Selam millet bu bölüm biraz kısa oldu ama iki bölüm birden atacağım için sıkıntı olmaz diye düşündüm.. alt görselde ki Enes, hadi keyifli okumalar..:XD
********
Uçak piste indiğinde Güven'in horul horul uyuyan yüzüne baktı Enes ve gülümsedi. Koluyla dürtüklerken onu kış uykusuna yatmış gibiydi:
"Şişş uykucu, kış bitti yaza giriyoz uyan." Diye toparlanırken, hızla gözlerini açarak gerindi ve salak salak etrafa baktı diğeri:
"Noluyor lan nerdeyiz?"
"New meksico'ya geldik kalk hadi." Diyerek ayaklandığında, onu takip etti Güven.
Yaklaşık yirmi dakika içinde kiraladıkları araç geldi ve yola koyuldular. Eline koca bir harita alıp evirip çevirmeye başladığında Güven ona boş boş baktı Enes.
"Napıyon abicim?"
"Ne yapıyor gibiyim? Yolu bulmaya çalışıyorum."
"Güven allah adı verdim beni darlama." Diyerek navigasyona adresi girdi.
"Ya oğlum bulucam yolu ben. Eski usul gidelim işte. Böyle daha havalı, macera yaşamak istemiyor musun?"
"İstemiyorum. Düğüne geldik sivri zekalı kardeşim, senin macera sevdan yüzünden Antep yollarında kaybolamam."
"Oğlum ölmüşsün sen ya. Madem öyle Devrim'e söyleseydin de gelip bizi alsaydı hava alanından. Kaybolman sıfıra düşerdi."
"Adam onca işin gücün arasında bir de bizimi düşünecek? Hem o zaman sürprizin ne anlamı kalıyor?"
"Öff, İyi be yatıyorum ben ne halin varsa gör." Diyerek şapkasını yüzüne kapadığında o, başını iki yana sallayıp önüne baktı Enes. Bu memleketin tozlu yollarında eski dostuna kavuşmak için biraz daha yaklaşmıştı ona işte. Araba sessizliğini korurken radyoyu açtı. Sezen Aksu'nun en sevdiği şarkısı çalmaya başlayınca durdu. "Kazanmayı isterdim kaybetmeyi değil ama olmadı ya." Diyordu. Doğru olmuyordu bazı şeyler. Senin istemenle de olacak değildi. Ve yine doğru biraz dargındı Devrim'e. Evleneceğini en azından ona da haber verebilirdi. Güven den değil de eski dostundan duymalıydı en azından. Bu kadar hatrı yok muydu? Tanışmaları ve yaşadıkları başta sıkıntılı olsa da netice de okul yılları oldukça samimi geçmişti.
*******
2014 nisan://
"Vur lan bir kere daha. Hayvan oğlu hayvan. Sana mı kaldı lan benim işaretlediklerimi sahiplenmek gevşek." Diye bağırırken Veysel, hemen yanında duruyordu Sibob. Koca gövdesiyle onun devasa cehennem köpeğiymiş gibiydi.
"Baba mı karıştırma lan bit yavrusu..." Derken bir kere daha kan tükürdü Enes.
"A.q dumun çocuğuna bak dayak arsızı oldu iyice..." Diyerek öfkeden titreyen elleriyle sigarasını yakmaya çalıştığı sırada Enes'e vuran çocuklardan biri Veysel'e baktı.
"Abi herif ölecek nerdeyse..."
Yüzüne ve vücuduna aldığı tekme ve demirlerle kendini cenin gibi büzse de darbelerin yüzüne gelmesinden kurtulamamıştı Enes. Yaraları daha yeni yeni geçmeye başlamıştı oysa. Böğrüne yediği tekmeden sonra nefesi kesildi.
Gözleri kararırken başında söylenenleri duymuyordu. Bir süre sonra sesler kesildi. Ne kadar daha orada öyle yattı hatırlamıyordu ama gözlerini kamaştıran bir şey hissetti. Ölümden sonra ışığı görmek bu muydu? Zira şuanda tepesinde bir ışık vardı. Acıyla sırt üstü dönerken gözlerini kapadı.
"Niye geç kaldın Azrail?"
"Ölüm vakti geç kalmaz, erken de gelmez, o tam vaktinde gelir.' Demişti Ninem." Dedi bir ses. Tanıyordu bu yakınlardan gelen tanıdık sesi. Gözlerini aralarken hiç ummadığı o yüzün kendisini izlediğini gördü. "Kırmışlar ağzını yine." Dedi. "Rahatladın mı?"
"Halime Keyif çatmaya mı geldin?"
"Valla cüce, ben de istemiyorum ama durmadan karşıma çıkıyorsun."
Nefes almaya çalışırken daha fazla konuşamadı Enes. Sırt üstü yerde yatarken bir bacağını yukarı kırmış, şişmiş olan gözünün biri kapalıyken diğerini hafifçe kısmış öylece bakıyordu. Genci kurtardıktan üç gün sonra Veysel ve adamları akşam vakti kütüphanede kıstırmışlardı. Yaraları yeni yeni iyileşmesine rağmen yeni yaralar açmayı huy edinmişti o herif. Ama işin tuhaf yanı bu başında dikilen zebaniydi. Ne olmuştu da onca dayak yerken yardım etmeyip, yardım şöyle dursun, neredeyse kurbanların üzerinden atlayıp geçecek kadar insanları umursamayan adamın bu saatte burada ne işi vardı?
