İçeriğe geç

ZAMANIN İZLERİ

Bölüm 1 · 13 dk okuma

ZAMANIN İZLERİ

Bölüm 1

1.Bölüm : Bir Başlangıç, Bir Uyarı

Bir sabah, uyandığımda etrafımdaki her şey yabancıydı. Ne zaman geldiğimi hatırlamadığım bir şehirde, elimde yalnızca eski bir harita ve cebimde birkaç bozuk para vardı. Gözlerim, sokaklarda bir yön bulmaya çalıştı ama her şey karmaşık ve düzensizdi. Kalabalık, sesler, rengarenk dükkanlar… Ama bir gariplik vardı. Hiçbir şey tanıdık gelmiyordu. Sanki başka bir yerdeymişim gibi…Haritanın üzerinde bir kaç işaret var ama ne olduğunu çözemedim. Güneş var ama bir o kadar da hava serin… Bir adım attım ve sokakta yürümeye başladım. İlk farkettiğim yere girdim, eski kafe.Boş olan masaya oturdum. Gözlerim hala dışarıda, kaybolmuş bir şekilde ilerleyen insanları izliyor, bu şehrin gizemli bir hali vardı. İçimden bunu çözmem gerektiğini düşündüm.Masada bir süre oturup, dışarıdaki kalabalığı izledikten sonra cesaretimi topladım. Kafede birkaç kişi vardı, fakat birinin yardımcı olabileceğini düşündüm. Dışarıdaki kalabalıkla karışmadan, köşe masasında yalnızca bir adam vardı. Saçının rengi kumral gibiydi, yaşı fazla büyük değildi en fazla 26 yaşında gösteriyordu. Onu izlemeye başladım sonra o da bana baktı. Göz göze geldik ama farklı bir şeyler hissetmeye başladım. Sanki bir şeyler biliyordu, benim gibi kaybolmuş olan birine yardım edebilecek biri gibi bakıyordu. Tüm bu olan biteni anlamış gibi duruyordu.Masasına doğru yürüdüm ve nazikçe, “Afedersiniz, bir şey sorabilir miyim?” dedim. Adam, hafif bir gülümseme ile başını kaldırdı, gözlerinde dikkatli bir bakış vardı.“Elbette,” dedi. “Nasıl yardımcı olabilirim?”“Burası neresi? Ne zamanda olduğumuzu ya da nasıl buraya geldiğimi bilmiyorum. Kaybolmuş gibi hissediyorum.”Adamın yüzü bir an için ciddileşti, ancak yine de sakin bir şekilde cevap verdi. “Burası… zamanın kaybolduğu bir yer. Zaman her an değişir burada. Gittiğin yeri bulman kolay olmayacak. Ama seninle biraz yürüyebilirim. Belki yardımıma ihtiyacın vardır.”Gözlerinde bir anlam saklı ama ses tonunda güven verici bir sıcaklık vardı. “Zarar vermek… Hayır, tabii ki değil,” dedi. “Ama burası normal bir yer değil, zamanın ötesindesin. Burada insanların hatıraları ve geçmişleri birbirine karışır. Eğer gerçek dünya ile bağlantın yoksa, buraya düşmüşsün demektir. Kaybolmuş bir zaman dilimindesin.”Bir an sessizlik oldu. Kafedeki insanlar hala kendi halindeydi, ama sanki karşımdaki adam ile benim aramda başka bir dünya vardı. Sessizliği bozan ilk o oldu.“Benim adım Miran. Uzun zamandır burada yaşıyorum. Burada her şey kaybolur; insanlar, zaman, hatıralar… Ama bir şeyler öğrenmen gerek. Bu şehri ve zamanı anlamadan buradan çıkman imkansız.”