"Babanın kaderi senin ellerinde, küçük intikam meleği."
Telefondaki mesaj buz gibi bir nefes gibi yüzüme çarptı. Gözlerim Alp'in babamın hücresinin önünde çekilmiş fotoğrafına mıhlanmışken, kalbim göğsümde bir kuş gibi çırpınıyordu. Bu ne demek oluyordu? Alp'in babamla ne ilgisi vardı? Yoksa tüm bunlar bir tesadüften mi ibaretti?
"Zeynep, iyi misin?" diye sordu Elif endişeyle.
Boğazımdaki düğümü yutkunarak çözmeye çalıştım. "İyiyim," dedim titrek bir sesle. "Sadece biraz başım döndü."
Elif'in şüpheci bakışlarını üzerimde hissettim ama üstelemedi. İyi ki de üstelemedi. Şu an bir de ona bu karmaşayı açıklayacak halim yoktu. Belki de bu fotoğraf yanlış anlaşılmaya müsaitti. Belki de Alp'in babası sadece bir ziyaretçiydi. Ama içimdeki karanlık fısıltılar susmak bilmiyordu.
Kitapları hızla çantama tıktım. "Ben biraz hava almaya çıkacağım," dedim. "Sonra görüşürüz."
Kütüphaneden dışarı adımımı attığımda İzmir'in ılık akşam havası yüzüme vurdu. Derin bir nefes alarak kendime gelmeye çalıştım. Sakin olmalıydım. Panik yapmak hiçbir şeyi çözmezdi. Önce bu fotoğrafın ne anlama geldiğini öğrenmeliydim.
Gözlerim istemsizce fakültenin bahçesinde dolanan Alp'i aradı. Onu uzakta, arkadaşlarıyla konuşurken gördüm. Gülüyordu. O kadar rahat ve kendinden emin görünüyordu ki, az önce gördüğüm fotoğraf bir anlığına gerçekliğini yitirdi sanki.
İçimde bir şeylerin kıpırdandığını hissettim. Alp'e karşı hissettiğim çekim, intikam ateşimle dans ediyordu. Ondan hoşlanıyordum. Bu yadsınamaz bir gerçekti. Ama ya tüm bunlar bir oyunduysa? Ya Alp beni sadece kullanıyorsa?
Onu izlemeye devam ettim. Güneş batarken yüzüne vuran altın rengi ışıklar, onu adeta bir tanrı gibi gösteriyordu. O an, ona her şeyi sormak istedim. Neden babamın hücresinin önündeydi? Bu fotoğraf ne anlama geliyordu? Ama bir şeyler beni durdurdu. Belki de henüz hazır değildim. Belki de gerçeği öğrenmekten korkuyordum.
***
Akşam yemeği için hazırladığım salata, boğazıma düğümleniyordu. Annem, karşımda endişeyle beni izliyordu. "Zeynep, bir sorun mu var?" diye sordu. "Son günlerde çok dalgınsın."
Ona babamın durumunu anlatmak istedim. Ona Alp'le ilgili hislerimi dökmek istedim. Ama yapamadım. Annemi daha fazla üzmek istemiyordum. Zaten yeterince acı çekiyordu.
"Yok anne," dedim zoraki bir gülümsemeyle. "Sadece sınavlar yaklaşıyor, biraz stresliyim."
Annem inanmamış gibi baktı ama üstelemedi. Yemeğimi bitirdikten sonra odama çekildim. Telefonumu elime alıp Alp'in numarasını tuşladım. Aramalı mıydım? Yoksa beklemeli miydim?
Tam o sırada telefonum tekrar çaldı. Bilinmeyen bir numara. Aynı numara.
"Konuşmamız gerek, Zeynep," dedi telefondaki ses. Tanıdık ama bir o kadar da yabancıydı. "Yoksa babanın kaderi daha da karanlıklaşır."