Eski bölümden kısa bir kesit;
" Çığlık kostümünü çalıyorsun, beni alt etmek için bir maske giyiyorsun. Başarılı oluyorsun da birçok konuda ama bir bakmışız onu birden çaldırıp masum rolüne girerek burada saklanıyorsun. Kızım iğrenç bir yalakasın. " dediğimde bu sefer o saçlarımı çekmeye çalışıyordu ki yan odada sıkılan silah sesi ile bakışlarımız kapıya doğru döndü.
Deniz’den;
Silah sesini tekrar duyduğumuz zaman bu sefer kızlarla ister istemez birbirimize daha çok yaklaştık. O sırada Teoman ve Aras’ta gelmişlerdi. Teoman yanımıza gelie gelmez sanki manavdan iyi sebze seçiyormuş gibi ilk önce kolumdan tuttu, ardından beni kendi etrafımda üç kere döndürdükten sonra iki elini yanaklarıma koyup yüzüme dikkatlice baktı.
Bu çocuğu bu kadar ciddi görmeye alışık değildim, normalde laflarımı esirgemez her seferinde sokarsın lafı ona. Teoman beni incelemeye devam edecekti ki Sıla ona seslendi.
" Teoman, senin zaten sevgilin var, sürtüklerle konuşmanı konuşmanı gerektirecek birşey yok." dediğinde kafayı sıyırmak üzereydim.
“Sıla, salak mısın sen, gerçekten soruyorum." Teomanı göstererek konuşmama devam ettim.
“Hadi diyelim bu salak, enayi. Az önce silah sıkıldı farkında mısınız? Neden bu kadar tepkisizsiniz? " dediğimde Sıla saçını düzeltti ve konuşmaya başladı.
“Hayat bu Deniz, her an herkes ölebilir. Kader işte ne yapacaksın?" dediğinde afallayarak ona baktım, ciddi miydi bu?
“Şaka mısın sen? Masum birisi hayatını kaybederken nasıl böyle rahat konuşabilirsin sen? Belki hastaneye gitse yaşama şansı olacak? Ne kadar vicdansız konuşuyorsun." dediğimde sustu.
“Gerçi sende haklısın, sende kalp yok ki, vicdana gelesin. Sonuç olarak hasta yatağındaki bir kişiyi kendini maske altında gizleyerek eziyet çektirdin. Ne halde olduğu umrunda bile olmadı." dediğimde Sıla artık sıkılmışçasına ofladı.
“Sana neden üzüleyim, ne halde olduğun neden umrumda olsun ki, kimsin sen?" dediğinde gerçekten şu anda konuştuğumuz konuyu da, zamanını da sikmek istiyordum.
“Her neyse. " diye aramıza sıvıştı hemen Ezgi ve ortaya sanki hiç saçmalık yokmuş gibi başka bir saçma fikir sundu.
“Ayrılalım, etrafa göz atalım.” dediğinde kalp krizi geçirecektim sinirden.
" Amacımız daha çabuk ölmekse bence de gayet mantıklı bir fikir.” dediğim zaman bu sefer hepsinin suratı düştü, bunlar hiç korku filmi felan izlemiyor muydu?
“Peki, senin daha iyi bir fikrin varsa artık söylemeye ne dersin Deniz kızım?” Teoman konuştuğu vakit kalbim gene hızlanmaya başladı, kalbim Teoman, aklım ise Aras diyordu.
" Sıla gitsin, baksın. Zaten bunların başımıza bela olmasının sebebi o. “ dediğim zaman Sıla artık üzerime yürümeye çalışıyordu ama önümüzde Ezgi öyle bir aramıza girmişti ki almak güçtü.
" Ya kes sesini zavallı. Zaten senden kurtulamasımlamadım bir türlü, ilaçlarını değiştirmeme rağmen bir yolunu bulup tekrardan karşıma çıktın. Kurtuluş yok mu senden ya?’’ dediğinde ağzım açık kaldı. Tek benim değil, odadaki herkesin hatta sevgilisi Teoman’ın ile ağzı açık kaldı. Sıla benden gerçekten nefret ediyordu ve bu normal bir nefret değildi. Sıla bildiğiniz beni ortadan kaldırmak istiyordu.
Sıla bunları ağzından kaçırmış olacak ki başta tepkimize anlam veremedi ama sonra ne dediğini idrak edince de yüz ifadesini sabit tutmaya çalıştı. Kimseden çıt çıkmıyordu, ne tepki vermeliyiz onu bile bilmiyorduk. Bile isteye beni öldürmeye kalkmıştı ve bu sadece bir kerelikte değildi. Eline geçen her fırsatta bunu değerlendirmişti ve beni her defasında onun sevgilisi yani Teoman kurtarmıştı.
Sıla’yı sevmesem bile hemcinsimin bu kadar acımasız olabileceğini asla düşünmezdim çünkü kadın kadının yurduydu, kurdu değil. Ani tepki vermemeye çalışıyordum ama bunda başarılı olduğum söylenemezdi.
‘’Neden ortadan kalmamı istiyorsun?’’ diye sordum sonunda.