“Nasıl yani? Tam olarak ne demeye çalışıyorsun, hiç bir şey anlamıyorum, nasıl kayboldum, buraya nasıl geldim. Ben evimdeydim…”Dediklerine karşı anlam veremiyordum. Karşımdaki adam bana zamansız olan bir şehirde daha bilmediğim adını bile duymadığım yerde kaybolduğumu söylüyor. Ben evimdeyken nasıl bu aşağılık yere geldim. Miran, derin bir nefes alarak sanki senin yaşadığın şaşkınlığı yavaşça açıklamaya başladı.“Biliyorum, kafa karıştırıcı,” dedi. “Burada insanlar kaybolur. Ama fiziksel değil, zamanla kaybolurlar. Sen evindeydin, değil mi? Belki bir anda bir şey fark ettin… Bir dakika önce her şey normaldi, ama şimdi buradasın. Burası zamanın kaybolduğu bir yer, her şeyin çakıştığı bir nokta. Senin gibi burada sık sık kaybolanlar var. Zamanını ve yerini kaybedenler. Ancak, anlaman gereken şey şu: Bu yer, her şeyin arasında sıkışıp kalmış bir boşluk. Bir geçiş bölgesi. Buraya düşmek için bir sebepten olman gerek…”Bir anlık durdu. Söyleyeceği şeyleri toparlıyor gibiydi. Tekrar konuşmaya başladı. “Zamanın kaybolmuş, bu yüzden şimdi burada oluyorsun. Burada kaldıkça, her şey daha da karışacak. Eğer buradan çıkmak istiyorsan, bir şeyleri düzeltmen gerekecek. Ve seninle birlikte gelmemi istiyorsan, sana yardımcı olabilirim.”“Zamanım nasıl kaybolmuş? Hah,Neler oluyor bu aşağılık yerde! Sen kimsin? bu kadar şeyi nereden biliyorsun?” Sesim yüksek çıkmıştı. Herkes bize bakmaya başladı. Miran, bağırdığımı duyduğunda gözlerinde hafif bir şaşkınlık belirdi ama sesinin tonundaki öfkeyi anlamıştı. Yavaşça seni sakinleştirmek için bir adım attı, ama gözleri kalabalıkta seni izleyen bakışlara kaymıştı. Etraftaki insanlar, senin ve Miran’ın konuşmalarını duyduktan sonra, ellerindeki bardakları ya da tabakları bir kenara koyup sessizce sizi izlemeye başladılar.Sana doğru adım atarak, biraz daha alçak sesle konuştu.“Öncelikle o sesini alçalt, sana yardım etmeye çalışıyorum. Burası… insanların, hatıralarının ve zamanlarının kaybolduğu bir yer. Burada hiçbir şey normal değil. Bu yüzden soruların, bağırman anlaşılabilir. Ama korkma, ben buradayım, seni yalnız bırakmayacağım.”Gözlerinin derinliğinde karanlık bir anlam vardı. “Ben burayı biliyorum çünkü buradaki kaybolmuş ruhların hikayeleriyle büyüdüm. Bu yerin sırlarını biliyorum. Ve şu an, senin de buraya düşmene sebep olan bir şeyler var.”Kalabalık biraz daha sessizleşmişti, herkesin dikkati bizdeydi. Birkaç kişi fısıldayarak konuşmaya başladılar ama hiçbir şey net değildi. Sadece izliyorlardı.Miran, biraz daha yaklaşarak, “Evet, burası seni de içine çekti. Ama burada, her şeyin bir bedeli var. Sadece kaçmak değil, doğruyu bulmak gerek,” dedi. “Sana yardım edebilirim, sadece benimle gelmen gerek.” Ne demek doğruyu bulmak bilmece gibi konuştuyor. Her cümlesinde farklı anlamlar çıkartıyordum. Hayatım zaten zorluklar içindeyken daha da dibe battığımı hissediyordum. “Tanımadığım biriyle hiçbir yere gitmem.” Hızlıca mekandan hızla uzaklaştım. İlerleyebildiğim