İçeriğe geç

Zayıf Nokta

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Zayıf Nokta

Bölüm 3

Taşınmanın Gerekçesi

Hayatın acımasızlığı çoğu zaman yüksek sesle gelmez, kapıyı kırmaz, tehdit etmez; daha sinsidir, sana kurallar koyar, o kuralların mantıklı olduğuna seni inandırır, gerekçeler sunar, taşınmanın gerekli olduğunu söyler, uzaklaşmanın iyileştireceğini fısıldar, güvenliğin duvarlarla mümkün olduğunu öğretir ve sonunda sen fark etmeden bütün hayatını bir bavula sığdırmanı ister, çünkü bazen insanın kaçtığını sandığı şey aslında onun için hazırlanmış bir yoldur ve o yol, ne kadar düzgün görünürse görünsün, seni tam da korkunun merkezine götürmek için döşenmiştir. “Unutma, sessizlik de bir cevaptır.” O cümle hâlâ zihnimin içinde yankılanırken kapıyı açıp eve girdim.Ayakkabılarımı çıkarmayı bile unuttum. Kapıyı kapattım ama kilidi çeviremedim, çünkü kilit artık bir güvenlik değil, bir ironi gibi geliyordu; anahtarın iki kez çevrildiği o geceyi düşündüm ve dizlerim birden boşaldı, sırtım kapıya yaslandı, yavaşça yere çöktüm ve uzun bir süre öylece kaldım, çünkü bazen insan düşünmez, sadece ağırlığın altında sessizce çöker kalırdı. Aertık ne yapacağımı bilmiyordum. Kaçmalı mıydım? Kalmalı mıydım? Yoksa hiçbir şey olmamış gibi davranmalı mıydım? Telefonum titredi irkilerek baktım. Ana ekranda gördüğüm isim gönderen: Adnan Beydi. Mesajı açtım. “Marsel abicim, yarına kadar evin hazır olacak. Söz verdiğim gibi. Adres: … Artık evin burası, için rahat olsun, korunaklıdır. Ayrıca geldiğinde bir çilingir olacak, artık evinde hiçbir anahtar senden habersiz dönmeyecek.” Ekrana uzun süre bakakaldım. "Korunaklı." "Hiçbir anahtar senden habersiz dönmeyecek." Bu cümle güven vermeliydi normalde.Ama içimde bir yerde, bu kadar kesin konuşan cümlelerin her zaman bir bedeli olduğunu bilen bir parçam vardı. Yine de çok yorgundum. Artık şüphe bile taşımaya hâlim kalmamıştı.En azından bir evim olacaktı.O düşünceye tutunup gözlerimi kapattım... Uyandığımda çoktan sabah olmuştu. Eşyalarımı alelacele topladım. Çokda bir eşyam yoktu zaten. Bir kaç parça tişört ve pantolonlar. Geri kalanlar evdendi. Evi alırken eşyalı tutmuştum.Sadece kitaplarım ve ben buraya ait değildik. Her hareketim mekanikti; kıyafetler bavula girdi, kitaplar kutuya yerleşti, sanki biri beni uzaktan kumandayla yönetiyor gibiydi. İşim biter bitmez bir taksiye çağırıp adresi söyledim. Yol boyu geçmişi düşündüm. Sadece geçmişimi... Adrese vardığımda gördüğüm şey, bir evden çok bir sahneydi. Büyük, ağır bir giriş kapısı.Kapının hem içinde hem dışında iki güvenlik kulübesi.Demir kapının üzerindeki işlemeler bile ciddiydi. Taksisen imip parasını verdim ve yavaşça adımlamaya başladım. Benimle aynı hızda kapı da açılmaya başladı. Aralı kapıdan içeri girdiğimde taşlardan oyulmuş bir yol uzanıyordu önümde, sol tarafta geniş bir bahçe vardı, ağaçların düzeni bile ölçülü, sağ tarafta boylu boyunca dört şezlong ve cam gibi duran bir havuz. Bir sahaf maaşıyla bu mümkün müydü? “Bu bana neden karşılıksız?” diye düşündüm. Tam o sırada bük evin giriş kapısını andıran birkapı açıldı.