‘’Bilmiyormuş gibi rollenme hemen, Teoman’la aranızda birşey olduğunu biliyorum, gördüm bunu!’’ dediğinde kan beynime sıçradı, ondan hoşlansam bile yaptıkları unutulacak birşey değildi.
‘’Ve sende tüm suçu üstüme yıkma kararı aldın değil mi? Ben Teoman’a yüz vermedim bile.’’ dediğim zaman bu sefer sesini yükseltti.
‘’Yalan söyleme, gördüm sizi doğum günü partimde. Ben gelmesem öpüşecektiniz.’’ dediğinde bende sesimi yükselttim. Odadaki hiç kimse sesini çıkartmıyor, bizi izliyordu bir bok varmış gibi- gerçi vardı- da neyse.
‘’Benim orada ona yaklaşma sebebim tokatı basmaktı.’’ dediğimde Sıla sustu.
‘’Ben sen değilim Sıla, sizin yıllar içinde bana yaptınızı ben sana yapmam. İkinci kadın olmak sizde olduğu gibi bende söz konusu bile değil. Beni kendinle karıştırma.’’ dediğimde bu sefer Teoman konuşmaya başladı. Bu konu sinirimi bozmuştu. Çığlık maskesi takan bey, bayan, amca, teyze neredeydi?
‘’Sizde derken? Ben mi gittim seni davet edip Kutay’la buluşan?’’ dediğinde artık o güzelim sarı tonlu saçlarını yolmak istiyordum.
‘’Kutay ne alaka?’’ dediğimde pis pis sırıttı.
‘’Ne sırıtıyorsun konuşsana.’’ dediğimde derin bir nefes aldı, o sırada Kutay ve Sıla’ya baktım ikisi de tedirgin bir şekilde birbirlerine bakıyorlardı.
‘’ Ben seni Kutay’la sarmaş dolaş gördüm.’’ dediğinde eğer kaşlarım Arşa çıkabilirseydi, şimdiye çıkardı. Çünkü o kadar havalanmıştı ki başım ağrımaya başlamıştı.
‘’Asıl sen Sıla ile sarmaş dolaştın be.’’ dediğim zaman histerik bir şekilde güldü.
‘’Sıla iyi değildi.’’ dediğinde aynı şekilde bende güldüm.
‘’Biri ile randevu verip, haber etmezsen olacağı bu. Ayrıca pekte kötü durmuyordu.’’ dediğim zaman dişlerini sıktı.
‘’ Sende bu yüzden gidip Kutay’a mı sırnaştın?’’ dediğinde yanına yaklaşıp sertçe yanağına tokatı geçirmem bir oldu. Teoman’ın yüzü yana doğru dönmüştü, yanağında benim elimin izi çıkmıştı.
‘’Sen..sen gerçekten iğrençsin. Allah senin bin bir türlü belanı versin.’’ dediğimde sesim titredi, bunu Teoman’da fark etmişti.
‘’Verdi zaten, merak etme.’’ dediğinde bu sefer ben onun yarısını tırnaklarımla parçaladım.
‘’Haklısın, sonuç olarak babanın gazabından kaçmak için annenin arkasına saklanıyorsun.’’ der demez pişman olmuştum. Çünkü az önceki konu beni ne kadar etkiliyorsa, bu konu da onu o kadar etkiliyordu. Benim bu cümlemden sonra ne yüzüme bakmış, ne de benimle konuşmuştu. Sadece benimle de değil, kimse ile konuşmuyordu. Ne kadar onunla konuşmaya çalışsam bile bana izin vermemişti.
Sıla bundan yararlanıp Teoman’ı odanın bir kenarına çektiğinde üzgünce o tarafa baktım. Sıla, Teoman ne derse desin kahkahalarla gülüyordu ve Teoman’da sırıtıyordu.
Birkaç saat daha geçtikten sonra Hakan Akkaya yanımıza geldi.
‘’Çocuklar, artık Çığlık diye bir tehlike kalmadı.’’ dediğinde kaşlarımı çattım, ne yani bu kadar mıydı?
‘’Bunu yapabiliyordunuz da niye beni bunlarla aynı odaya tıktın baba.’’ dediğinde başımı eğdim ister istemez. Bana bakmaya tenezzül etmeden odadan çıkmaya yeltendiğinde Hakan Akkaya onu durdurdu.
‘’ Biraz daha beraber kalmanız gerekiyor, çünkü çığlık Serhat’tı.’’ dediğinde herkes sustu.
‘’Az önce duyduğumuz silah sesi polis tarafından etkisiz hale getiren Serhat’a sıkılmış bir kurşundu. Etraf sakinleşene kadar hepiniz burada kalacaksınız.’’ dediğinde hem rahatlamış, hemde gerilmiştim. Herşey bu kadar kolaysa neden daha önce yapmamışlardı?
Bir bölümün daha sonuna geldik ve sonunda Çığlık’ın kim olduğunu öğrendik gibi ha ne dersiniz?
Bölümü nasıl buldunuz bakalım?