Bir süre yüzünü izledi Devrim. Haline acımıyor da değildi. Okulda onu gördüğünden beri yemediği dayak kalmamıştı. Gücü yetermiş gibi baş edemeyeceği adamlara kafa tutuyor, öleceğini bilse yinede susmuyordu. Sonrada böyle çöp poşeti gibi sokağın başına atıyorlardı. Polise de gitmiyordu. Deli miydi bu adam? Lakin ne olursa olsun. Yinede bir gerçek gün yüzündeydi. İdealleri uğruna onca dayağa direnmek de göt isterdi.
" Yine yakalamışlar seni." Dedi sesinde alayla karışık gülümseme vardı. "Çekirge üçüncü sıçrayışın da yakalandı demek. Ama İyi dayandın hakkını vermek lazım." Dedi ve nefes almaya çalışan adamı süzdü: "Niye polise şikayet etmiyorsun?" Diye sorarken Devrim, yine cevap vermedi Enes. "Ne o, artık beni görmezden mi geliyorsun?"
"Ne çok konuştun be sırık." Derken kalkmak istedi. Adamın derdi kendine yetiyordu bide bunun çenesiyle uğraşamayacaktı. Devrim ayağa kalkarken elini uzattı. Eline bir bakış atıp başını çevirmek isterken ayağı kalkmaya çalıştı ama kaburgası ve sol ayağı buna izin vermiyordu. Zaten zorla nefes alıyordu.
"Sakin ol. Yavaş yavaş nefes al." Derken bir elini kaburgasının üzerine koyduğunda Devrim, acıyla inledi Enes. Neredeyse ağlayacaktı. Şerefsizler gavura vurur gibi vurmuşlardı. Biraz bekleyip nefes alış verişleri düzene girdiğinde, Devrimin yüzüne baktı.
"İnsanlık edesin mi tuttu?"
"Seninle tartışmıycam cüce." Diyerek tekrar ayağa kalktı ve yavaşça kolundan tutarak Enes'i de kaldırdı fakat bacağının üstüne basamadığını fark etti. Sıkıntılı bir ifadeyle başını çevirecekken gitmek istedi. Lakin bu herifi burada bırakırsa küçücük bir vicdan parçasının yakasını bırakmayacağını düşündü. Bu umurunda değildi ama baş ağrısı çekmek istemiyordu. Başkalarının derdi onu ilgilendirmiyordu. Herkes düştüğü gibi kalkabilirdi onun literatüründe. Öyle büyümüştü. İnsan yardıma muhtaçtı ama yardım sonrası seni görmezdi. Nankördü kısacası. Bu herif hala anlayamamıştı. Güçlü olandan korkanlar adalet için savaşanlara ne zaman yardım etmişlerdi ki? Çoğunluk, korkutulmuş birer kukladan başka bir şey değildi ona göre. Bunca nankörün içinde iyilik meleği olmaya değmezdi.
Yine de durdu ve bundan pişman olacağına emin bir ifadeyle Enes'i sırtına aldı. O neredeyse acıdan bayılmak üzereydi. Sırtında büyük büyük nefes alırken, hafifçe başını çevirdi Devrim.
"Hey cüce, sakın sırtımda öleyim deme." Derken arabasına getirip arka koltuğa yatırdı onu ve hızla en yakın hastanenin acil bölümüne getirdi. Yarım saatlik müdahalenin ardından sorguya alındıktan sonra Devrim, kendi başına açtığı işe inanamadı.
Sorgu bitiminde Enes'in yanına geldi. O ahlayarak sargılar içinde etrafına bakmaya çalışırken Devrim'i görünce sağlam gözünü kıstı. O kollarını birbiri içine atmış duvara yaslanırken kaşlarını çatmıştı.
"Gidiyorum ben cüce. Arayabileceğim biri var mı?"
"Sen mi?" Derken Enes, ne dediğini fark etmişti Devrim. Ona neydi be, kalkınca kendisi arardı.
"Her neyse.." Diyerek ayaklandığında,
"Saat kaç?" Dedi birden Enes.
"Gece yarısından sonra 3" Dedi Devrim.
"Ben dört saat dayak mı yedim lan." Derken kendi kendine tekrar Devrim'e baktı. "Beni nasıl gördün?"
Derin bir nefes aldı Devrim: "Arabayla okula geliyordum. Veysel'İn sevgili arkadaşlarının, seni çekerek mahalle arasına soktuklarını gördüm."
"Ve insanlık nağmına yardım etmedin. Tam senden beklenilecek bir hareket." Diye geveledi ağzında ama umursamadı Devrim. Yine düşündüğü gibiydi. Senin yaptığın yardımın onlar için bir önemi yoktu. Nasılsa insan, görmek istediğini görüyordu.
"Dönüşte Veysel ve diğerlerinin aynı sokaktan çıkışlarını gördüm." Diye devam etti. "Gidecektim ama lanet olası merakıma yenilip elimde fenerle etrafa bakmak istedim."
"O gördüğüm ışık senin fenerin miydi yani?" Dedi kendi kendine. O zaman ilk defa güldü Devrim.
"Azrailin olmadığım için üzüldün mü? Üzülme, Veysel hala okulda, bu gidişle ölümü görmen uzun sürmez..."
Onun keyifli haline göz deviremedi Enes. Devrim gidecekken tekrar seslendi.
"Devrim."
O sıkıntılı bir ifadeyle başını çevirdiğinde. "Sağol" Dedi Enes. "Yani beni buraya kadar getirdin. Sağ olasın."
Bir süre yüzüne baktı Devrim. Başını usulca indirip kaldırdı. Bu adam oldukça sinir bozucuydu ama en azından teşekkür edebilme kabiliyeti vardı.
"Başına iş açma da, kimseye teşekkür etmek zorunda kalma." Diyerek çıktı.
******
Yorum beğenilerinizden beni mahrum bırakmayın efenim..:) görüşürüz..
