baykuşa.." Dedi Veysel. "Sen o dayaktan sonra hala hayatta mısın lan?"

"Veysel. İşine bak lan turşu bidonu." Dedi dişlerinin arasından öfkeyle.

Kısa bir gülüşten sonra Sibob'a döndü.

"Görüyor musun herifi, onca dayağa rağmen bana mısın demiyor. Atarlı ergenlikten çıkamasa da istikrarlı adam." Tek kaşını kaldırırken Enes'in yüzüne baktı: "İyice dayak arsızı oldu hayvan ya. Eh benimde ne zamandır elim kaşınıyordu. Bak seni görmeden günüm iyi geçmiyor artık." Derken sırıttı.

Orta boyluydu Veysel. Eski moda gömlekleri giymeyi severdi. Arada bir gözüne taktığı sarı gözlükleri vardı. Ve insanın kendisinden nefret etmesine yetecek o sinir bozucu gülüşü. Yanında ki sıska çocuğa işaret verdiğinde o gülerek Enes'e vuracakken bir yumruk geçirdi suratına Enes ama o ani hareket canını yakmıştı. Yanağını tutan genç, hızla yöneldi ve karnına bir yumruk geçirdiğinde iki büklüm kaldı Enes. Zaten zar zor hareket ediyordu.

"Lan yavşak" dedi bu sefer öfkeyle "Beni böyle mi korkutucan? Ben böyle eğilmem oğlum zalime..."

"Lan oğlum sana ne yapsam doyamıyorum ya. Valla." Derken dişlerini gıcırdattı Veysel. Sıska bir kere daha vuracakken, Enes'in gözleri karardı. Her şey birbirine girerken sesler kesildi. Lanet olsun yine gözünü acil de açacaktı. Ama öyle olmadı. Gözlerini açtığında karşısında bir duvar vardı. Hayır tanıdık bir sırt. Başını kaldırdığında Devrim'i gördü. Neden? Niye gelmişti?

O sıska çocuğu bileğinden yakalamış, Veysel'e bakıyordu.

"Beni ilgilendirmeyen işlere karışmam ama yolumun üstünde duruyorsun. " Dedi.

Sıkıntıyla bir iç çekti ve gidecek gibi yaparak durdu. Kısık gözlerini Veysel'e çevirdi. " Birde söylemem gerek. Eğer nam yapacaksan, bunu yaralı bir adamı dövdürerek, hem de kendi meselen için böyle aciz insanları kullanarak yaptırman sana pek de saygı getirmez..." Derken tuttuğu kolu biraz daha sıkınca, sıska bağırmaya başladı.

"Bıraksana lan..." Diye debelenip Devrim'e vurmaya çalıştığı bir sırada Devrim o koca eliyle hiçbir ağırlığı yokmuş gibi çocuğun suratını boylu boyunca tuttu ve hızla kafasını yanda ki arabaya yapıştırdı.

"Sen. Devrim'sin değil mi?" Dedi gözlerini kısarken Veysel. Bir kez daha gülümsedi. "Neden konuşmadığını merak ediyordum hep. Konuşabiliyor muşsun demek?"

"Geri zekalılara cümle kurmak israf diye konuşmuyorum. Bu bile fazla size." Bir şey söylemeden baktı Veysel, tekrar gülümsedi.

"İyi. Artık konuşmaya başladığına göre tekrar görüşeceğiz desene." Diyerek somurttu ve geldiği yoldan yürümeye başladı. Devrim elini çektiğinde çocuk ancak nefes alabildi. Boğazını tutarak ordan giderken ters ters bakıyordu.

Bekledi ve birden elini aşağı yukarı salladı.

"Siktir ya." Dedi öfkeyle.

"Devrim." Değince Enes. Sanki birini unutmuş gibi hissetmiş ve Enes'i görünce fark etmiş gibi yüzüne bakmıştı.

"Kimi koruduğunu mu unuttun lan, bu nasıl bakış?" Derken o, gözlerini kıstı Devrim ve elini birden Enes'in üzerine sürdü. "Napıyorsun lan."

"Kimseyi koruduğum yok." Dedi Devrim. "Pis herifin sümüğü bulaştı." Deyince Enes'in yüzü değişti.

"Lan geri zekalı mendilin yok mu? Ya iğrençsin ya. Bu ne lan mahvettin t-şörtümü."

"Yıkarsın geçer." Derken dümdüz yürüyerek arabasına yöneldi.

"Senin yapacağın iyiliğe tüküreyim Devrim."

Arabasını açtığında ona yetişti Enes. "Beni de bırak" dedi. "Madem yapıcan bir hayır, tutup da bacağını ayırma. Eve bırak beni." Derken arabaya binmeye çalıştığı sırada derin bir nefes alarak şoför koltuğuna geçti Devrim.

"O ne demek lan edebiyatçı."

"İyilik yapıyorsun. Yarım bırakma bari demek." Dedi ve nihayet binip kapıyı kapatarak yüzüne baktı.

"Sana iyilik yaptığım yok çık dışarı. Başıma dert oldun zaten." Derken kaşlarını çattı.

T-şörtünü gösterip : "Buna say." Dedi Enes. Yüzünü buruştururken Devrim, tek kaşını kaldırdı. "Hem yaralı bir adamı yaka paça dışarı mı atacaksın? Olmayan vicdanına sığıyor mu senin?"

"waqaena fi mushkilatin." Diyerek önüne döndüğünde anlamsız gözlerle yüzüne baktı Enes.

"Küfür mü ettin lan?"

Bir süre daha yüzüne baktı ve arabayı çalıştırdı Devrim. "Başıma bela aldım bela." Dedi ve yüzüne bakıp önüne döndü. "Beni önce düşmanın sonra fedain yaptın. Sırada ne var, neyin olucam cüce?"

O arabayı çalıştırırken gözlerini devirdi Enes ve bir kelime daha etmedi.

*****

Yorum ve beğenilerinizi eksik etmeyin... sizi seviyore görüşürüz..:XD

Gidelim Kızıl..:P

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.