Yıldızlara sığdırdığım o efsunlu gülüşün,
Cennetim de, gözlerinle beraber;
Fırtınalara direnen o kekremsi kalbim;
Bu kalp bir sende titrer.
*****

Zehir 01 , GİRİŞ
01.01.2003
01.10
Dışarı da korkunç bir soğuk vardı; kar sicim sicim yağıyordu ve gecenin o efsunlu karamsarlığı bastırmak üzereydi. Yılın ilk gecesiydi, bir çok kişiye umut olan, türlü türlü yeni yıl programları yapılan o yılbaşı gecesi. Sokak aralarında zemherideki soğuğa teğet geçen sıcacık bir karanlık odada; küçük bir kız çocuğu, terler içinde gözlerini açtı umut dolu olan o meşhur geceye. Gözleri daha yeni açıldığı için henüz karanlığa alışmamıştı. Korkuyla yorganını omuzlarından burnuna kadar çekti, yatağının içine sinebildiği kadar sindi. Dudaklarını birbirine bastırırken kısık gözlerle kapının yanındaki askılığa gözü ilişti. Askılığı bir siluete benzetse de daha sonra askılık olduğunu fark ederek derin bir nefes verdi. Keşke annesi perdeleri sonuna kadar çekmesiydi de muazzam ay ışığı odasını aydınlatsaydı. Böylelikle odasının içini görebilir ve yatağının altında bir canavar olup olmadığını anlayabilirdi.
Korkudan tir tir titrerken kısık sesiyle mırıldandı.
"Anne, anneciğim."
Bir an önce annesinin şefkatli gözlerini görmek ve babasının güven veren kollarına kavuşmak istiyordu. Kalbine bir keder oturdu, boğazındaki yumruyu öksürerek dışarı atmak istedi ama yapamadı. Bir kaç dakika o korkutucu karanlıkta etrafı görebilmek için gözlerini kocaman açarak odasına bakındı. Etrafında bir sakinlik ve durağanlık söz konusuydu ve bu kuytu karanlık onu daha da çok korkutuyordu. Odanın içerisini biraz daha izledikten sonra yüzüne kadar çektiği yorganı bir hışımla üzerinden atıp hızla odasının kapısına doğru koştu. Endişeli yüzüyle yalınayak koşuyordu evinin parke zemininde. Kalbinde bir huzursuzluk, gözlerinde puslu yaşlar vardı. Evinin üst katındaki odasından çabucak çıktı, aşağı inen merdivenlerden oturma odasındaki anne ve babasına doğru süzüldü. Düşmemişti, düşmemişti ama içindeki huzursuzluk ona sanki dizlerini kanatan bir zemin gibi geliyordu. Onu kurtarmaları için bağırabildiği kadar bağırdı.
"Baba!"
"Anneciğim."
Yalpalaya yalpalaya indi merdivenlerden ve son basamakta duraksayarak salonu izledi. Gözlerinde ki mahmur ifade, kalbindeki gittikçe büyüyen keder ,küçük kızın annesini endişelendirmişti. Annesi hızla koltuktan kalktı ve endişeyle kızını aradı gözleri, kızının terden sırılsıklam olmuş geceliği gözüne çarptı. Hızlı adımlarla çok sevdiği o amber gözlü kızının yanına doğru ilerledi. Eli ilk önce kızının alnına daha sonra ise ellerine doğru gitti. Hastalanıp hastalanmadığını anladıktan sonra derin bir nefes verdi. Ateşi yoktu ama kötü bir şeyler olduğu açıktı, kabus görmüştü.
"Kabus mu gördün, bir tanem."
Küçük kız sıkıntılı yüzüyle başını aşağı yukarı salladı onaylarcasına. İlk kez bir kabusunu hatırlıyordu, ilk kez kalbi böylesine korku ve kederle atıyordu. Bu güzel yuvasının içi sımsıcaktı ama kalbi buz gibi olmuştu korkudan. Elini kalbine doğru götürdü ve sanki sıkabilirmiş gibi sıktı. Meyus içinde annesinin gözlerine bakıyordu.
