Sessiz ve uzun bir yolun sonucunda kalacak bir yer bulmayı umut ederek ormanda adım atmayı sürdürdük.
Dünün aksine hava gayet sıcak ve güneşliydi, keskin ayazdan hiçbir belirti yoktu. Etrafıma bakındım. Koyu renkli, kalın gövdeli ağaçlar etrafımızı kaplıyordu. Orman beni ne kadar korkutsa da bir o kadar da rahatlatıyordu.
Nemli havayı içime çektim ve kısa bir süre olsa da ne kadar sürede kalacak bir yer bulabileceğimizi hesaplamaya çalıştım.
Draylen tekrar derin düşüncelere dalmış olacaktı ki gözleri çok uzağa bakıyordu.
“Seni bu kadar düşündüren şey nedir?” diye sordum.
Cevap vermeye pek yeltenmese de -her zamanki gibi- sanırım üstünde duran bakışlarımı görünce huzursuzca kıpırdandı ve hemen ardından konuşmaya başladı.
“Karşıda bildiğim bir kasaba var, belki orada bu geceyi geçirebileceğimiz bir yer bulabiliriz. Tabii hızlı yürümeye yeltenirseniz İzayla hazretleri.”
O bunu söyleyince oldukça gerisinde olduğumu fark ettim. Aslında tek fark ettiğim geride kalmış olmam değildi, konuyu bariz bir şekilde değiştirmeye çalışıyordu. Daha fazla üzerine gitmeden aramızdaki mesafeyi uzun adımlar sayesinde hızlıca kapattım.
Sertliğini koruyan bakışları önümüzdeki ışık süzmesine bakıyordu. Derin düşüncelerinden çıkmayı başarabilmişti. Odaklandığı şeye doğru yaklaştığımda neredeyse mavinin her tonunu içinde barındıran nehri gördüm.
Heyecandan ölüp bitiyordum.
Mavinin her tonunu barındıran nehri gördüğümde boğazımdaki kuruluğu hissettim. Koşar adımlarla nehrin kenarına çömeldim. Ben nehrin kenarında iken Draylen’ın beni izlediğini fark ettim.
“Orada öylece durup suyun ağzına gelmesini mi bekliyorsun?”
Kafasını iki yana doğru salladı.
“Tek alaycı ben değilim burada, değil mi?”
Dudaklarım tek bir yöne doğru kıvrıldı. Gözlerimi kıstım. Ben gülmesini beklerken o matarasına suyunu doldurmakla meşguldü.
Sonuna kadar doldurduktan sonra suyunu içmeye başladığını duyabiliyordum.
Bende o sırada kendi suyumu içmekle meşguldüm.
Boğazımdaki kuruluk dindiğinde gözleri gözlerimle buluştu. Gözlerimi olabildiğince hızlı kaçırmıştım. Yani ben öyle sanmıştım…
Ama onu izlerken yakalanmaktan pek hoşlanmamıştım. Oysaki onda beni izlemeye iten, anlamlandıramadığım bir şey vardı
“Bana diyene bak, kendisi hayal dünyalarına dalmış durumda.” Dedi. Sanırım ilk kez ona söyleyeceğim bir şey yoktu. Ben de sessiz kalmayı tercih ettim.
Tercihime saygı duyarak o da sessizliğimize dokunmamıştı.
Nasıl dünün ayazı kalmamışsa, bizimde sohbetimizden eser kalmamıştı. Bunu yorgunluğumuza bahane edip artık bana sıkıcı gelmeye başlayan yolculuğumuza devam ettik.
Elimde olsaydı onunla konuşup sohbet ederdim çünkü onla sohbet etmek gerçekten de iyi hissettirmişti. Fakat gitmemiz gereken yol ve anladığım kadarıyla yaşadıkları buna mani oluyordu.
-Ballarım kısa olduğunu biliyorum zaten bilerek yaptım diğer bölümü daha çok seveceğinize inancım tam-