" Zaten bencillikle lekelenmiş sevgi ifadeleri sempati uyandırmaktan uzaktır; yürek her türlü ince hesaptan ve yarar beklentisinden nefret eder."
Her insan bencil değil midir zaten? Hayat bize bunu öğretir. Kendini düşün çünkü insanlar seni düşünmüyor. Hiç kimse. Şayet bir gün seni senden daha çok düşünen biriyle karşılaşırsan bencillikten aranırsın.
Vadideki Zambak kitabını yatağımın üzerine bıraktım ve yavaşça kalktım. Saat neredeyse gece 3'e geliyordu. Etrafın bu kadar sessiz olması hoşuma gitmiyordu kendimi güvende hissetmiyordum belki de sadece küçükken evde alıştığım gürültü seslerine alışmamdan kaynaklıydı. Karnımın guruldayan sesiyle mutfağa ulaştım ve tost makinesini çıkardım.
Küçük kız açlıktan guruldayan karnıyla usulca mutfağa gitti. Açlıktan midesinin ağrıdığını hissediyordu. Hala neden akşam yemeğ yiyemediğini anlamış değildi. Babası yemek hak etmediğini söyleyip sertçe odasına göndermişti. "Özür dilerim, babacığım ben ne yaptımki? Seni üzmek istemedim." "Sana cevap vermeni söylemedim seni salak!" Eli yüzüne tam denk oturuyordu. Eliyle aynı boyutta olan suratına sert bir darbe aldı. Ama ağlamasından babası hoşlanmıyordu ağlamamayı öğrenmişti. Babası gittiğinde odasında duran pembe aynaya baktı. "Annemin yüzüne sürdüğü kırmızı boyaya benzemiş yüzüm! Acaba annem kadar güzel görünüyor muyumdur şuan?" Yüzünü buruşturdu. "Ama annem kadar güzel değilimki ben. Keşke olabilsem"
Sevgi görmemiş minik kız çocuğu babasının ona yaptıklarını normal görüyordu çünkü böyle yetiştirilmişti. Ortaokulda diğer arkadaşlarını babalarıyla gördükten sonra bazı şeylerin ters olduğunu anladı fakat suçu hep kendisinde aradı. Babasına layık değil miydi?
"Ah nasıl acıkmışım! Sanki uzun süredir yemek yemiyorum gibi!" Tamam bir buçuk saat önce yediğim pizzayı saymazsak uzun süre olmuştu bence. Çalan telefonumun sesi tüm evi doldururken bu saatte kimin aradığını merak ettim. "Nereye koydum ki şu telefonu?Bu saate hangi gerizekalı arıyor olabilir?" Telefon tam kapanacakken bulup zaferle sırıttım. Kimin aradığına bakmadan açtım telefonu.
"Lillesol Jeferson? Abraham Jeferson'un kızı sizsiniz sanırım?"
Telefonun ucundan gelen tanımadığım sese yanıt vermedim, sakince bu sefer başıma ne geleceğini bekledim.
"Ben polis memuruyum.Babamız... Üzgünüm, babanız bir cinayete kurban gitti. En yakın zamanda..."
Gerisini dinlemedim. Ne hissetmeliyim bunu bile bilmiyorum. Hayatınızı altüst eden birinin öldüğünü duyunca ne hissederdiniz? Bu kişinin babanız olması işleri hiç kolaylaştırmıyor.
"Ben ne tepki vereceğimi inanın bilmiyorum. Sanırım onu gelip görmek için hazır hissetmiyorum. Benimle konuşmanız gerekecek mi?"
"Evet hanımefendi. Sizinle konuşmak için birileri sabah gelecektir. Fikrinizi değiştirirseniz yardımcı oluruz. Tekrardan başınız sağolsun."
Telefon kapandığında hala duyduklarımı sindirememiştim. Babam cinayete mi kurban gitti? Tamam pek sevilen bir adam değildi ama cinayet işleyecek kadar ondan kim nefret ederdi? Yaşananlar ağır geliyordu artık. Tüm iştahım gitmişti ve stresten kaynaklı bir başım çatlayacak gibi hissetmeye başlamıştım. Yatağıma uzanıp sadece uykunun kollarında kalmak ve tüm yaşananları unutmak istedim.
Bölüm 1
Giriş
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.