"Bu kadarını da yapmamışsındır değil mi, baba?"
Jungkook dışarıdan sert görünmeye çalışsa da içindeki o yangını biraz bile söndüremiyordu. Babasının onu sadece bir para kaynağı olarak gördüğünü biliyordu. Kendisine hiç sevgi göstermediğini, bir hiçmiş gibi davrandığını da biliyordu. Buna rağmen bugüne kadar tek bir gün bile şikayetçi olmamıştı.
"Sen eve gelmeden önce eşyalarını topladım, oğlum."
Oğlum. Jungkook, babasının ona en son ne zaman bu kelimeyle seslendiğini bile hatırlamıyordu.
Zaman durmuş gibi, gözleri babasının yüzünde takılı kaldı. Kalbinde ağır ağır nefrete dönüşen o ateş, şimdi bakışlarına yansıyordu. Karşısındaki adama sanki 'senden nefret ediyorum' dercesine bakıyordu.
"Yapmam gerekiyordu Jungkook. Yoksa evimizi kaybedecektik. Sokakta mı kalsaydım yani?"
Evimizi. Kendi alnının teriyle kazanıp satın aldığı ev.
"Bu ev sana ait değil. Gecemi gündüzüme katıp çalıştım. Evi ben aldım. Sen sadece benim paramı yedin. Şimdi karşıma geçmiş, haklıymışsın gibi konuşma."
Babasına karşı ürkek yetişen bir çocuk olarak büyümüştü ama artık bunun hiçbir önemi kalmamıştı. İkisi de bunun gayet farkındaydı. Bay Jeon'un kaşları aniden çatıldı. Dizlerinin üzerindeki elleri yavaşça yumruk halini aldı.
"Saygılı ol Jungkook. Beni sinirlendirme. Yoksa ikimiz de ne olacağını çok iyi biliyoruz."
"Neden saygılı olayım? Düştüğün bu aptalca duruma karşı hâlâ saygıdan bahsetmen ne kadar gereksiz, farkında mısın? Gerçekten saygıyı hak ettiğini düşünüyor musun, baba?"
İğrenmişti. Öz babasına 'baba' demek bile midesini bulandırıyordu. Karşısındaki adam öfkeyle ayaklandı. Üstüne doğru yürüyecekti ki, daha ilk adımını atamadan kapının zili ortamdaki gerilim dolu atmosferi keskin bir şekilde bölüp geçti.
"Daha sonra bu saygısızca davranışların hakkında konuşacağız."
Bay Jeon adımlarını tam tersi yöne çevirerek dış kapıya doğru ilerledi. Demir kapıyı aceleyle açtı. Jungkook arkasındaki koltuğa rahatça yaslandı. Babasının kapının önündeki o yalaka konuşmalarını tam olarak duyamıyordu. Daha sonra kapı sesli bir şekilde kapandı ve içeriye doğru gelen adım sesleri artmaya başladı. Jungkook istifini bozmadan salondan içeri giren kişileri sertçe süzdü. Gelenlerden biri uzun boylu ve esmerdi; diğeri ise kısa boylu ve zayıftı. Uzun boylu olan adam, yani Taehyung, Jungkook'u hızlıca süzdükten sonra Bay Jeon'a alaycı bir şekilde sırıttı.
"Borçların şu andan itibaren kuruşu kuruşuna kapandı."
Ardından bakışlarını Jungkook’a çevirdi. Delici, tekinsiz gözleri doğrudan ona odaklanmıştı.
"Kalk."
"Kalkmıyorum."
Bay Jeon hızla Jungkook'un oturduğu koltuğun yanına gitti. Kolundan sertçe kavrayıp onu ayağa fırlatır gibi kaldırdı ve adamların önüne getirdi.
"Siz bakmayın onun bu saygısızlığına. İyi terbiye edemedim."
Jungkook, tutulan kolunu diğer eliyle sertçe ittirerek babasından kurtuldu. Gözlerinde saf bir öfke vardı.
"Terbiye nedir bilmeyen bir insanın bunu söylemesi ne kadar da saçma."
Bay Jeon öfkeyle dudaklarını aralamak üzereydi ki Taehyung araya girip ikisinin de sözünü kesti.
"Kapayın sikik çenelerinizi."
Taehyung, uzun ve kemikli parmaklarını Jungkook'un omzuna yerleştirerek sertçe sıktı.
"Geliyor musun, yoksa zor yolu mu kullanayım?"
Jungkook bastıramadığı sinirinden dolayı göz kapaklarının titremesine engel olamasa da bunu çok fazla umursamadı. Elini kaldırıp Taehyung'un bileğinden tuttu ve o ağır eli omzundan indirdi. Bu dik başlı harekete karşılık Taehyung'un dudağının kenarı hafifçe yukarı doğru kıvrıldı.
"Temas etmezsen sevinirim. Geliyorum." dedi Jungkook. Ses tonu boş ama bir o kadar da sert çıkmıştı.
_______________
Uykum geldiği için dwvamı yok. Yazım hatası yoktur umarım.