kadar ilerledim. Yorulana kadar hiç durmadım. Sokakta ilerlerken, hiç kimse bir şey demiyordu. Burası farklıydı, sanki herkesin kendi dünyası vardı ve sadece bir yabancıydım. Bir şey vardı, öyle hissediyordum, bu yere gelmemin bir sebebi olmalıydı, ama neden ben... Yollar bir yere götürüyordu, ama nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum.Bir köşe dönüp, kalabalıktan uzaklaştım Tam karşımda bir ışık parlamaya başladı. O ışığın içinden bir ses duyuluyordu. Sesin tonu, sanki bir çağrı gibiydi. Beni çağırıyordu…“Orada kim var? Siz kimsiniz?” korku ve endişeyle bağırdım. Bana doğru yaklaşmaya başladığında, korku içinde geri çekildim. Kim olduğunu çözmediğim kişi umursamadan yavaşça ama kararlı bir şekilde bana yaklaşmaya başladı.Bir adım daha attığında, adamın yüzü ortaya çıktı ama tanıdık gelmedi. Kara gözleri vardı, saçı savaştan çıkmış gibi dağılmıştı. Güven veren bir şekilde konuştu:“Ben de buraya ait değilim, tıpkı senin gibi. Burada kaybolmuş biriyim. Buraya düşmek, bir anlam taşıyor. Eğer geçmeye devam edersen, belki de kaybolmak yerine bir şeyleri bulabilirsin.”Sesindeki sakinlik biraz da olsa rahatlamama neden oldu. Hâlâ içimdeki korkuyu hissediyordum. Bu ses kimdi ve neden bana bu şekilde seslendi. “Sen kimsin? Bana ismini söyle. Adını bilmeden sana nasıl güvenmemi beklersin. Yalan söylemediğini nereden bilebilirim.”Yavaşça geriye doğru yürümeye başladım. Adamın gizliliği gizemli bir şekilde konuşması korkutuyordu. “Benim ismim… Adım önemli değil. Ben yalnızca bir rehberim. Ama senin kaybolmuşluğunun anlamını bulmana yardım edebilirim.”Her bir kelimesi, derin bir anlam taşıyormuş gibi, içindeki belirsizlikleri biraz daha arttırıyordu. Her ne kadar geri çekilsem de sessizce beni izliyordu.“Adını bile bilmezken bir yabancıya güvenmeyeceğim.”“Benim ismim Kutay.” Bana daha fazla yaklaştı. “Burada kaybolmak zamana kaybolmak demektir. Kaybolanları bulup onlara yardım ediyorum. Yollarını bulmalarını sağlıyorum. Ulu orta bir yerde olan biteni anlatamam. Benimle gelirsen sana yardımcı olabilirim.” Bu belirsizlik içinde gözlerimi kapatarak ne yapacağımı düşünmeye başladım. İki tane tanımadığım adam aynı şeyleri geveleyip duruyordu. Sorun şu ki ikisinde farklı kişiler ve bana yardım etmek için öneriler sunuyorlardı. Bunlar kimdi? Benden ne istiyorlardı. Ne yapmam gerekiyordu hiç bilmiyordum. Başla birinin geldiğini hissederek aniden gözlerim açtım. Miran buradaydı, iyi de nasıl geldi. Beni mi takip etmişti bu adam? Sessizliği bozan Kutay oldu.“Kimleri görüyorum karşımda. Küçük kardeşim, sen buralara gelir miydin?”Ne bir dakika bunlar kardeşler mi? Nasıl hiç benzemiyorlar Kutay siyah saçlı, siyah gözlü. Miran ise kumral saçlı, mavi gözlüydü. Şaşkın bir halde sustum.“Ben hep buradayım abi, sen yeni gelmişsin. Her şeyi ben hallediyorum. Sen niye geldin?”