İçeriğe geç

Yitirilen Hisler

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Yitirilen Hisler

Bölüm 2

Düşüşün Gri tonu

Gözlerimdeki o sahte parıltı söndüğünde, saat tam 00:10'u gösteriyordu.On dakikalık mutluluk, bütçemin yarısına mal olmuştu. Sanal bir neşe, damarlarımda sidikli bir lüks gibi dolaşmış ve süresi bittiği an, geriye sadece soğuk bir metal tadı bırakarak buharlaşmıştı. Sistem böyle çalışıyordu. Hissedemiyordun; çünkü hissetmek lükstü, lüks ise fakirlerin semtine uğramayan bir gümrük kaçağıydı.Sokak lambaları titriyordu. Neon tabelanın altındaki "Duygu-Matik" cihazının ekranı yanıp sönüyordu: Bakiyeniz yetersiz. Acil durum için 'Kansız Öfke' paketimizi denemek ister misiniz? (%30 İndirim).Ceketimin cebindeki ellerimi sıktım. Parmak uçlarım uyuşmuştu. Mutluluk, o on dakika boyunca göğsümde patlayan güneş gibiydi; ama şimdi... Şimdi göğsümün ortasında devasa bir boşluk, buzdan bir krater vardı. İnsan, hiç tatmadığı bir şeyi özleyemez derler. Yalan. İnsan, parasını verip satın aldığı ve sonra elinden zorla alınan bir gülümsemeyi, hayatının geri kalanında bir cinayet gibi hatırlıyordu.Yanımda, yağmur damlalarının arşınladığı kaldırımda bir kız durdu. Göz bebekleri kocaman açılmıştı. Muhtemelen yepyeni bir 'heyecan' enjeksiyonundan çıkmıştı ya da parasını son kuruşuna kadar verip on beş dakikalık bir 'sevgi' satın almış, şimdi o sevginin son saniyelerinde sarılacak kimseyi bulamayışının paniğini yaşıyordu."Kaç dakikan kaldı?" diye sordu birden. Sesi pürüzlü, tamamen mechanical bir yorgunluktandı.Baktım ona. Gri montu, benimki gibi şehrin pasıyla kaplıydı. "Bitti," dedim kısaca. "Sıfırlandım."Güldü. Ama bu acı bir gülüş bile değildi; sisteme inat yapılan, ruhsuz bir dudak kıvrılmasıydı. "Benim üç dakikam var," dedi ve kolundaki sayacı gösterdi. Dijital kırmızı rakamlar geriye akıyordu: 02:48... 02:47... "Sonra tekrar o koca, aptal hiçliğe döneceğiz."Hiçlik. Adımız bile yoktu bizim. Rakamlardan ibarettik. Onlar bize mutluluğu gramla satıyor, biz de ruhumuzu rehin bırakıyorduk.Cihaza doğru bir adım attım. Cebimde kalan son bozuklukları çıkardım. Acı çekmek bedava mıydı acaba? Yoksa onu bile mi faturalandırmışlardı?"Ne alacaksın?" diye sordu kız, sayacına son kez bakarak."Bilmiyorum," dedim, ekranın mavi ışığı yüzümü aydınlatırken. "Belki de sadece... hiçe dayanma gücü."

Kızın kolundaki kırmızı rakamlar 00:00'ı gösterdiğinde, bir sigaranın filtresine kadar çekilmiş son dumanı gibi tükendi o sahte canlılık. Göz bebekleri küçüldü, rengi soldu, teni kaldırıma yansıyan neonun altındaki gri çamura büründü. Hiçbir şey söylemedi. Arkasına bile bakmadan, şehrin karanlık ve ıslak arterlerine doğru yürüyüp gitti; çünkü artık bir hiçti, yürüyen bir cesetten farksızdı.Tek başıma kalmıştım. Ekranın mavi ışığı gözlerime batıyordu.Parmaklarım titreyerek son bozuklukları metal yuvaya bıraktım. Çıngırtı yerine, cihazın derinliklerinden paslı dişlilerin homurtusu duyuldu. Ekrandaki 'Kansız Öfke' teklifi silindi ve yerine en dipteki, hiç kimsenin yüzüne bakmadığı o küçük, soluk yazı geldi: Sıfır Noktası - Bilinç Kesintisi (Ücretsiz).Öfke bile enerji istiyordu, kalori yakıyordu. Oysa bu son seçenek, sistemin bize borçlu olduğu tek şeydi: Yokluk.Tuşa bastım.Damarlarımda dolaşan o soğuk metal tadı birden bire yayıldı, ama bu kez göğsümdeki buzdan krateri doldurmak yerine, zihnime doğru tırmandı. Gözümün önündeki titreyen sokak lambaları, Duygu-Matik cihazının mavi ekranı ve bu paslı şehir birer birer silindi.Gözlerimdeki o sahte parıltı tamamen söndüğünde, saat artık 00:11'i gösteriyordu. Ve ilk defa, hiçbir şey hissetmiyordum. Lüks değil; nihayet özgürlüktü.

00:11'de her şeyin kararıp nihai bir boşluğa evrileceğini sanmıştım. Ama yanılmışım; bu sistemde yokluk bile telif hakkıyla korunuyordu.Beynimin içinde, o sakin karanlığın ortasında aniden neşeli bir kurumsal jingle patladı. Kulağımın dibinde cıvıl cıvıl, aşırı nazik bir yapay zeka sesi yankılandı:“Bilinç kesintiniz başarıyla başlatılmıştır! Ancak küçük bir hatırlatma: Ücretsiz sunulan bu iki dakikalık ‘Hiçlik’ paketi, bir sonraki maaşınızdan veya günlük kalori hakkınızdan düşülecektir. İtiraz için lütfen ruhunuzu bir üst segmente taşıyın.”Gözlerim istemsizce yeniden açıldı. Sokak lambaları geri gelmişti, Duygu-Matik ise mavi ışık yerine yanıp sönen pembe bir kampanya yazısıyla parlıyordu: ‘Günaydın! Dinlenmiş bir zihin daha verimli çalışır. Sabah sersemliğini atmak için %10 indirimli Kafein-Şok!’Kızın kaybolduğu kaldırımda şimdi onun yerine üzerinde "Sistem Temizliği" yazan gri tulumlu iki tane otomatik çöp toplama dronu duruyordu. Biri metalik kollarıyla beni dirseğimden tutup ayağa kaldırdı.Özgürlük mü? Adamlar özgürlüğü bile rödovansla [kira ile] işletmeye vermişti. Meğer o 'ücretsiz bilinç kesintisi', sadece beynimi uyku moduna alıp ertesi günün erken vardiyasına hazırlayan bir promosyon tuzağıymış.Dronlardan biri omzuma hafifçe vurdu: "Mesaiye son dört saat, bayım. Hadi hareketlenin. Yoksa bu dakikaların bedelini yürüyerek değil, organlarınızla ödersiniz."Yerdeki son bozukluğumu alıp cebime attım. Anlaşılan o ki bu hayatta bayılmak bile planlı projesiz yapılamıyordu. Arka sokaktan gelen çöp kamyonunun ve sabah vardiyası sirenlerinin sesine karışarak yeniden yürümeye başladım; en azından bu kez adımlarımı hangi tarifeye göre attığımı biliyordum.

Bölüm sonu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.