"Ağrıyor, anneciğim." dedi dizlerinin üzerine çökerken, annesine ve babasına ulaştığı için rahatlamıştı. O sıra da babası da endişeyle çömeldi kızının önünde. Küçük ,masum kızının gözlerinden akan damlalar içini sızlatmıştı babasının.
"Baba." dedi fısıltılı sesiyle, sanki geleceği görüyormuş gibi korkuyla devam etti. Sanki, kabusu gerçek olacaktı, hissediyordu.
"Babacığım, kötü şeyler olacak."
Babası şefkatle gülümsedi kızına, biricik kızı gördüğü kabus yüzünden korkmuştu, ilk kez kızını bu kadar korku içinde görüyordu. Küçük kızına en sıcak gülümsemesini gönderdi. Nazik elleriyle kızını göğsüne doğru çekti ve saçlarını okşamaya başladı. Onu sakinleştirmek, o güzel gülümsemesini tekrar yüzünde görmek istiyordu. O, karısına ne kadar aşıksa kızına da o kadar aşık bir babaydı.
"Elisa'm, benim bir tanecik kızım. Korkma, baban buradayken ne olabilir ki? Ben seni her şeyden, herkesten korurum. Bunu konuşmuştuk değil mi? Şimdi söyle bakalım ne gördün?"
Elisa hala korku içindeydi ama babasının ne kadar güçlü olduğunu biliyordu. Babasının kolları arasındaysa kimse ona bir şey yapamazdı, bunu da biliyordu. Babası onun için dünyanın en güçlü kişisiydi, o bir kahramandı.
Önce nefesi düzene girdi, kederli ve meyus gözleri babasının güven veren kolları sayesinde tekrar parıldamaya başladı. Sonra endişeyle babasının ellerini tuttu ve onu gitmek için çekiştirmeye çalıştı; babası, kızının onu çekiştirmesine izin veriyor ama anlamadığını açıkça belli eden bakışlarıyla kızını izliyordu. Küçük kızı daha sonra annesinin elini tuttu ve merdivenlerin olduğu tarafa doğru onları çekiştirmeye devam etti.
"Baba, saklanmalıyız." dedi heyecanlı sesiyle. Babası arkasından masumca gülümsüyor ve annesi de hafifçe kıkırdıyordu. Kızının bu cesareti, annesinin ve babasının hoşuna gitmişti. O, masum kızları artık yavaş yavaş büyüyordu. Elisa, sinirle arkasına döndü ve çatık kaşlarla bakmaya başladı.
"Saklanmalıyız diyorum! Neden gülüyorsunuz? Rüyamda gördüm! Evimize kocaman ve devasa bir şey girdi! O tehlikeliydi ve siyahtı!"
Babası kızını hızla kucağına aldı, duvarda asılı olan tarihi ve maneviyatı yüksek olan saate bir bakış atarak kızına döndü. Saat geç olmuştu, kızının artık uyuması ve güzelce dinlenmesi gerekiyordu. Kızına genişçe gülümsedi ve küçük burnuna bir öpücük kondurdu. Karısının da elinden tutarak merdivenlere yöneldi.
"Tamam o zaman, hadi odamızda saklanalım."
Küçük kızın kaşları hala çatılıydı, annesine doğru bir bakış attı ama annesi de onu ciddiye almıyor gibiydi. Küskün bakışlarını önüne döndürdü, artık korkmuyordu ama şimdi de sinirliydi. Neden kimse onu ciddiye almıyordu? O artık 5 yaşındaydı ve büyümüştü. Genç adam yatak odasının kapısını açarken kucağındaki kızını yatağa bıraktı.
"Hep beraber kalırsak kimseye bir şey olmaz ama artık uyumamız lazım." dedi ve kızını yorganın altına sokarken karısının elini tutup onu da çekiştirdi.
"Bu kahramanın yarın tatili ve bu kahraman tatilini güzelce bir sabah kahvaltısından sonra kızıyla ve eşiyle oynayarak geçirmek istiyor." Annesi gibi babası da yatağına uzandı ve beline uzanan yorganı hem kendi üstüne hem de karısının üstüne doğru çekti. Kızını ortalarına alırken saçlarına bir öpücük kondurmayı unutmamıştı.