İçeriden bir adam ve bir kadın çıktı. Adam iri yarıydı; omuzları geniş, yürüyüşü hızlı ve kararlı gibi duruyordu.Kadın ise kısa boylu, 1.50 civarında, yüzünde tuhaf bir yumuşaklık vardı ama gözleri dikkatliydi. Kadın girişte kaldı,adam ise bana doğru yürüdü. “Sen Marsel’sin,” dedi, tok ve baskın bir sesle, “gecikmedin, güzel. Bavulu ver.” Refleksle bavulu bıraktım. “Ev hazır,” dedi, “burada güvendesin, düzen var, kural var, dışarıdan kimse giremez.” “Bu… fazla büyük,” diyebildim. Adam kısa bir kahkaha attı. “Büyük olan şeyler insanı korur.” Korur mu? Yoksa saklar mı? Bu düşüncelerimi içime sakladım tabii ki de. Bavulu alıp içeri yöneldi. Bende arkasından annesini takip eden ördek gibi onu takip ettim.Kapıdan geçerken kadına sert bir bakış attı; kadın anında gözlerini kaçırmıştı fakat bu benim gözümden kaçmamıştı. Evin içine girdiğimizde bizi yüksek tavanlar, mermer zeminlerin ışığı yansıtıması, geniş bir salon, duvarlarda sade ama pahalı tablolar, büyük camlar, ağır perdeler karşıladı. “Odalar üst katta,” dedi adam. Tam o sırada telefonum yine titredi. Bu sefer de Adnan Bey’dendi. “İyi dinlenmeler. Rahatça istirahat et. Kendine iyi bak.” Teşekkür yazacaktım ki adam cebinden beş anahtar çıkardı. “Bunlar odaların,” dedi. Anahtarları avucuma bıraktı.Soğuktular.Rastgele birini seçtim. “Yukarı çıkacağım,” dedim onun gibi dümdüz daha çok DÜZ bir şekilde. Adam başını salladı ve beni yönlendirerek odama götğrdü. Odam üst kattaydı. Camsız bir kapısı ayrıca tüm odalar aynı renk kapı olmasına rağmen benimki siyahtı. Odam girip bavulumu bırakıp gitmişti adam ve tek başıma kalmıştım artık. Göz gezdirdiğimde sade ama şıktı.Gri tonlarında duvarlar, büyük bir yatak, koyu ahşap bir çalışma masası, geniş bir pencere, ağır ama zarif perdeler, köşede tekli bir koltuk ve duvarda boş bir kitaplık vardı. Minimal. Temiz. Neredeyse fazla düzenliydi. Yatağa uzandığım an rahatlığından istemsizce uyudum .Rüyamda yeşil kitabı gördüm.Kapaksızdı.Sayfaları kendi kendine çevriliyordu.Her sayfada aynı cümle yazıyordu: “Anahtar iki kez çevrildi.” Sonra sahafın içindeydim.Ama raflar boştu.Sadece o kitap vardı.Yaklaştım.Elimi uzattım.Sayfa açıldı.Ve sayfada benim adım yazıyordu. Terler içinde uyanmıştım. Resmen duştan çıkmış gibiydim. Alnımda boncuk boncuk Terler vardı. Cama baktığımda gece olduğunu gördüm. Hala rüyanın etkisindeydim. Nasıl olur da benim ismim geçerdi o kitapta? Geceydi bu yüzden bir an tereddüt ettim.Sonra aniden karar verdim.Sahafa gitmeliydim. Üstümü değiştirip siyah bir şeyler giydim. Gece karanlığında ben buradayım demek istemiyordum. Yavaşça kapıyı aralayıp etrafa baktım.Koridorda kimse yoktu. Parnak uçlarım ile hareket ederek aşağıya indim. Etrafıma bakınıyordum fakat kimse yoktu. Bahçeye çıktım.Güvenliklere “Hava alacağım,” demiştim.Kapıyı açtılar ve gitmeme izin verdiler. Az ilerleyip bir taksi çağırdım. Az bir süre geçti ve sahafa gelmiştik. Taksiciden izin isteyip beklemesini söyledim ve indim.Sahafın kapısını açıp girdim. İçeride kimse yoktu. Şimdi hızlıca hareket etmeliydim. Etrafıma bakındıktan sonra yukarıdaki birkaç kutuyu gördüm.Merdivenleri ikişer üçer çıktım. İlk öndeki kutuyu açtım. Tam tahmin ettiğim gibi Yeşil kitabı bulmuştum içinde.Tam düşündüğüm yerdeydi.Onu alıp beklettiğim taksiye bindim.Eve döndüğümde kitabı montumun içine sakladım.Odama hızlıca çıktım.Kapıyı sonuna kadar kapattım.Kitabı masaya koydum. Büyük bir heyecanla sayfaları hızlıca açtım fakat sadece ilk üç sayfa doluydu gerisi boş. Çok garipti. Kitabın başını açıp ilk sayfayı okumaya başladım. Okudukça kalbim hızlandı. Çünkü kitap… Benim o kitabı bulduğum günü anlatıyordu. Sahafa girişimi. Telefonun çalmasını. Düşüşümü. Cümleyi. Her şeyi. Kelimesi kelimesine. Ve en sonda şuan yaşadığım olay vardı. O an anladım. Bu kitap geçmişi yada bir hikaye anlatmıyordu. Bu kitap… beni yazıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.