İçeriğe geç

Zamanın Ötesinde

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Zamanın Ötesinde

Bölüm 1

Sessiz Ritim

-Açelya Demir-

"Diyorlar ki severken de vazgeçilir ama ben yalnızca kaybı tadıyorum" Kitabın kapağını kapatıp yataktan kalktım. Sabah yedi olmuştu. Terliklerimi giyinip odadan çıktım ve mutfağa ilerledim.

Buzdolabının kapağını açtım. Bir kaç dakika boş bakışlar attıktan sonra dolaptan süt çıkardım. Buzdolabının kapağını kapattıktan sonra dolabın kapağını açıp gevrek aldım.

Gevrek ile sütü tezgaha koyarken gelen bildirim sesleri ile odama doğru gittim. Yatağımın yanındaki prizde şarj olan telefonumu alıp mutfağa geçtim. Gelen bildirimlere baktıktan sonra telefonu tezgaha koydum. Kase çıkardıktan sonra sütün kapağını açtım. Yavaşça döktükten sonra gevreği içine döktüm.

Telefonumdan dizi açtıktan sonra diziyi izleyerek gevreğimi yemeğe başladım. Dizinin sesi mutfağı doldururken, kaşığım gevreklerin arasında dolaşıyordu ama aklım ekranda değildi. Gözlerim televizyona baksa da zihnim başka bir yerde takılı kalmıştı.

Kaseyi bitirdiğimde saat yedi buçuğu geçmişti. Lavaboya bırakıp ellerimi yıkadım. Odama dönüp dolabın kapağını açtım. Askıdaki kıyafetlere bakarken dudaklarımı ısırdım. Siyah eşofman altı ve bol bir tişört… Prova günleri için en güvenli tercihti.

Sarı saçlarımı aceleyle tepeden topladım, aynada kendime kısa bir bakış attım. Gözlerimin altındaki hafif morluklar uykusuz gecelerin iziydi ama umursamadım.

Çantamı alıp evden çıktığımda apartman boşluğunda ayak seslerim yankılandı.Dışarı adımımı attığım an serin hava yüzüme çarptı. Kulaklıklarımı takıp müziği açtım. Ritmi güçlü bir parça… Vücudum farkında olmadan tempo tutmaya başlamıştı. Dans, düşünmemi engelleyen tek şeydi.

Yol boyunca adımlarımı müziğe uydurarak yürüdüm. Kalabalığın arasından sıyrılırken omzum birine çarptı ama dönüp bakmadım bile. Zaten herkes aceleciydi, herkes bir yerlere yetişme derdindeydi. Ben de öyleydim.

Stüdyoya girdiğimde herkes içerideydi. Aynanın önünde ısınanlar, yerde esneyenler, müziğin başlamasını bekleyenler… Ortam her zamanki gibi tanıdıktı ama ben kendimi o sabah onlardan biraz kopuk hissediyordum.

Çantamı köşedeki sandalyeye bıraktım. Tabletimi ve eskiz defterimi çıkarıp üzerine notlar aldım. Afiş taslağını bugün teslim etmem gerekiyordu. Dans ederken bile aklım çizgilerde, renk geçişlerinde takılı kalıyordu. Müzik açıldı. Eğitmenin sesi yankılandı. Isınmaya başladık. Kaslarım yavaş yavaş gevşerken bedenim ritmi ezbere biliyordu. Düşünmeden hareket edebildiğim tek an buydu. Adımlarım netti ama zihnim hâlâ bulanıktı. Aynadaki yansımama baktım. Güçlü duruyordum. En azından dışarıdan.

Ara verdiğimizde yere oturup tabletimi tekrar elime aldım. Ekrandaki tasarım bana yabancı gelmişti. Normalde birkaç dokunuşla çözeceğim şeyler bu kez ağır ilerliyordu. Derin bir nefes aldım. Odaklan, Açelya, dedim kendime.

Prova bittiğinde saat öğleni geçmişti. Stüdyodan çıktığımda kulaklıklarımı tekrar taktım. Aynı şarkı hâlâ çalıyordu. Sanki sabah bıraktığım yerden devam ediyordum. Adımlarımı hızlandırdım. Şehrin gürültüsü müziğin arasından sızıyordu.

Evin kapısına geldiğimde anahtarı çıkardım. Evin içine girdim. Kapıyı kapatıp odama girdim. Çantamı yere attım.

Üstümdekileri çıkarmaya başladım. Pembe renkli pijamalarımı giyindim. Sarı saçlarımı açtım. Tarayıp beyaz kıstırmalı toka ile topladım. Terliklerimi giyinip mutfağa geçtim. O sırada arkadaşım Afra'ya mesaj atıyordum.

Akşam işten çıkınca bana gel.Boş boş yatıyorum. Afra: Olabilir. Geliyorsun yani? Afra: Bilmem. Bunu geliyorsun olarak algıladım. Akşam görüşürüz.