"İyi geceler, meleğim." diyerek kızının yanağına bir öpücükte annesi kondurdu. Gülümseyerek gözlerinin kapattı Elisa. Annesi sağ tarafında yatarken babası soluna geçmişti. Böylelikle hem sağ tarafı hem de sol tarafı güvenilirdi. Artık sinirli değildi, uykusu ağır basmış ve çoktan babasının göğsüne doğru hareketlenerek mayışmıştı. En son babasının huzur ve güven veren sesini duymuş ve annesinin sevgi dolu ellerini hissetmişti.
"İyi geceler benim güzeller güzeli meleklerim."
Sonra bir ses duydu.
Bir sarsıntı hissetti küçük kız.
Güven yok olmuş,
Huzur kaybolmuştu, hissediyordu.
Bu bir kaç saat, güven ve huzurun son damlalarıydı.
Gözlerini açtı amber gözlü küçük kız, annesinin endişeli yüzünü gördü.
Hızla bir yere taşınıyordu annesinin kucağında.
Babası neredeydi?
Korkunç bir ses daha duydu.
Bu sesten nefret etti.
Annesinin yüzünden kendi yüzüne düşen damlalardan nefret etti.
Bir dolabın kapağı açıldı.
Hissetti teninde buz gibi soğuğu.
Annesi, küçük kızı, mutfak balkonundaki o buz gibi kilerin içine oturttu ve elleriyle masum kızının yüzünü avuçladı.
"Bak şimdi Elisa'm, seninle bir oyun oynayacağız. Eğer kazanırsan sana o çok sevdiğin ve istediğin mor tabloyu alacağım. Anlaştık mı?" Annesinin hızlı konuşmasından anladığı tek şey istediği tabloyu alacağıydı. Ona rağmen heyecanla başını salladı. Annesi, Elisa'nın üzerindeki battaniyeyi çekiştirerek kızının açık hiçbir yeri kalmayacak şekilde sarmaladı. Saçlarını battaniyenin içinden çıkararak canının acımasını engelledi.
"Ben, sana seslenene kadar bu dolaptan çıkmak yok. Anlaştık mı?" Elisa yine heyecanla başını salladı ama yanakları şimdiden kıpkırmızı olmuştu bile. Dışarısı kadar soğuk olmasa da, kiler yine de çok soğuktu. Annesi kızının yanağına bir öpücük kondurarak son kez çok sevdiği , amber gözlere bakarak gülümsedi. Elisa da heyecanla ve kocaman olmuş gözlerle annesine gülümsedi.
Daha sonra dolabın kapağı birden yüzüne kapatıldı.
Annesinin yüzü kayboldu, şefkat gitti, sevgi gitti.
Babasının sesi kesildi, güven gitti, huzur gitti.
Küçük kız üzerindeki battaniyeye iyice sarıldı.
Neler oluyordu? Uzun bir süre geçti.
Annesi hala ona seslenmemişti,
O, ise çok üşüyordu.
Korkunç bir ses daha duyuldu.
Daha sonra bütün sesler kesildi.
Bir ayak sesi duyuldu o, tehlikeli sessizlik arasında.
Gittikçe yaklaşıyordu ona.
Gözleri kocaman oldu küçük kızın, dudaklarını birbirine bastırdı.
Nefes almayı bıraktı.
Buz gibi soğukta, annesinin verdiği battaniyeye daha sıkı sarıldı.
Kalbi parçalanacakmış gibi atmaya başladı.
Kabusundaki siyah kıyafetli adamın geldiğini düşündü.
Korku tekrar uğramıştı küçük kıza.
Ayak sesi gittikçe uzaklaşmaya başladı.
Bir kapı kapandı.
Bir ev dağıldı.
Bir yuva yıkıldı.
Bir anne öldü.
Bir baba gömüldü.
Bir çocuk, bu hayata en başından tekrar gözlerini açtı.