“Yaptığın hiç bir halt yok. Tek yaptığın…” bana doğru dönerek “ismin nedir? “ dedi.Ahhh doğru ya bu karmaşa içinde ismimi söylememiştim. “Elisa.” dedim.“Güzel isim,” Miran’ a dönerek “kalıp sohbet etmeyi çok isterdim ama maalesef zamanımız yok kardeşim. Gitmemiz gerekiyor.” “Kız seninle hiçbir yere gitmiyor. Kesin emir var, kuralları çiğnemek sence ne kadar doğru. Mantığınla haraket et.”“Senden daha doğru kararlar veriyorum. Abine karışma git başka işlerini hallet.”Benim hakkımda kimle gidip kimle kalacağım konusunda tartışıyorlardı. Peki ya ben neydim. Biri de gelip bana sormuyordu. “Kimle gideceğimi ben karar veririm. Benim hakkımda kararlar almadan önce gelip bana sorun,” içimden bir ses Kutayla gitmem gerektiğini söylüyordu. Kendime güvenerek “Kutayla birlikte gidicem.” “Kızı duydun kardeşim, işine bak.”“Bunun bedelini ağır ödeyeceksin.” dedi ve uzaklaştı.Aklımda bir sürü soru işareti vardı. Bunlar kimdi? Neyden bahsediyordu, ne kuralı. Neden ben… Tüm bu aksiyon beni haliyle yormuştu. Yorgun bir sesle “Peki, şimdi ne olacak? “ “Sana her şeyi anlatacağım ama öncelikle eve gitmeliyiz. Bu yerde söyleyemem.” “Gidelim.” Yol boyunca susmuştuk. Tek kelime bile etmedik. Her şeyi baştan düşünmeye başladım. Nasıl buraya geldiğimi, neden burada olduğumu, az önce yaşadıklarımı her şeyi… anlam veremiyordum, çözemiyorum, kaybolmuştum ama yolu bulamıyordum. Yol adeta yoktu, çıkmaz sokağın içindeydim. Her zaman hayatımda daha ne kadar kötü şey yaşayabilirim desem daha da kötüleri karşıma çıkıyordu. Bu ama en beteriydi, hiç bilmediğim bir şehirdeyim belki de başka bir dünyadayım. Tanıdığım kimse yoktu..ne yaptığımı bile bilmiyorum. Evin girişine geldiğimizde kapıyı açtı. Salonu gösterdi ve oraya ilerledim. Gelmesini bekledim, sorularımın cevaplarını biliyor gibiydi. Bu yüzden onu seçmiştim. Karşıma oturdu ve “Tüm bu olan biten sana mantıksız gelebilir ama ilk anlattığım gibi sen burada kayboldun.”“Sorularımın hepsine cevap istiyorum. İlk öncelikle ben bu yere geldim, neden ben ? Amacın ne, Miran ne kuralından bahsediyorsun? Bana burada ne olucak? ““Yavaş gel, sakin sen bu yere kurbansın. Kaderin belirlendiğinde anlaşmalar yapıldı.”“Nasıl, olamaz. Bir yanlışlık olmalı.”“Susta dinle anlatıyorum,” sessizce dinlemeye başladım. “Bu olay 10 yıl öncesine dayanıyor. O zamanlar küçüktüm ama tüm olayları çözecek kadar zekiydim. Kral ve kraliçe kendi aralarında konuşuyordu. Ayin zamanı geldi… eskiden beri yapılan bir ayin ismi zaman ve izler bir nevi ailemizin yaptığı gelenek de denilir. Yaşayanlar dünyasından birini, 24 yaşına gelince buraya gelmesi. Bu kişinin de ayin yapıldacağı zaman doğması gerekiyor ve ailelerin anlaşmayı onaylaması. O yıl 100 çocuk dünyaya geldi. Kraliçe o gün yaşayanlar dünyasına gitti ve kurbanını seçti. Kim olduğunu söylemedi ama zamanı geldi ki öğrenildik o kişi ..”