Kader; aslında biz plan yaparken başımıza gelenler,hayat ise bu planlara gülendir derdi annem, yine babamın masallarında anlattığı nemrut 'un uykumu kaçırdığı bir gece"Peki ya benim kaderim anne alnımda yazıyordu hani nerde ben niye göremiyorum?"dedim tek nefeste ,annem öyle bir anlatmıştı ki kaderin oyununu meraktan yerimde duramaz olmuş iyice kaybetmistim uykumu"Senin kaderin boş sayfalarla dolu bir kitap onu yazmak senin elinde ama unutma her sayfası bos değil senin kaleminin yetmeyeceği zamanlarda olacak iste o zaman rabbine sığınacak ve alın yazın için dua edeceksin ,bu hayatta sadece doğuma ve ölüme engel olamazsın benim minik yoncam hayatın sana verdiği 3 yaprak için canın uğruna savaş gerekirse imkansız denileni yap ve 4.yaprağı yarat...ve ferhatın beyaz bir güvercin olup uçarak uzaklaştığını gören şirinin eline gökten yavas yavaş süzülen bir beyaz tüğ konmus...
Bir zamanlar babamın sürekli nemrut ile savaşan bozkurtun kazandığı zaferleri, sürüsünü her türlü şartta koruyup kolladığı ve maceradan maceraya koştuğu o masalları ,annemin her seferinde sonunu bilmeden uykuya daldığım o destansı aşk hikayelerini ve narin sesi ile söyleyerek aklıma ve kalbime kazıdığı ruhumun diğer parçasının yerine koyduğum türküleri şimdi birer puslu deniz olmaktan ötede değildi.
Kurdun zorlu savaşı son bulmuş kendisi ile beraber nemrutun da sonunu getirmisti sadece sürüsünü düşünmüş vatan sağolsun demiş arkasında bıraktığı asenayı bayrağa emanet etmisti.Şirin ise sevdasını kaybetmenin acısına dayanamamis kendini gökyüzünde uçan güvercine adamıs beyaz bir tüğ olmaktan öteye geçememisti.
Aslında benim masalım daha ben onu dinlemeye ve yaşamaya doyamadan böyle bitmisti.Yerine kimseyi koyamam sandığım kötü sonlu masalım bitmemis , azrail gibi bir adım arkamdayken, bu kötü sonlu masalın yerini yenisiyle değiştirmek ,kader kitabımdaki bos sayfaları doldurmak için çabalıyordum...
İçimde ki yarım kalmış çocuk yüzünden şarja takmak yerine kafayı yememek için annemin türküsünü duymayı tercih ettiğim için kendime bir küfür savurduğum kapanan telefonuma attığım bakışlarla bıkkınlığımı simgelediğim anda artık kalkmam ve hazirlanip en acilinden adliyeye geçmem gerektiği bir şimşek gibi beynimde çakmisti of püf çekerek kalkip yatağı düzenledim 15 dk fazla uyumayı seçtiğim için kahvaltı etmeye vaktim yoktu hızlıca hazirlanıp adliyeye geçtim dosyaya son kez göz atıp salona girmis savunmamı yapıp çikmistim artik küçükken hayalini kurduğum o koridorlarda yürüyordum ama ne ben hala o küçük çocuktum ne de ruhum tamdı.
Yıllar bazılarına hiç işlemez bazılarına ise acımasız davranırdı bu gece arabadan indiğimde annemin ahiretliğim dediği ayten teyzenin kapısinın önünde duran ayakkabıları yılların acımasızlığını bana bir kere daha hatırlatmisti duygularıni annesi ile beraber toprağa gömmüş birinin gözlerinin dolması bile büyük bir gelismeydi bunun ayten teyzenin ölümü sayesinde olmasını bilemez ve isteyemezdim.
O kadar zamandır dik duruşumun sonucu gece ağrısından uyuyamadığım boynuma yansımış her zamanki gibi sabah pişman olacağımı bile bile anneme koşmuştum sesine,yüzüne,kokusuna,minikk yoncamm diyişine,uydurduğu ama çocukluğumu yaşartan masallarına,yemeklerine,başımı okşayışına ve bana sıkı sıkı sarılıp göğsünde uyutuşuna doyamadığım annemden geriye sadece o güzel türkülerinden 3 kaset ve bir ipek mendil kalmisti kokusu yıllara inat hala gitmeyen ve yaralarımı kurutan o ipek mendil.Burnumda annemin kokusu kulağım da o güzel tınısı ile yavaş yavaş başka bir aleme dalmistim...