Gizemli adam beni kurtarmıştı. O sapık herifi döverken ben de hem onu izliyor, aynı zamanda geri geri yürüyüp kaçıyordum. Üzerinde ki deri ceket sırt kaslarını gizlemeye yetmiyordu. Sokak lambası tek ışık kaynağı olduğu için yüzü tam gözükmese de, siyah saçları parlıyordu.
Bir süre daha adamı dövdüğünde adam artık kaçmıştı o ise yanıma doğru yürüdü.
"O piç sana zarar verdi mi? "
Kanayan dizlerimi görünce kısık sesle küfür ettiğini duymam bu boş sokakta normaldi. Yavaşça diz çöküp yaralarıma baktıktan sonra bir anda beni kucağına aldığında şaşırmama engel olamamıştım.
"Ne yaptığını sanıyorsun?"
Dediğimde sesim biraz yüksek çıkmıştı.
"Arabam yakınlarda, senin bu halde eve gitmene göz yumamam."
"Onu anladım geri zekalı! Neden beni kucağına almak zorundasın? "
Siktir, çok güzel kokuyordu. Acaba hangi parfümü kullanıyordu. Kokusu odun, tütün ve kahve gibiydi. Bu üç koku birleşip nasıl bu kadar güzel kokabilirdi? Onun sesi beni düşüncelerimden ayırdı.
"Dizlerin o haldeyken yürüyemezsin bu yüzden uzatma ve sus, küçük hanım."
"Küçük hanım sensin be! "
"Kollarımdayken bunları söylemen ne kadar doğru? "
"Gayet doğru, illâ ki centilmenlik yapacağım diye tutturan sensin. "
Bu dediklerinden sonra o da sustu. Bir süre sonra onun arabası olduğunu tahmin ettiğim bir siyah Audi A3'ü gördüm. Bu araba fazla mafya havası veriyordu. Arabanın yanına gittiğimizde, pardon o beni taşıdığında ön koltuğun kapısını açıp benim binmemi sağladı. O kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçtiğinde, ben de kendi emniyet kemerimi takmıştım.
"Adını söylemedin, adın ne? "
"Alara Yıldırım. "
"Şu zengin olan Yıldırım ailesinin kızı mısın?"
"Evet, senin adın ne? "
"Bora Alkan.
" Bora... Güzel isim. "
"Evin nerede? Evine götürmem için yerini söylemen gerek. "
İki saat yolu tarif etmeye üşendiğim için telefonumdan konumu gösterdim.
"Çok uzak değilmiş.. Tamamdır."
Tekrar korkutucu bir sessizlik oldu. Ben hâlâ o sapığın dokunuşlarından kurtulmuş gibi hissetmiyordum. İçimde garip bir his vardı. Derimi yırtana kadar sürtmek istiyordum. 5-10 dakika sonra geldiğimizi fark ettim. Tam kapımı açacakken o hızlıca arabadan çıkıp kapımı açtığında alaycı bir şekilde güldüm.
"Beni kendine aşık etmeye çalışma centilmen bey."
"Aşkına ihtiyacım yok, küçük hanım."
Bunları dedikten sonra ben evin kapısına doğru yürürken onun da peşimden geldiğini fark ettim. Neden arabaya binip çekip gitmiyordu? Bir anda arkamı döndüm.
"Hâlâ gitmedin sen?"
"Pansuman yapacağım."
"Kendim yaparım, centilmen bey. "
"Ben doktorum. "
"Ne değişir centilmen doktor bey? "
"Doktor olarak benim yapmam gerekiyor? "
"İstedim mi? "
"Fazla uğraşıyorsun, küçük hanım. "
"Fazla uğraştırıyorsun, doktor bey."
En sonunda benim de nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde beni ikna etmişti, ve pansuman yapmak için eve girmişti.
Babam evde yoktu, aslında evde kimse yoktu. Babam yine bir yerlerde sarhoştur, annem arkadaşında kalacağını söylemişti zaten ama abim neredeydi? Neyse, şuan da bunu düşünecek bir halde değilim. Zaten yorgundum, yaralıydım bunlar yetmezmiş gibi kendimi kirli hissediyordum. Dışarıdan belli olmasada aslında hiç bir şeyi unutmuş değildim. Düşünmemeye çalışıp Bora'nın yapacağı pansuman için malzemeleri getirdim. Yürürken biraz topallıyordum.
"Koltuğa otur ve bacaklarını uzat."
Dediğinde istediği şeyleri yaptım. Batikonu pamuğu biraz döküp yaraya bastırdığında çok yanmıştı.
"Hayvan herif! Yavaş yapar insan, bir de doktor olacak.Tıch, tıch kınıyorum seni!"
Alaycı bir şekilde güldü ve bana baktı.
"Bana sen mi öğreteceksin? Öğretecek son kişi falansın."
"Sus ve işini yap o zaman."
"Konuşturma o zaman."
"Hala konuşuyorsun!"
Dediğimde gülüp önüne döndü ve pansumanı yaptı. Kısa bir süre konuştuğumuz şeylerden öğrendiğim şeyler şunlardı. Liseyi çok zeki olduğu için sınıf atlayarak ve erken mezun olarak 15 yaşında bitirmiş, tıp fakültesini tek seferde kazanmış ve şuan 21 yaşında iyi bir doktormuş. Zeki kişiler asosyal olmuyor muydu? Bu hiç asosyal gibi değil? Neyse çok uğraşamam. Bir süre sonra telefonu çaldı ve acil bir şekilde hastaneye gitmesi gerektiği için evden gitti.
Bir kaç saat sonra ben pijamalarımı giyip salonda oturup bir şeyler izliyordum. Ben bir şeyler izlerken babam eve sarhoş ve sinirli bir şekilde geldiği için hemen odama doğru koştum. Hayır, tekrar olamazdı! Yine bana el kaldırmamalıydı!
Odama gittiğimde dolabın içine saklandım, hep buraya saklandığım aklıma geldiğinde küfür ettim. Ama her şey için çok geçti babam bağırarak üst kata çoktan çıkmıştı bile. Nefesimi tutuyordum.
Bir kaç dakika sonra odamın kapısının açıldığını duyduğumda gözlerim dolmuştu ama ses çıkartmadım. Babam dolabın kapağını açtığında ve beni gördüğü gibi saçımdan tuttuğu anda beni yere attı.
"Baba hayır! Baba yalvarırım dokunma!"
"Sana mı sorucam lan ne yapacağımı? Kapat o çeneni! "
Diyerek bağırdığında geri geri kaçmaya başladım. Ama dizlerim yaralı olduğu için çok fazla hareket edemiyordum. Bana sert bir şekilde yumruk attığında gizlice telefonumdan acil aramalardan 112'yi aradım. Babam beni döverken 112'de çağrı hattında olan kadın her şeyi duyuyordu. Ben ise acıdan hem bağırıp hem de durması için ağlayarak yalvarıyordum.
Başımı koltuğun köşesine doğru sertçe vurduğunda kafam kanamaya başladı. Karnıma yumruk atıyordu, kısacası her şeyi yapıyordu. 10 dakika sonra polisler ve ambulans eve geldiğinde bayılmama ramak kalmıştı.
Babamı ters kelepçe tutukladılar beni ise sedyeye koyduklarından sonrasını hatırlamıyorum. Tek hatırladığım beyin tasarım olduğunu duyduğumdu. Sonrası karanlık..