“Yani benim…Kraliçenin seçtiği kişi benim, ailem dedin kraliçe senin ...” devamını getiremedim. “Kraliçe benim annem. Annem seni seçmiş. Bu ayinde kurban bu şehre geldiğinde kraliçe birini görevlendirir ve kurbanı bulup ona götürür.”“Peki, sen beni niye kraliçeye götürmedin.”“Bu ayin sonucunda ne olacağını bilmiyorum.”“Diğer yapılanların sonucunda ne olduysa bunda da aynı olur. Diğerinde ne oldu?”“Sabır, sınanıyorum. Sence bilsem böyle bir zahmete girer miydim ? Girmezdim. 28 yaşındayım küçüğüm, 80 yaşında değil. Eski kitaplardan araştırıyorum ama tam anlamıyla sonuç yok.”Bu saçmalık olmalı cidden bu adam delirmiş. Gelmiş karşıma olmayan şeyler uyduruyor. Hangi alemden gelmişti acaba, ya da çok kurgu okuyordu net kendini kaptırmış. Ama ya gerçekse… işte o zaman ne olacak? Ya böyle bir şey varsa. Peki ben ne olacağım, bana ne olacak? Bilmediğim tanımadığım yerde kapan kasılıp kalmıştım. “Belki yardım edebilirim. Sonuçta bana olacak şeyleri öğrenmek hakkım.”“Gerek yok ben hallediyorum, bugün yoruldun dinlen yarın derse başlayacağız.”Bir saniye ne? Yanlış duymuş olmam gerekiyor. Ders dedi, cidden ders dedi. Şaşkınlıkla “Ders mi?” Beni onaylayan sesler çıkarttı. Doğru duymuşum, yanlış duymuş olsaydım…“Ne dersinden bahsediyorsun?”“Burada kendini savunman gerekiyor,” beni süzmeye başladı ve devam etti. “Görüyorum ki bir bilgin yok. Kendini koruyacaksın, sana zarar gelmesin diye küçüğüm. Şimdi dinlenme vakti.”Daha sorularım bitmemişti ki… bu yer hakkında bir sürü şey merak ediyordum. Ne dinlenmesinden bahsediyor yahu ben bu yerde gebersem bile uyumam.“Sorularım bitmedi.” “Yarın hepsini sorarsın.”“Şimdi!” dedim sesimi yükselterek.“Sesini alçalt küçüğüm, sağır değilim duyuyorum. Sor bakalım.”İstediği alınmış küçük bir kız çocuğu gibi gülümsemeye başladım. “Kardeşin yani Miran ne kuralından bahsediyor? İkiniz niye aynı anda geldiniz? Biriniz gelse olmuyor muydu?”“Küçük kardeşim salağın tekidir. Sorgulamadan denileni yapar. Bir nevi emir kulu da denilir. Kraliçe onu kendi isteğine göre yetiştirdiği için böyle davranıyor. Amacı seni orada ikna edip kraliçeye götürmekti.”“Sen niye götürmedin?”“Gözlerinden korktuyu gördüm. Ürkekti ve çekingendi. Bakışlar her şeyi anlatır, konuşmasan bile küçüğüm.” Ona niye böyle diyordu, kraliçe annesi değil miydi? Evet, öyleydi..“Ona niye kraliçe diyorsun annen değil mi?” “Kraliçe, annem ama onu annem olarak görmüyorum. Her şey oldu ama bir anne olamadı.”Annesizlik çok zor..kendimden biliyorum. Annem doğumda ölmüştü.. kendimi bildim bileli babam denen şerefsiz hep beni suçladı.. Ona göre ben doğmasaydım annem ölmezmiş.. Bazen bende kendimi suçluyordum… Bana dayatılan şeylerle yaşadım, büyüdüm, öğrendim… Bu yaşıma Kadar kendi kendime baktım. Annesi yaşarken onun içinde ölmüştü. İyi ama nasıl ? Sonuçta ne olursa olsun anne.. “Anlatmak istersen dinlerim, belki yardımcı olurum.”