İçeriğe geç

Zamanın Sırrı Mardin ve Kudüs

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Zamanın Sırrı Mardin ve Kudüs

Bölüm 3

1187'nin Şafağı ve Emir Melik Alâeddin

Kulakları sağır eden o mutlak sükunet, yerin yerindeki ciğerleri yakan kuru ve keskin bir toz rüzgarına bıraktı. Zaman girdabının yarattığı kuantum para birimi, dört arkadaşının yayımında ağır bir yer sarsıntısı meydana gelmişti. Ömer, dizlerinin üzerine düşerken sertçe öksürdü; ağzına dolan toz, yüzyıllar önce el değmemiş Mezopotamya toprağıydı.

"Meryem... Ali... Zeynep... Herkes iyi mi?" diye sordu Ömer, görünen gözü ovuşturarak.

"Buradayım" dedi Meryem, doğrulmaya devam ederken. Bir tıp öğrencisi refleksiyle hemen kendi nabzını ve ardından yanındaki Zeynep'in sağlığını kontrol etti. "Fiziksel bir hasar görünüyor ama hipoksik bir şok geçirmiş gibiyiz. Solunumunuzu düzene sokmaya devam edin."

Ali, sırt üstü uzandığı yerden doğrulurken elindeki EMF tarayıcısına baktı. Cihazın sıvı kristal ekranı çatlamıştı ve içindeki mikroçipler, zaman varlığının devasa büyüklükteki manyetik yüklenmesine dayanamayarak tamamen yanmıştı. "Cihaz bitti" diye mırıldandı Ali, şaşkınlıkla bakarken. "Ama daha büyük bir sorunumuz var. Akıllı telefonun GPS sinyali tamamen yok. Sadece uydu bağlantısı değil... Radyo dalgaları, baz istasyonları, dijital gürültü... Dünya üzerindeki tüm elektromanyetik arka plan radyasyonu sıfırlanmış. Bu fiziksel olarak yasaktır."

"İmkânsız değil" dedi Zeynep. Sesi titriyordu ama bu korkudan değil, karşılaştığı manzaranın yarattığı yerel huşundandı. Doğrulmuş, ellerinin önünde kenetlemiş hâlde ovaya bakıyordu. "Çünkü biz artık bizim dünyamızda değiliz."

Gençler, bölgedeki bölgelerine baktıklarında, içinde bulundukları dehlizin yıkılmadığını, aksine henüz yeni inşa edilmiş gibi bembeyaz ve pürüzsüz taşlarla parıldadığını gördüler. Dehlizin çıkışından yukarıya doğru yürüdüklerinde ise karşılaştıkları manzara nefeslerini kesti.

Aşağıda yer alan Mezopotamya Ovası, beton binalardan, asfalt yollardan ve elektrik direklerinden tamamen arınmıştı. Ova, alabildiğine yayılan yeşil ve sarının en saf tonlarıyla parlıyordu. Başlarını yukarı kaldırdıklarında, modern dünya grisiyle kirlenmiş, yıldızların gündüz zamanında bile seçilebildiği, derin ve nurlu bir gökyüzüyle karşılaşıyorlar. En silinmesi ise Ulu Cami'nin minaresiydi; Henüz hiçbir zaman yıpratmadığı o muazzam işçiliği, günümüzdeki halinden çok daha keskin ve asil bölünmeler.

"Tarih kaç?" diye sordu Ali, yutkunarak.

Ömer, dehlizin çıkışındaki kemere kazınmış taze sülüs kitabeyi inceliyordu. "Hicri 583" dedi, sesi titreyerek. "Miladi 1187. Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü Haçlı istilasından kurtarmak için ordularını topladığı yıl. Artuklu Beyliği'nin Mardin'i yönettiği dönem."

"Yani mühürleme süreleri süreleri, emanetin ilk saklandığı döneme sevk etti" dedi Zeynep, gözleri dönüyor. "Hadid Suresi'ndeki o esmalar... Zamanı büken bir anahtarmış."

Tam o sırada, kayalık patikanın aşağısından gelen nal sesleri dehlizin girişinde yankılandı. Gençler hızla dehlizin gölgesine çekildiler ancak çok geç kalmışlardı. Toz bulutunun içinden çıkan, üzerlerinde çelik halkalardan örülmüş zırhları, başlangıçta sivri miğferleri ve ellerinde Artuklu mühürlü kalkanları olan altı atlı süvari, dehlizin önünde atlarını sertçe durdurdu.

