İçeriğe geç

young and beautiful • minsung

Bölüm 7 · 2 dk okuma

young and beautiful • minsung

Bölüm 7

⅛

Sınav dönemi yaklaşmıştı. Bahar, okulun bahçesinde erik ağaçlarıyla dans ederken öğrenciler sınıflara gömülmüştü. Jisung her zamanki gibi dersi dinliyormuş gibi yaparken not defterinin kenarına bir şeyler karalıyordu: küçük figürler, gülümseyen yüzler, uzun bir siluet. Ve o siluetin yanındaki küçük figür hep ayak ucundaydı — yükselmiş, öpüyor gibi...

Minho da aynı sırada, birkaç sınıf ötede, kalemini çevirip çevirip duruyordu. Basketbol maçları azalmıştı ama kafasında dönen bir şey vardı: bu ilişki gerçekti, peki yeterince cesur muydu?

Okul çıkışında onu yine aynı yerde bekliyordu: köşedeki çiçekli ağacın altında. Orası artık onların sessiz noktasıydı. Konuşmadan bile anlaştıkları bir alan. Jisung yaklaştığında Minho her zamanki gibi hafif gülümsedi.

“Bugün yine not defteriyle savaştın mı?”

“Yendim. Sayfayı yırttım, ortalıkta kan yok.”

Birlikte yürümeye başladılar. Bahar güneşi Minho’nun yüzünde, Jisung’un saçlarında parlıyordu.

“Minho,” dedi Jisung aniden. “Sence bu... biz... gerçek miyiz?”

Minho yürümeyi durdurdu. Gözlerini kısıp baktı Jisung’a.

“Gerçek derken?”

“Yani... bilmiyorum. Sadece... bazen senin yanında küçük hissediyorum. Fiziksel olarak değil. Başka bir şey gibi. Sanki... senin dünyanda çok yerim yokmuş gibi.”

Minho cevap vermedi hemen. Elini cebine soktu, sonra çıkarıp saçını karıştırdı. “Sen benim dünyamın tam ortasındasın. Ama... belki ben bunu yeterince göstermemişimdir.”

Jisung başını salladı. “Biliyorum sen çok konuşan biri değilsin. Ama ben... bazen duymak istiyorum. Ben... ‘sana benzemek istemiyorum’ Minho. Güçlü olmak istemiyorum. Sürekli sağlam durmak da. Ben, sadece seninle olmak istiyorum. Senin yanındayken kendim gibi kalabilmek istiyorum.”

Minho, Jisung’un ellerini tuttu. Küçük, ince parmaklar kendi büyük avuçlarının içinde kayboluyordu. Onlara baktı. “Sen olduğun gibi güzelsin. Ben de zaten... sana benzemen için değil, olduğun kişi olduğun için seviyorum seni.”

Jisung’un gözleri parladı. Sonra alaycı bir şekilde sırıttı. “Yani beni bu sinir bozucu halimle seviyorsun?”

Minho kıkırdadı. “En çok o halinle.”

Aralarındaki mesafe kapanırken Jisung bir kez daha yükseldi. Ayak parmaklarının ucuna çıktı, elleri Minho’nun yakasında tutunuyordu. Bu sefer öpüşmeleri uzun sürdü. Sessizdi, rahat, ve sonunda olması gerektiği gibiydi.

Öpüştüklerinde etraflarında kimse yokmuş gibiydi. Belki de gerçekten yoktu. Belki de aşk, onların etrafını görünmez bir zar gibi sarıyordu artık.

Sonra Minho onun saçlarına dokundu. “Biliyor musun,” dedi fısıltıyla. “Senden çok şey öğreniyorum. Kendimle ilgili bile.”

“Ne mesela?”

“Sevmenin... bir zayıflık değil, bir cesaret olduğunu. Sessiz olmanın... her zaman güçlü olmak demek olmadığını. Ve biri sana ellerini uzatıyorsa... artık kaçmamak gerektiğini.”

Jisung gözlerini kapattı bir an. Derin bir nefes aldı.

“Ve sen bana... ilk defa güvende hissettiren kişisin.”

Minho, Jisung’un alnını öptü. “Ben de seninle en çok ben oldum.”

O gün ilk kez el ele okuldan çıktılar. Kimse laf atmadı. Kimse durup bakmadı. Belki bakmışlardı ama onlar fark etmemişti. Çünkü artık saklamıyorlardı.

Aşkları bir yangın değil, bir ateş gibiydi — küçük, sıcak ve dayanıklı. Her gün biraz daha büyüyordu. Her tartışmada güçleniyor, her kahkahada derinleşiyordu.

Birbirlerinden nefret ederek başlayan bu hikâye, şimdi bir şeye dönüşmüştü:

Kendi gibi kalabilen iki çocuğun, birlikte büyüme hikayesine.

‧₊ ᵎᵎ 🍒 ⋅ ˚✮

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.