Dolabın kapağı açıldı, soğuktan uyuşmuş ayaklar buz gibi mermerle buluştu. Yavaş ve korkak adımlarla balkonun kapısını araladı ve mutfağa girdi. Soğuktan uyuşmuş yüzüne temas eden sıcaklıkla içi titredi, yumruk şeklindeki elleri çözüldü. Karanlığa alışık gözleriyle mutfağın içini inceledi. Yaşadığı korku ve heyecanla sümbüllü tablo aklına bile gelmiyordu. Ne kadar korksa da titrek sesiyle annesine seslendi, gerçi bu mırıltıdan farksızdı.
"Anne."
Korku dolu adımları ile mutfağa girmiş ve hızla yemek masasının altında kendine yer bulmuştu. Güneş henüz bu umutsuz ve dehşet geceyi aydınlatmamıştı, evin içerisi zifiri karanlıktı. Elisa şimdilik etrafı izleyip kendini saklayacaktı. Bacaklarını kendine çekebildiği kadar çekmiş, sinebildiği kadar sinmişti. Mutfağı daha iyi görebilmek için gözlerinin hafifçe kıstı ve başını eğerek dolabın köşesinden mutfak kapısına baktı. Orada sanki bir süliet görmüş gibi olmuştu. Işıkları açmak için henüz boyu yetmiyordu ama bir süredir karanlıkta durduğu için gözleri çoktan alışmıştı. Puslu da olsa bir şeylerin siluetini görebiliyordu. Derin bir nefes vererek sırtını dolaba dayadı ve bacaklarını tekrar kendine çekip bir süre bekledi. Yemek masası ve çok amaçlı dolap birbirine bitişik olduğu için hem Esila'yı saklıyor hem de onu koruyordu.
Herhangi bir ses ve hareketlenme olmadığından masanın altından çıkmayı düşündü. Tekrar dolabın köşesinden mutfak kapısına doğru baktı ve yavaşça emekleyerek masanın altında kıpırdandı. Anlık olarak fark ettiği hareketlenmeyle gözleri hızla mutfak kapısına doğru çevrildi. Kapının önünden biri geçmişti. Masanın bitişiğindeki sandalyeye doğru yavaşça ilerledi. Sandalyenin onu daha çok kapatmasını ve görülmemesini ümit ediyordu. Sandalyenin altında yeteri kadar korunaklı olmadığını düşünmüş olmalı ki tekrar sırtını dolaba verdi ve duvara doğru sindi.
Kapının önünden geçen kişi bu ufak hareketlenme sesini duyarak tekrar geri döndü. Mutfak kapısını yavaşça araladı, bir süre bekledi daha sonra mutfağın içine kısa bir göz attı. Gözleri kısılmış ve birinin nefes alış verişini çoktan fark etmişti. İlerlemedi, mutfağa girmedi. Bu belki bir ihanet belki de bir merhametti ama netice de küçük kız çocuğunu ispiyonlamadı. Aradığı şeyi bulamamış gibi alnını sıvazlayarak geri döndü ve 20 sene geçse de Elisa'nın aklından silemeyeceği o ses tonuyla bağırdı.
"Burası tamam efendim, kız burada değil."
Elisa, gözlerini korkuyla açarak titreyen ellerini ses çıkarmamak için ağzına götürdü. Rüyasında yaşamıştı bu anı. Aynı böyle, bu şekilde mutfağın önünden birisi geçiyor ve aynı şeyi söylüyordu. Masanın altında bacaklarını daha çok kendine çekti ve ne kadar korksa da aralık olan mutfak kapısına doğru baktı. Yakalanmamak için kapıya baktığı gibi anında tekrar dolabın arkasına doğru çekti kendini. Çıt çıkarmıyor hatta seyrek nefeslerine rağmen nefesini daha çok tutuyordu. Bir elini ağzından çekerek kalbine götürdü, kalbi sıkışıyor ve nefesi daralıyordu.
Annesi ve babası neredeydi? Neden onların sesini duyamıyordu, kendini duyuramıyordu? Bunun bir rüya olduğunu düşündü ama rüya olmadığını da biliyordu. Çünkü yaşadığı bu korku ve dehşet tamamıyla gerçekti.
