Eski Tersane’nin kapısı rüzgârla birlikte ağır ağır sallanıyordu.
İçeriden gelen sarı ışık, yağmurun içinden dışarı sızıyordu.
Poyraz dürbününü indirdi.
“Patron…”
“Ne var?”
“Bir şey ters.”
Kaşımı çattım.
“Şahin gibi biri, kaçabileceği bir yol bırakmadan burada oturmaz.”
Gece bana baktı.
“Yani?”
“Yani bizi bekliyor.”
⸻
Depoya girdiğimizde ilk fark ettiğim şey sessizlikti.
Fazla sessizlik.
On beş adam bekliyordum.
Ama içeride yalnızca beş kişi vardı.
Ve hepsi de silahlarını bize çevirmişti.
Ortada ise Şahin duruyordu.
Alkışladı.
Yavaş.
Sakin.
Sanki karşısındaki düşmanı değil, yıllardır beklediği bir misafiri karşılıyordu.
“Sonunda geldin Karan.”
Silahımı kaldırdım.
“Bu kadar rahat olmana şaşırıyorum.”
Şahin gülümsedi.
“Çünkü hâlâ benim oynadığım oyunun kurallarını bildiğini sanıyorsun.”
Gece öne çıktı.
“Babamı neden öldürdün?”
Şahin ona baktı.
Ve yüzündeki ifade değişti.
Kısa bir anlığına.
“Bak işte en büyük hatan bu.”
Gece kaşlarını çattı.
“Ne?”
“Sen hâlâ bunun sadece babanla ilgili olduğunu sanıyorsun.”
Masaya bir dosya bıraktı.
“Üç yıl önceki gemi.”
Dosyayı açtı.
İçinden fotoğraflar çıktı.
Ama beklediğimiz şey değildi.
Barut Holding.
Polis kayıtları.
Gazete kupürleri.
“Ben sadece bir parçaydım.”
Karanlık bir kahkaha attı.
“Sen ise yıllardır kendini hikâyenin kahramanı sandın Karan.”
Bakışlarımı kıstım.
“Ne yaptın?”
“Ben mi?”
Başını salladı.
“Ben sadece insanların gerçek yüzlerini ortaya çıkardım.”
Bir ekrana işaret etti.
Depodaki duvarda büyük bir görüntü açıldı.
Konağın içi.
Sığınak.
Biz.
Şaşırdım.
“Bizi izliyordun.”
“Hayır.”
Şahin gülümsedi.
“Ben sizi yönlendiriyordum.”
Gece’nin yüzü soldu.
“Ne demek bu?”
Şahin ona baktı.
“Seni Karan’a göndermedim.”
Bir adım attı.
“Seni Karan’ın karşısına çıkacağını bildiğim yere gönderdim.”
Sessizlik.
“Çünkü sen babanın gerçeğini arıyordun.”
Bana baktı.
“Ben ise Karan’ın zayıf noktasını.”
İlk kez bir şey fark ettim.
Konağa saldırması.
Gece’yi kullanması.
Hepsi aynı planın parçalarıydı.
Ama amaç bizi öldürmek değildi.
Bizi buraya getirmekti.
Poyraz küfretti.
“Patron…”
Başımı kaldırdım.
“Çıkışları kontrol edin.”
Geç kalmıştık.
Şahin’in gülümsemesi büyüdü.
“Bak.”
Saatine baktı.
“Tam zamanında.”
Bir anda depodaki ışıklar söndü.
Karanlık.
Bağırışlar.
Ayak sesleri.
Poyraz ateş açtı.
Ben Gece’yi kendime çektim.
Ama bu kez saldırı bize değil…
Çıkışlaraydı.
Şahin kaçmıyordu.
Kaçışını çoktan hazırlamıştı.
⸻
On dakika sonra ışıklar geri geldiğinde…
Şahin yoktu.
Ama geride bir şey bırakmıştı.
Masanın üzerinde tek bir not.
Karan aldı.
Üzerinde sadece bir cümle vardı:
“Beni bulmaya çalışırken, aslında benim seçtiğim yere gidiyorsunuz.”
Gece kâğıda baktı.
“Kaçtı.”
Başımı salladım.
“Hayır.”
Bakışlarımı karanlık kapıya çevirdim.
“Kaçmadı.”
“Ne yaptı?”
Derin bir nefes aldım.
“Bir sonraki hamlesini yaptı.”
İlk kez yıllardır hissetmediğim bir şeyi hissettim.
Belirsizlik.
Çünkü Şahin güçlü olduğu için tehlikeli değildi.
Ne kadar zeki olduğunu bilmediğimiz için tehlikeliydi.
Ve artık emindim.
Bu savaş bitmemişti.
Daha yeni başlamıştı.