“Belki sonra küçüğüm, daha fazla soru yok. Yarın yorucu bi gün seni bekliyor. Dinlenmelisin,” reddedeceğimi anlamış bir ifadeyle, “itiraz istemiyorum.” Söyleyeceğim sözleri yuttum ve bir süre sustum. Meraklı bir ifadeyle, “Peki, ben nerede uyuyacağım?”“İleride yan oda da, temiz kıyafetler ve örtü var, halledersin.”“Teşekkür ederim. İyi geceler gizemli adam.” Ona niye böyle dedim bilmiyorum ama içimden geldi.. “Gizemli adam, bunu sevdim,” göz kırptıktan sonra “İyi geceler, Elisa. “Sonunda tek kalmıştım, her zamanki gibi…Bu yerin hayatımı değiştireceğini hissediyordum. Çözmem gereken olaylar vardı. Ne olduğunu bilmiyorum.. Hiç olmadığım kadar korkuyordum. Bu duyguyu çok yoğun hissediyorum. Çok karışık, buraya uyum sağlayabilir miyim? Bilmiyorum… kapana kısılmıştım, ne gidebiliyorum, ne de kalabiliyorum… Gözlerimin yavaşta kapandığını hissettim. Gözlerimi yavaşça araladım, bir süre tavanı izledim. Nerede olduğum hakkında hiç bir fikrim yoktu. Sahi neredeydim? Yavaşça neler olduğunu hatırlamak için kendimi zorladım. Dışarıdan kuş sesleri geliyordu ama sanki yankılanan bir boşluğun uğultusu gibi geliyordu… Etrafıma bakınmaya başladım. Yumuşak, gri tonlarda bir yatakta yatıyordum. Odanın duvarları tanıdık geliyordu ama sanki bir hayal kırıntısı gibiydi. Bir süre yorganın altında öylece kaldım. Derin bir nefes aldım. Sanki nefes alamıyormuş gibi hissetmeye başladım. Yorganı üzerimden kaldırarak ayağa kalkmaya çalıştım. Birden başım döndü ve yatağa düştüm. Kalbinin hızlanmaya başladı… “Buradayım ama… neresi burası?” Her şey tanıdık gelmeye başladı… Sonra birden, dünü hatırladım. Kaybolmam…Kutay..Ev sessizdi. Yataktan kalmaya çalıştım ve yavaşça odadan çıktım. “Kutay,” diye seslendim. Cevap gelmedi, içime bir korku düştü..Tüm evi gezdim, bakmadığım yer kalmadı. Gitmişti yoktu ama niye … her adım attığımda sanki duvarlar üzerime geliyor gibi hissetmeye başladım. Nereye gitmişti, neden haber vermemişti? O an içimden bir şeyler koptu… kabullenmek istemiyordum. “Kutay?” diye bir kez daha seslendim.Yine yanıt yoktu… Evin sessizliği arttı, bir süre sonra bir fısıltıya dönüştü; derinlerde, zihninin karanlık bir köşesinden yükselen tanıdık bir ses..Gitti..Duvara yaslandım ve yavaşça yere oturdum. Ellerimi dizlerime bastırdım, başımı önüme eğdim. Yutkunmak istedim ama boğazım kurumuştu.. oO an gözlerimin önünde bir sahne belirdi…Yedi yaşındaki halimi…. O sabah, yatakta gözlerimi açmıştım, babam gece evdeydi… sabah yoktu… Korkuyla duvar yaslanıp oturmuştum.. küçücük bedenime sarılarak ağlamaya başladım…. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Kendimi susturmak istedim ama olmadı.. “Ne olur gel..” diye mırıldandım.Tam o anda…Kapı açıldı.. kapının açılmasıyla irkildim. Kutay’ın geldiğini hissettim ama başımı kaldırıp ona bakmadım.. istemedim. Sessizdim, konuşacak kelimelerim yoktu. KutayKapıyı açıp içeri girdim. Elisa’yı yerde oturmuş bir halde gördüm. Bir saniye, ağlamış mıydı? Ağlamış… gözyaşları yanaklarında iz bırakmıştı. Ne olmuştu? Onu bu kadar üzen şey neydi? Nasıl bu hale gelmişti..“Elisa,” cevap vermedi… sessiz kalması endişelenmeme neden oldu. “Ne oldu? Elisa, bu halin ne.. iyi misin? Bir şey yaptın mı?” Sustu, konuşmuyordu. Gözlerinin içine bakmak için karşısına oturdum. Sessizce ağlıyordu. “Elisa…” derin bir nefes alarak devam ettim. “Lütfen, bir şey söyle. Beni korkutuyorsun.”Sanki beni duymuyordu. Bedeni burada ama kendisi burada değildi. Bu durum beni endişelendirmişti. Yanında olduğumu hissettirmek için elimi ona uzattım. Kendisi geri çekti. Bu tepki karşısında şaşırmıştım, beklemiyordum. Tek istediğim yalnız olmadığını anlamasını sağlamaktı. Başını önüne eğdi, elleriyle yüzünü kapadı. İlk kez bu kadar ne yapacağımı bilmiyordum. “Ben… sadece bir kaç işim vardı. Uyuyordun, uyandırmak istemedim. Sen uyanmadan gelirim diye düşünmüştüm.”Sessizlik içinde bir anda konuştu, “ Kutay, herkes neden gidiyor?”Sustum, konuşamadım. Bu soru cevabı olmayan yara gibiydi. Düşündüğüm tek şey ne olursa olsun gitmeyecektim. “Elisa,” dedim. “Bana güven, gitmeyeceğim. Ne olursa olsun buradayım.” Elisa başını kaldırdı ve bana bakmaya başladı. Hiçbir şey demeden ona sarıldım, titriyordu. “Yanındayım.” dedim. Başını omzuma yasladı. Rahatladığını hissettim, artık titremiyordu. Sakinleşmişti, elim saçlarına gitti. Saçlarıyla oynamaya başladım. “Geçmişini silemem ama geleceğin olabilirim.” Kollarımın arasında küçük bir kız çocuğu gibiydi. ElisaKutay’ın kollarının arasında öylece kaldım. Güven hissini unutmuştum..Uzun zaman sonra ilk kez hissediyordum.. bi süre sonra konuştum, “Herkes gider, gitmen gerekirse anlarım.” Kutay birden durdu. Sarılışı daha da sıkılaştı. Kulağıma yaklaşarak konuştu, “Ben gitmek zorunda değilim ve hiçbir şey seni benden götüremez.” Gözlerimi kapattım, inanmak istiyordum. İkimizde susmuştu sessizce sarılıyorduk.O an sessizlik konuşuyordu. Kırılmış bir kızın çığlıkları, gitmemeyi seçen bir adamın kararlığı. İkisi içinde zaman durmuş gibiydi…“Ben sana güvenmek istiyorum Kutay. İçimde bir şey, seninle geldiğimde doğru bir şey yaptığımı söylüyor. Buraya neden geldiğimi bilmiyorum ama… eğer bu yolda yürüyeceksem, yalnız yürümek istemiyorum.”Kutay, o an ilk defa tam anlamıyla gülümsedi. Yorgun ama içten bir gülümsemeydi bu. “İşte şimdi birbirimize güvendik, küçük kurban. Artık birlikteyiz.” İlk kez, kaybolmuş olduğu bu şehirde bir yol haritası vardı. Bu ilk kez tek değildi, Kutay vardı…Belki kaderin seçilmiş kurbanıydı, ama artık yalnız değildi. “Hazır mısın bakalım?” Anlamadım, neye hazır mıydım? “Neye hazır mıyım?”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.