Gürültülü bir kapı sesiyle yerinden korkuyla sıçradı. Gözlerini açabildiği kadar açtı, bir şeyler olmasını bekledi ama etraf az öncekinin aksine oldukça sessiz ve sakindi. Bu sefer kapıya bakacak cesareti yoktu. Artık bu korkuya dayanamıyordu, her an bayılacak gibi hissediyordu. Elisa, bu sesin dış kapının sesi olduğunu fark ettiğinde ne kadar tereddüt etse de babasına seslendi.
"Baba."
Babası sesini duymamıştı, oysa babası her zaman onun sesini duyardı. Annesi , yabancıların kendisini kaçırabileceğini, onlardan hiçbir şey almamasını anlatmıştı. Bir anda dehşetle gözlerini açtı. Aklına, babasının da kaçırılabileceği geldi. Tereddüt dolu adımlarla masanın altından çıktı ve dolaptan tutunarak mutfak kapısına doğru ilerlemeye başladı.
"Anne korkuyorum!"
Annesinin duyması için ses tonunu biraz daha yükseltmişti ama annesi ona cevap vermedi. Kapının arkasına, duvarın dibine doğru koştu. Bir süre daha duvarın dibinde bekledi, gözleri dolmaya başladı korkuyla. Korkudan yerinde hareket edemiyor ve titrek ellerinin desteğiyle istemsizce duvarın dibine doğru eğilmeye başlıyordu. Çenesi titremeye başladı, gözyaşları usulca yanaklarından akıyordu ama yine de kimse ona yardım etmiyordu. Ağladığında her zaman babası onu göğsüne çeker ve saçlarını okşardı, Elisa'yı yatıştırır ve onu öperdi. Korkmamasını söylerdi ve Elisa artık korkmazdı. Bekledi, bekledi, bir süre babasının gelmesini bekledi ama gelmedi.
Babasının gelmeyeceğini anladığında hayal kırıklığıyla duvarın dibinden yavaşça ayaklandı. İçin için ağlıyor bir yandan da olası tehlikelere karşı kendini savunuyordu. Bu sefer kendini duyurabilmek için titrek ve boğuk sesiyle haykırdı.
"Baba, kurtar beni!"
Kapının arkasında uzunca bir süre hem babasını bekledi hem de ağlamaya devam etti. Bir an önce babasına kavuşmak ve onun göğsüne sığınmak istiyordu. Kalbindeki dehşet verici korkuya rağmen korkulu adımları mutfaktan salona çevrildi, bir süre salon kapısının önünde saklandı. Ya içeride o korkunç insanlar hala var'saydı? Ne yapardı o zaman bu küçük, güçsüz kızcağız? Sesleri dinledi, pürdikkat kulağını salon kapısına dayadı. Pijamasının koluyla gözyaşlarını sildi, gözyaşları yüzünden hiçbir şey göremiyordu. Bir süre telikeli olup olmadığını anlamak için kapının arkasında bekledi ama hiç ses yoktu. Yavaşça açtı salon kapısını, ufacık bir aralıktan görebildiği kadar içeriyi süzdü. Kafasını kapının aralığından daha çok içeriye soktu ve görmeye hazır olmadığı görüntülerde kalakaldı amber gözleri.
Annesi kıpkırmızı bir suyun üzerinde yatıyor, babası merdivenlerin üzerinde ona doğru bakıyordu. Annesi uyumuştu belli ki; hızlıca babasına doğru koştu, kollarının arasına girdi, kalbindeki o amansız korku uçup gitmişti. Derin derin nefes alıp vermeye başladı. Güvende olmanın hissiyle için için ağlamaya başladı. Bu ağlama, rahatlamanın ağlamasıydı. Sonunda bitmişti her şey, babasına kavuşmuştu. Babası onu korurdu ama bir tuhaflık vardı. Babası ona sarılmıyordu.
Bu tuhaflığı ortadan kaldırmak ve burada olduğunu hissettirmek için "Baba, baba!" diye feryat figan seslendi ama babası ne ona sarılıyor ne de onunla konuşuyordu. Babası her zaman sımsıcak olurdu ama bu sefer buz gibiydi. "Baba, çok korktum! Rüyamdaki siyah şey beni kaçırmaya çalıştı!" Bir süre babasının tepkisini bekledi ama istediği tepkiyi alamayınca hüzünle babasının kollarından ayrıldı ve gözlerinin içine doğru baktı.