Süvarilerin önünde, kır binek atının üzerinde, otuzlu yaşlarında, keskin bakışlı ve heybetli bir komutan vardı. Göğsündeki zırhın üzerinde Artuklu hanedanına ait çift başlı kartal motifi işlenmişti. Bu, Mardin'in o dönemki idarecisi olan Emir Melik Alâeddin'den başkası değildi.

Süvariler anında kılıçlarını çekerek gençlerin çevresini sardı. Atların nefesleri ve kılıçların metalik özgürlükleri dehlizin önünü kapladı.

Emir Alâeddin, atının üzerinde doğrularak gençlerin üzerindeki modern kıyafetlerini (Ömer'in kargo pantolonunu, Zeynep'in fotoğraf makinesini ve Ali'nin cihazını yanmış cihazını) büyük bir sürpriz ve şüpheyle inceledi. Gözleri son olarak Ömer'in gözlerindeki o saf tevekküle olur.

"Siz kimsiniz?" diye gürledi Emir Alâeddin, fasih ve sert bir Arapçayla. "Üzerinizdeki bu tuhaf kisveler nedir? Hangi diyardan, hangi tebaadansınız? Hepsinden öte... Asırlardır mühürlü olan bu mukaddes Abbasi dehlizinden nasıl çıktınız?"

Ali ve Zeynep korkuyla geri dönerken, Ömer bir adım öne çıktı. Bu adamların Chronos ajanlarının olmadığını, günün öz evlatlarının olduğunu biliyordu. Kalbindeki niyetin halisliğine güvenerek, elleri iki yana açtı ve dönem diline, İslami jargona uygun olarak derin bir saygıyla başını eğdi.

"Es-selâmu aleyküm ya Melik" dedi Ömer, sessizliği titretmemeye devam edin. "Bizler uzak bir diyardan, zaman ve mekânın unuttuğu bir gelecekten gelen musafirlerimiz. Ne casusuz ne de düşman... Biz, bu dehlizdeki mühürlü taşınmaz, Cenâb-ı Allah'ın bu ümmete emanet ettiği o zamansız sırrın muhafızlarıyız."

Emir Alâeddin, "Muhafızlar mı?" diyerek kaşlarını çattı. Elini kılıcının kabzasına götürüldü. "Bu dehlizin sırrını sadece bu mülkün emirleri ve Şam'daki Sultan Selahaddin bilir. Siz bu sırra nasıl vakıf oldunuz? Eğer doğruyu söylemezseniz, kılıcım adaleti tez tecelli ettirir."

Ömer, cebinden, birinci bölümdeki konağın gizli bölmesinde bulundu ve üzerinde Selahaddin Eyyubi'nin şahsi mührü bulunan o eski, sararmış parşömeni çıkardı. Parşömen, zamanında asırlık bir kâğıttı ama şu an, tam da ait olduğu zamana geri dönmüştü; Üzerindeki mürekkep taze, mühür parlaktı.

Ömer, parşömeni iki uzatılmış Emir'e doğru uzatır. "Bu mührün sahibi, Kudüs'ün fatihi Sultan Selahaddin'dir. Bizi buraya gelen şey kendi irademiz değil, bu emanete olan sadakatimizdir."

Emir Alâeddin, parşömendeki mührü gördüğünde gözler hayretle açıldı. Atından hızla indi, gençlere doğru yaklaştı ve parşömeni Ömer'in elinden hürmetle aldı. Mührü inceledikçe çevresiki sert ifade, derin bir şaşkınlıklığa ve saygıya yerini bıraktı.

"Bu... Sultan'ın bizzat kendi başına bastığı gizli mühürdür," diye mırıldandı Emir. Başını şifreleyen dört arkadaşa baktı. "Fakat Sultan bu mührü henüz üç gün önce Şam'daki gizli divanda bastı. Siz bu mührü üç günde Şam'dan Mardin'e, hem de bu mühürlü dehlizin içine nasıl getirilirsiniz? Siz kimsiniz, neredesiniz?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.