İçeriğe geç

Zamanın Sırrı Mardin ve Kudüs

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Zamanın Sırrı Mardin ve Kudüs

Bölüm 1

BÖLÜM 1: Mezopotamya'nın Fısıltısı

Mardin'in bin yıllık taş sokaklarına ikindi vaktinin kızıl sükuneti çökmüştü. Güneş, Mezopotamya ovasının sonsuzluğuna doğru alçalırken, ovadan yukarıya doğru esen ılık rüzgar, tarihin tozunu ve eski medreselerin avlularından yükselen reyhan kokularını taşıyordu. Bu şehir, zamanda takılı kalmış, geçmişin şimdiki zamanda her köşe başında fısıldaştığı kadim bir sır ile sırlanmış.

Dört arkadaş; abbaraları, revakları ve daracık dehlizleriyle labirenti andıran sokaklarda ilerlemektedir. En önde, elindeki eski Mardin haritasını inceleyen Ömer vardı. Arkeolojik bölüm yeni bitirilmiş ve bu gezi onun için sadece akademik bir merak değil, ruhsal bir arayıştı. "Buralarda bir yerde olmalı" diye mırıldandı, başı göğe doğru yükselen Ulu Cami'nin minaresine bakarak. "Kayıtlarda, Abbasi döneminde kalan ve hiçbir resmi haritaya işlenmemiş olan eski mülk, tam bu çizginin üzerinde görünüyor."

Hemen arkasından gelen Zeynep, omzundaki fotoğraf makinesini düzeltti. İslam sanatları üzerine yaptığı çalışmalar, onun dünyaya bakışını keskinleştirmişti. Taş işçiliğinin üzerindeki bir motifi, sanki İlahi bir sanatın kesintileri yansımalarıymış gibi hürmetle bakıyordu. "Ömer, buradaki taşlar sadece üst üste yığılmış taşlar değil," dedi, sesindeki hayranlığı gizleyemeyerek. "Her biri birer ifade. Kim bilir kimlerin dualarına, hangi dervişlerin zikirlerine ev sahipliği yapıyorlardı. Bu sokaklarda yaşamak insanın kendi küçüklüğünü hissettiriyor."

Ali ise grubu tamamen farklı bir yönde temsil etmektedir. Boynuna astığı ve kendi tasarımı olan yüksek sıcaklıktaki yeteneğe sahip alan (EMF) tarayıcısının görüntüleyebilmesi için önünü zor görüyordu. Dijital ekrandaki dalgalanmalar birkaç dakikalık tuhaf dalgalanmalar gösteriyordu. "Arkadaşlar, felsefeyi biraz erteleyebilir misiniz?" dedi Ali, kaşlarını çatarak. "Cihazın sensörleri çıldırdı. Bu dar sokaklarda ne bir baz istasyonu var ne de bir yüksek gerilim hattı var. Ama manyetik alan verileri, sanki devasa bir nükleer sistemin yanındaymış gibi pik yapıyor. Burada fizik kurallarına aykırı bir şeyler var."

Meryem, o sırada Ali'nin bu heyecanlı haliyle kolundan tuttu ve duvara çarpmasını engelledi. Tıp fakültesi öğrencisi olan Meryem, grubun her zaman en sakin ama bir yandan da en renkli kişiliğiydi. Çantasında her ihtimale karşı taşıdığı ilk yardım malzemeleriyle, sadece fiziksel yaraları değil, her daim grup krizlerindeki gerginliklerini, tedavi eden bir şifacı olarak bulunuyor. "Sakin ol Ali" dedi yumuşak bir sesle. "Mardin'in havası bile insanı çarpar. Belki de sadece cihaz Mezopotamya'nın sıcağına dayanamamıştır. Kalbini ferah tut Ali, tevekkül et; bu kadim şehir adeta manevi bir zırha bürünmüş gibi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.