"Baba, küstün mü bana?" dedi endişeli ve üzgün sesiyle, neredeyse tekrar ağlayacaktı. Tam babasının karşısına geçti ve merdivenin tutamaçlarına yaslanmış babasını seyretti. Babası sadece ona bakıyor ama hiçbir şey yapmıyordu. Korkusu babasını görünce geçmişti ama bu seferde endişelenmeye başladı.
"Baba, özür dilerim! Baba... Babacığım." diyerek yanaklarını öptü babasının. Elleriyle yanaklarını tuttu, ısıtmak için güzelce ovaladı ama ısınmıyordu o yanaklar. Gözleri babasının pijamalarına kaydı, mavi pijamalarının bordo olduğunu fark etti, daha sonra kendi üstüne bulaşan kırmızı boyayı gördü. Elleriyle üstünü yokladı, ellerine de bulaşmıştı o kırmızı boya ama bunu dert etmedi.
"Baba! Mutfakta biri vardı! Çok korktum, sana seslendim ama duymadın!" küskün bir edayla babasına baktı ama babası hala kızına bir şey söylemiyordu. İfadesiz bir yüzle Elisa'ya bakıyordu. Elisa beklediği tepkiyi bulamayınca gözleri annesine döndü, annesinin beyaz geceliği de kıpkırmızı olmuştu.
"Baba, oyun mu oynadınız? Boyama oyunu mu?" dedi ve sevinçle babasına baktı. Ellerinin birbirine çırparken heyecanla ayağı kalktı.
"Ben de... Ben de istiyorum!"
Ama babası hala küçük kızına cevap vermiyordu, ona sarılmamıştı, onu öpmemişti, ona korkmamasını söylememişti. Küçük kız anlık bir öfkeyle babasına tekrar baktı, ona küstü. O sıra da annesinin sesini duydu, hızla koşarak annesinin yanına gitti, yanına çömeldi. Annesinin, yüzünü kaplayan saçlarını geriye attı ve küçük avuçlarıyla yanaklarını tuttu.
"Anne, anne! Babam bana küsmüş!" dedi.
Annesi kızına gülümseyen bir yüz verdi son defa, şefkatli bakışlar bağışladı masum kızına. Kızının gözlerinin yaşardığını fark etti, son gayretle elini kaldırdı ve kızının yüzünü avcunun içine aldı. Okşadı, o kadar içten okşadı ki; küçük kızın gözyaşları yavaş yavaş akmaya başladı.
"Meleğim..." dedi genç kadın.
"Meleğim, biz sana asla küsmeyiz."
Daha sonra genç kadın gözlerini kapattı, sonunun yaklaştığını anlamıştı. Son bir defa kızını görebildiği için Tanrı'ya şükretti. Annesinin uyuduğunu sanan masum kız, genç kadının yanına doğru sokuldu, göğsüne başını koydu. Pembe geceliği şimdi tam anlamıyla kırmızı olmuştu, boya bacaklarına, kollarına hatta yüzüne bile bulaşmıştı ama bunu yine dert etmedi küçük kız. Bütün korkusu ve dehşeti geçmişti artık. Ne kadar annesi, babasının ona küsmediğini söylese de babasına kırgın bir şekilde gözlerini yumdu.
Annesinin göğsünde o da uykuya daldı,
Bu uyku sonsuz değildi,
Bu uyku, acı dolu hayata başlamak için son dinlenmeydi.
Bu uyku, başlangıç noktasının ortasına kurulmuş bir mola yeriydi.
Bu uyku, efsunlu bir yılbaşı gecesiydi.
*
O gün dağlar yerinden oynadı, fırtınalar koptu.
O gün gözyaşları sel oldu, bir infaz gerçekleşti.
O gün ben,
Küçük masum bir kızı, giyotine yatırdım.
*
Umarım yeni kitabıma destek verirsiniz 💙