Telefonu kapatıp tatlı yapmak için malzemeleri çıkardım. Odadan bilgisayarımı getirdim. Magnolya yapmaya başladım.

Tatlı yapma işim bittikten sonra dolaptan börek çıkardım ve fırına verdim. Odama girdim.Yatağımdan Galant kitabını alıp kitaplarımın olduğu odaya geçtim.

Kitaplarımın olduğu oda fantastik kitaplardan fırlamış gibiydi. Raflar tavana kadar uzanıyordu. Ahşap kokusuna eski kitapların o kendine has, biraz tozlu ama güven veren kokusu karışmıştı. Duvarlara asılı küçük ışıklar odayı loş bir sarılıkla aydınlatıyordu.

Gözlerim masadaki dosyalara kaydı. Bir dergi için görsel yapılması lazımdı. O kadar yorgundum ki onu yapacak halde değildim bu yüzden onu arka plana attım. Hem dansçı hem grafik tasarımcısı olmak zor işte.

Odadaki balkonun kapısını açtım. Balkonda krem rengi bir koltuk ve beyaz bir masa vardı. Ve birden fazla bitki ile çiçek. Koltuğa oturdum. Bacaklarımı kendime çektim. Kitabın kapağını açtım. Kaldığım sayfadaki post-iti masaya koydum. En son çizdiğim yeri okudum.

"Diyorlar ki severken de vazgeçilir ama ben yalnızca kaybı tadıyorum"

Cümleyi bir kez daha okudum. Sonra bir kez daha. Kelimeler boğazımda düğümlendi. Kitabın içindeki karakterle aramda görünmez bir bağ varmış gibi hissettim. Sanki biri, içimden geçenleri benden önce yazmıştı.

Kitabı dizlerimin üzerine bıraktım. Balkondan içeri süzülen hafif rüzgâr saçlarımı kıpırdattı. Çiçeklerin yaprakları usulca sallanıyordu. Her şey olması gerektiği kadar sakindi. Fazlasıyla sakin.

Ama içimde aynı dinginlik yoktu.Gözlerimi kapattım. Bir anlığına, sadece nefes almaya odaklandım. Göğsüm yavaşça inip kalktı. Zihnim susmak bilmiyordu. Prova, teslim edilecek görsel, Afra’nın gelip gelmeyeceği… Ve sebebini bilmediğim o ağırlık.

Tekrar kitaba uzandım. Sayfayı çevirdiğim anda, balkondaki ışıkta tuhaf bir kırılma oldu. Kaşlarımı çattım. Başımı kaldırıp etrafa baktım. Her şey yerli yerindeydi. Ama… sanki hava yoğunlaşmıştı.

Sayfaları okumaya devam ettim. Kelimeler akıyordu ama anlamları yerinden oynuyordu. Cümleler, olması gerekenden daha derin geliyordu. Parmaklarım kitabın kenarını biraz daha sıkı kavradı.

Aradan kaç saat veya dakika geçti bilmiyordum. Telefonumu alıp saate baktım. Altı buçuğa geliyordu. Afra’nın çıkış saati.

Balkondan kalkıp odama geçtim. Dolabın kapağını açtım. Beyaz yeşil çiçekli bir elbise giyindim.

Aynada kendime baktım. Yorgundum ama gözlerimde hafif bir canlılık vardı. Sanki gün boyu bastırdığım bir şey, yüzeye çıkmak için fırsat kolluyordu. Saçlarımı olduğu gibi bıraktım. Omuzlarıma dökülsün istedim.

Salona geçip balkona bir kez daha baktım. Gün batımı başlamıştı. Gökyüzü turuncu ile mora çalan tonlara bürünüyordu. Çiçeklerin gölgeleri uzamış, duvara garip şekiller düşürmüştü. İçimde, açıklayamadığım bir huzursuzluk kıpırdadı.

Mutfaktan gelen fırının sesiyle irkildim. Böreği çıkardım. Tezgâha koyarken telefonum titredi. Afra: Çıkıyorum.

Gülümsedim. “Geliyorsun yani,” diye mırıldandım. Cevap yazmaya gerek duymadım. Zaten birazdan kapıda olacaktı.Masayı hazırladım. Her şey olması gerektiği gibiydi.

Bir kaç dakika sonra Afra gelmişti. Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi. Üzerinde işten çıkmış olmanın yorgunluğu vardı ama yüzündeki ifade her zamanki gibiydi; canlı, meraklı. Beni baştan aşağı süzdü.“Bu ne hal?” dedi kaşlarını kaldırarak. “Dans, tasarım, tatlı… Hepsini aynı güne mi sıkıştırdın yine?”Omuz silktim. “Alışkınım.” dedim.Kız gecesine başlamış olduk böylece.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.