Kaira ve Borin'in topladığı üç meteliklik paralı asker, Güneşsiz Kule'nin batı duvarının dibinde pusuya yatmıştı. Plan basitti: Borin ve adamları nöbetçi değişimindeki kargaşadan faydalanıp kapıdaki birkaç askeri etkisiz hale getirecek, Kaira ise bu karmaşada içeri sızacaktı. Nöbetçilerin yorgun adımları duyulduğunda Borin bir işaret verdi. Paralı askerler gölgelerden fırlayıp nöbetçilerin üzerine atıldı. Çelik çeliğe çarptı, birkaç boğuk nida duyuldu. Kaira için beklediği fırsat doğmuştu. Bir hayalet gibi arbedenin kenarından süzülüp kulenin aralanan kapısından içeri daldı. Her şey plana uygun gidiyor gibiydi. Fazlasıyla uygun. Kaira, kulenin soğuk koridorlarında ilerlerken bir tuhaflık sezdi. Direnç beklediği yerler boş, koridorlar tekinsiz bir şekilde sessizdi. Tam merdivenlere ulaştığında arkasından gelen demir kapının gürültüyle kapandığını ve sürgülendiğini duydu. Karanlığın içinden meşaleler yandı ve bir anda etrafı, kılıçları çekilmiş en az yirmi saray muhafızı tarafından sarıldı. Köşeden çıkan tanıdık bir yüz, tuzağı tamamladı. Borin. Tek gözüyle Kaira'ya bakarken sırıtıyordu. Elinde, Kaira'nın ona verdiği keseden daha ağır, ikinci bir kese vardı. "Kralın teklifi daha iyiydi," dedi omuzlarını silkerek. Ardından, merdivenlerin tepesinde bir silüet belirdi. Kral Theron. Yüzü yorgun ama ifadesi sertti. "Kraliçe'yi kaçırmak akıllıca bir hamleydi," dedi Kral, sesi buz gibiydi. "Ama bir piyonu, vezirinle takas etmeye çalışacağını tahmin etmeliydim. Kardeşini buraya getirmem, senin için bir yemdi. Şimdi, bana karımın nerede olduğunu söyleyeceksin." Kaira kapana kısılmıştı. Kaçış yolu yoktu.
Bölüm 11
11
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.