''Arkanı dön ,yavaşça'' diye emretti aynı ses. Söyleneni yaptım ben dönerken ensemdeki çelik geri çekildi ama aramızdaki mesafe milim bile açılmadı; kılıcın sivri ucu bu kez dosdoğru göğsüme yönelmişti. Kılıcın kabzasını tutan adam da dahil olmak üzere karşıma baştan aşağı ağır metal zırhlar kuşanmış iki Zodyak askeri çıktı. Başlarındaki çelik miğferler yüzlerini tamamen gölgede bırakıyordu; miğferlerin dar vizör aralıklarından sadece karanlık ve tekinsiz birer siluet görünüyordu. Sağ tarafta duran asker oldukça iri yarı ve geniş omuzluydu. Ancak üzerindeki ağır plaka zırha rağmen duruşunda tuhaf bir huzursuzluk vardı. Kılıcını bile çekmemişti ; elleri zırhlı eldivenlerin içinde hafifçe kenetlenmiş, miğferinin gölgesinde kalan bakışlarını benden kaçırıp yere sabitlemişti. Metal zırhın içinde rahat edemediği, omuzlarını öne düşürmesinden belliydi .''Komutanım... '' dedi iri yarı olanı. Sesindeki çekingenlik , çelik miğferin içinde boğuk bir yankıyla çıkmıştı. '' Yasak bölgeden bir sivil olabilir mi? '' Evet ,evet ben bir sivildim iri yarı adam çok teşekkürler ben tüccarım falan diyecektim ancak neyse. Kılıcı bana doğrultan adam bir komutandı. Diğer askere kıyasla daha zayıf ama son derece dik bir duruşu vardı. O da tamamen zırhlıydı; miğferinin siperliği yüzünün çoğunu kapatsa da vizörün arkasından süzülen soğuk bakışları karanlıkta net bir şekilde seçiliyordu. Duruşunda ne kasıntı bir abartı ne de bağırıp çağırma gereği vardı. Sadece duruyordu; ama o duruş bile yanındaki askerin sesini çıkarırken iki kez düşündüğünü özetlemeye yetiyordu. Komutan kılıcın ucunu hafifçe indirip pelerinimin altındaki Etheria kumaşını süzdü. Miğferin altından boğuk ama son derece düz bir ses tonu yayıldı. ''Etherialı '' dedi. Ne bağırıyordu ne de panikliyordu sadece durumu tespit etmişti. "Sınırın bu tarafında bir Etherialının ne işi olur, Lucas?"
Lucas denilen iri yarı asker miğferini hafifçe öne eğdi. "B-bilmiyorum komutanım. Belki kampa yaklaşmadan engellemeliydik..."
"Geç kaldık zaten," dedi komutan. Bakışlarını askerinden çekip tekrar bana çevirdi. "Sessizce bizi izliyordu. Üstelik elinde silah da yok."
"Size zarar vermeye gelmedim," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek.
Miğferinin ardındaki gözler beni süzmeye devam etti. Beni Etheria'nın sıradan, zararsız bir köylüsü sanıyordu. Ne soylu kanımdan ne de parmaklarımın ucunda sakladığım, bizim krallıkta bile sadece seçkinlerin bildiği gizli Etheria sihrinden haberi vardı. Tavırlarında yapmacık bir ukalalık yoktu ama bakışlarındaki o mesafeli soğukluk, üzerimde duran çelikten daha tehlikeli hissettiriyordu.
"Ne amaçla burada olduğuna Kral Alistair karar verecek," dedi komutan. Kılıcını yavaşça kınına soktu ama zırhlı eli kabzanın üzerinden ayrılmadı. Ardından başını bile çevirmeden yanındaki askere emretti: "Lucas, önden git. Krala sınırı ihlal eden bir Etherialı yakaladığımızı haber ver. Kampa yürürken kimsenin dikkatini çekmek istemiyorum."
Lucas başını hızla salladı, tek bir kelime bile etmeden geriledi ve ağır zırhının şakırtılarıyla kampa doğru adımladı. Komutanının emrini sorgulamak aklının ucundan bile geçmiyordu.
Komutan aramızda iki adımlık mesafe bırakarak miğferinin vizöründen bana baktı.
"Yürümeye başla," dedi düz bir sesle. "Aptalca bir şey yapmaya kalkarsan kılıcımı tekrar kınından çıkarmam saniyemi almaz."
Pelerinimi sıkıca sarınıp, kimliğimi ve içimdeki gizli gücü bastırarak öne doğru bir adım attım. Kamp ateşinin turuncu ışıkları yaklaşırken, içimde büyüyen tek şey Kral Alistair’ın çadırında beni nelerin beklediğiydi...
Yanımdaki bay komutan ukala ile görkemli ve böyle anlık bir yer için fazla güzel olan kahverengi çadıra ilerledik. Çadırın önü artık boştu komutan ile Lucas' ın konuşmasını dinlerken Kral Alistair ve kızı Aurelia içeri girmişler anlaşılan. Komutan bey boğazını temizleyip tok bir sesle ''Kralım'' dedi. İçeriden gür bir ''Gir'' sesi yükseldi. İçeri girdiğimde içinin dışındanda güzel olduğunu fark ettim bu adam gösterişe bayılıyor gibiydi. Kızı burda yoktu biricik kızını korumalıydı tabi ne demişti ''Geçti güzel kızım ben buradayım .Seni hiçbir karanlığın ya da lanetin incitmesine izin vermem''. Biricik kızı için bir tehtittim anlaşılan, düşman krallığın kampında bu kadar kalmam hataydı zaten üstüne birde kralla konuşuyordum gücü olduğunu biliyordum beni çözememişti anlaşılan. Çünkü kaşları çatık bir şekilde oda bana bakıyordu, bende onu çözememiştim ama ben anlamadığımı olabildiğince belli etmediğimi düşünüyordum.
