İçeriğe geç

You belong to me. | Taekook.

Bölüm 2 · 3 dk okuma

You belong to me. | Taekook.

Bölüm 2

Bittiği yerden başlar.

Karşımdaki adam arkasını dönüp kapıya doğru yürürken, yanındaki o kısa boylu, zayıf adam kapının kenarında duran valizimi tek bir hamlede kavradı. Evin önünde yan yana çalışan iki lüks siyah araba bekliyordu. Kısa boylu adam valizimi arkadaki arabanın bagajına yerleştirirken, o adam öndeki arabanın sürücü koltuğuna çoktan geçmişti. Arkama, o lanet eve bir kez bile bakmadan öndeki arabaya doğru ilerledim ve yolcu koltuğuna oturdum.

Arabada geçen uzun sessizlik, saçma bir gerilime sebep oluyordu. Bir eli siyah deri direksiyonu gevşekçe kavrıyor, diğeri ise iki parmağının arasında sıkıştırdığı sigaranın küllerini camdan dışarı döküyordu. Cidden neyin peşindeydi bu adam? Tipi de bir garipti. arkası sağlam şerefsiz tiplere benziyordu. Yaptığı şey çok normalmiş gibi davranması da sinir bozucuydu. Yarısına gelmiş sigarasını parmaklarının ucuyla camdan dışarı fırlattı, ağzındaki son dumanı üfleyerek camı kapattı. Bu kadar sessizlik yeterliydi.

"Babamın borcu varsa beni ne alakadar ediyor?"

Sırıtarak kafasını sağa sola doğru hafifçe salladı.

"Jeon, anlamamakta ısrarcısın sanırım. Babanın gösterdiği fotoğraflarda daha saf ve tatlı duruyordun."

Fotoğraflarım mı? Babamın ona bu teklifi sunup fotoğraflarımı gösterdiğini bilmiyordum. Ayrıca bu yavşak gay miydi? Gay olmasını geçtim, mağarada mı yetiştirmişlerdi bu herifi?

"Aklından ne geçiyor senin, yavşak herif?"

"O şirret çeneni bana saygısızlık yapmak için kullanma. Yoksa bir daha kullanamazsın, Jeon."

Ses tonu önceki alaycı halinden yoksundu. Resmen onu sinirlendirmeyi başarmıştım. Gözlerimi devirip bakışlarımı yanımdaki camdan dışarı, karanlığa çevirdim. Ne sanıyordu bu kendini? Parası var diye insan dahil istediği her şeyi satın alabileceğini düşünmesi yetmiyormuş gibi, bir de uslu durmamı beklemesi tam bir aptallıktı.

☆☆☆

Ormanın tam ortasında, ağaçların evi üç metrelik gri taş duvarın dışından sarmaladığı bir yere gelmiştik. O devasa bariyerlere bakınca gözlerim büyüdü. Ormanın ortasına bildiğin kale inşa etmişti herif kendine. İçerideki malikane, demir kapılar henüz açılmadan bile heybetini belli ediyordu. Siktir, buradan kaçmaya çalışsam önce evin içinde kaybolurdum. Beni düşüncelerimden çekip çıkaran şey arabanın sertçe durması oldu.

"İn, Jungkook."

Babam olacak o herif beni nasıl bir pisliğin içine fırlatmıştı böyle? Arabadan inince arkasına bile bakmadan o koca demir dış kapıya doğru yürümeye başladı. Ben de adımlarımı hızlandırıp arkasından ilerledim. Yürürken ceketinin önünü ilikliyor, sanki çok asil bir bok yiyormuş gibi kasılıyordu.

Herifin arkası bile sinir bozucuydu. Kapıdan içeri girdiğimiz an burnuma direkt pahalı tütün kokusuyla karışık ağır, odunsu bir parfüm kokusu çarptı. Zevkini sikeyim senin. Büyük, kasvetli bir salona geçtik. Salondaki o hakiki deri koltuğa, tıpkı arabayı sürerkenki gibi gevşekçe yayılıp oturdu. Uzun bacaklarını üst üste atıp dik dik bana bakmaya başladı. O bakışları sinirimi altüst ediyordu.

"Bana bak, hırçın çocuk."

dedi, gözlerini gözlerime sabitleyerek.

"Burada kuralları ben koyarım. Şimdi o dik başlı duruşunu bir kenara bırak ve nerede durman gerektiğini öğren."

Alayla güldüm. Dişlerimi birbirine bastırarak ona doğru bir adım attım. Stresten titreyen dizlerimi gizlemek için yumruklarımı sıkmıştım.

"Beni satın aldığını mı sanıyorsun? Babamın kumar borçları ya da kirli işleri beni bağlamaz. Ben senin besleyeceğin evcil hayvanlardan biri değilim."

Bakışları yüzümde, dudaklarımda ve ardından sıktığım yumruklarımda gezindi. Hiç acele etmeden oturduğu yerden kalktı. Boyu benden uzundu ve üzerime doğru yürüyüp tam önümde durdu. Aramızda sadece birkaç santim kalana kadar yaklaştı. Eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdığında nefesimi tutmak zorunda kaldım.

"Evcil hayvan mı?"

Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Elini kaldırıp çenemi sertçe kavradı. Parmaklarının baskısıyla zaten yukarıya kalkık başımı daha çok kaldırdı.

"Evcil hayvanlar söz dinler, Jungkook. Sen ise daha çok... Terbiye edilmesi gereken yabani hayvana benziyorsun."

Çenemi elinden kurtarmak için sert bir hamle yaptım ama kavrayışı o kadar güçlüydü ki sadece canımın acımasıyla kaldım.

"Bırak beni." diye tısladım.

"Bırakmayacağım."

Fısıldadı, tehditkar tonu tüm odada yankılandı.

"Şimdi, ya bu gece odana geçip uslu bir çocuk gibi buradaki yeni hayatına alışırsın ya da babanın bu borcu canıyla ödemesini kendi gözlerinle izlersin. Seçim senin, Jeon."

__________

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.